CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Maltepe Türkan Saylan Kültür Merkezi'nde düzenlenen CHP Yurtdışı Birlikleri 2018 Genel Değerlendirme Toplantısı'nda yaptığı konuşmada, genel başkan olarak üzerine düşen görevleri olabildiğince yerine getirmeye çalıştığını söyledi.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, "Bizim üstümüzdeki yük çok ağırdır. Sanmayın ki sadece sokaktaki vatandaş için biz bir umuduz. Biz şu anda Türkiye'de demokrasi isteyen bütün dünyanın umuduyuz" dedi.

Siyasetçi olarak görevi ne kadar ağırsa her vatandaşın da ülkesi, vatanı, bayrağı, çocuklarına karşı görevi olduğunu dile getiren Kılıçdaroğlu, aydınlık Türkiye için hep birlikte mücadele edeceklerini kaydetti. Kılıçdaroğlu, sorumluluklarını toplumu aydınlatarak, kavga etmeyerek, bilgiyi paylaşarak, kişisel hırs ve beklentisinin olmadığını göstererek yerine getireceğini anlattı.

Kadın, erkek, yaşlı ve genciyle herkese bu görevin düştüğünü ifade eden Kılıçdaroğlu, şöyle konuştu:

"Bu görevi hepimiz yaparsak, 25 Haziran sabahı aydınlık bir Türkiye'ye, güzel bir Türkiye'ye hep beraber uyanacağız. Bundan benim en ufak bir endişem yok. Nedeni de şu: Düne kadar diyorlardı ki 'Biz oyun kurucuyuz, biz her türlü politikayı belirliyoruz.' Şimdi ürettikleri politikanın altında kaldılar. Aslında süreci yöneten, sağlıklı yöneten, demokrasiye doğru yöneten biziz ve öyle olacağız ve bunu gerçekleştireceğiz. Bilinçli bir politikayla yolumuza devam ettiğimiz zaman çözemeyeceğimiz hiçbir sorun yoktur. Şunu çok iyi biliyorum, Türkiye'nin sorunları var mı? Elbette var. Beş temel sorunumuz var ama bu sorunları aşma iradesi, bilgisi ve kapasitesi sadece ve sadece Cumhuriyet Halk Partisi'nde var. Bütün dünyaya ilan ediyorum, sorunları aşma kapasitesi bizde var. Neden? Bizim söylemlerimiz bilgiye dayalı söylemler. Olayı tahlil ederiz, sorunu masaya yatırırız, bütün ayrıntıları görüşürüz, ondan sonra çözüm üretiriz. Biz diğer partilerin olduğu gibi gecekondu partisi değiliz. Biz köklerini Kuvayı Milliye'den alan, ülkenin çıkarlarını savunan, kişisel beklentileri olmayan ve bu beklentileri geriye atan bir partinin mensuplarıyız."

"BÜTÜN GÜÇLERİYLE ÜZERİMİZE GELİYORLAR"

Kemal Kılıçdaroğlu, dünyadaki en köklü partilerden birisinin CHP olduğunu belirterek, "Türk siyaset tarihinin çöplüğüne, arşivine bakın, pek çok siyasi parti görürsünüz. Hepsinin vadesi dolmuş ve hepsi tarihin çöp sepetinde yerini almıştır. Ama ayakta duran, 100 yıla yakındır ayakta duran, Türkiye Cumhuriyeti tarihiyle bir anlamda aynı süreci yaşayan tek parti vardır, o parti de Cumhuriyet Halk Partisi'dir ve biz de onun onurlu birer üyesiyiz" ifadelerini kullandı.

CHP'li olmanın da kolay olmadığının altını çizen Kılıçdaroğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Yolsuzluklara karşı çıkmak demektir Cumhuriyet Halk Partili olmak. Cumhuriyet Halk Partili olmak demek, yönetim kademesine gelince her kuruşun hesabını vatandaşına vermek demektir. Hesap vermeyi bir ucuzluk, bir kavga nedeni olarak görmeyen, hesap vermeyi namuslu bir görev olarak bilmek demektir Cumhuriyet Halk Partili olmak. Bizim işimiz bu açıdan kolay değildir, zordur. Bize her türlü saldırı yapılır. Tarihte de örneklerini görüyoruz, bugün de örneklerini görüyoruz. Çünkü Türkiye Cumhuriyeti tarihinde yıkamadıkları bir kale vardır, o kalenin adı Cumhuriyet Halk Partisi'dir. Bütün güçleriyle üzerimize geliyorlar, bütün güçleriyle. Düne kadar 'Vesayet, vesayet, vesayet.' diyorlardı. 'Demokrasinin üzerinde vesayet.' diyorlardı. Şimdi demokrasiye tahammül edemiyorlar. Hiçbir vatandaşım unutmasın. 20 Temmuz darbesinden sonra Türkiye farklı bir sürecin içine evrilmiştir. Türkiye ağır sorunlarla karşı karşıyadır."

"BİZİM ÜSTÜMÜZDEKİ YÜK ÇOK AĞIRDIR"

Kılıçdaroğlu, Türkiye'nin beş temel sorunu olduğunu, güçler ayrılığı ilkesinin ülkede kalmadığını, bütün yetkilerin bir kişiye bağlandığını, yargının bağımsız karar veremediğini öne sürerek, şöyle devam etti:

"Gözünü saraya dikiyor, 'Acaba nasıl karar vereyim? Sarayın hoşuna gider mi gitmez mi?' 1940'ların Almanya'sında Goebbels'in dediği gibi hukuk müşavirinin söylediği gibi diyor ki 'Hitler nasıl karar verecektiyse hakim de ona uygun karar verecektir.' Geldiğimiz süreç odur, yaşadığımız tablo budur. Suçsuz insanların hapislere atıldığını çok iyi biliyoruz. Gazetelerin kapatıldığını çok iyi biliyoruz. Üniversite öğrencilerinin tutuklandığını biliyoruz, hapislere atıldığını biliyoruz. Üniversitelerin susturulduğunu biliyoruz. Bize düşen görevin ağırlığını sadece bu sorunlar bile tek başına anlatmaya yeterlidir. Bizim üstümüzdeki yük çok ağırdır. Sanmayın ki sadece sokaktaki vatandaş için biz bir umuduz. Biz şu anda Türkiye'de demokrasi isteyen bütün dünyanın umuduyuz. Medya özgürlüğüne bakın. Medya özgürlüğü kalmadı. Yüzde 90'ından fazlasını bir kişi kontrol ediyor. Onun istediği haberler verilecek. Onun istediği gibi haber yapılacak. İstemediği haberler makaslanacak, yayınlanmayacak. Bunları biz 12 Eylül darbe döneminde gördük, 12 Mart darbe döneminde gördük. Şimdi 20 Temmuz darbe döneminde de görüyoruz. Daha fazlasını görüyoruz. O dönemde bile kısmen üniversiteler konuşabiliyordu, kısmen medya yazabiliyordu. Şimdi tamamını susturdular. O dönemde bile yürekli savcılar vardı, yürekli hakimler vardı. Bugün savcılar, hakimler tamamen susturulmuş vaziyette. Bu açıdan hepimizin sorumluluğu fazladır."

"YENİ BİR ANAYASA YAPACAĞIZ"

Seçimi kazanmaları halinde 25 Haziran sabahı ilk olarak OHAL'i kaldıracaklarını belirten Kılıçdaroğlu, bütün dünyaya "Türkiye'ye bahar geldi, Türkiye'ye demokrasi geldi, Türkiye'ye özgürlük geldi." mesajı vereceklerini dile getirdi.

Türkiye'de demokrasinin vazgeçilmezleri olduğunu ifade eden Kılıçdaroğlu, bunun ardından kuvvetler ayrılığı ilkesini güçlendireceklerini söyledi. Güçlü bir demokratik parlamenter sistem kuracaklarının altını çizen Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti:

"Toplumla uzlaşarak yeni bir anayasa, güzel bir anayasa, toplumun her kesimini kucaklayan bir anayasa, darbe hukukundan arındırılmış bir anayasa, kendi özgür irademizle yapacağız. Hiçbir ayırım yapmadan, kimliği, inancı, yaşam tarzı, kültürü, siyasi bakışı ne olursa olsun yeni bir anayasa, demokratik, özgürlükçü, yeni bir anayasa yapacağız ve her vatandaş anayasa kitapçığını eline aldığında, 'Evet bu benim anayasamdır.' diyecek, 'Bu benim güvencemdir.' diyecek. Bugün geldiğimiz noktada hiç kimsenin can ve mal güvenliği yok. Ben bunu söylediğimde kıyameti koparıyorlardı. 'Vay sen bunu nasıl söylersin.' diye. Ama geçen gün bir zat kalktı kendi manifestosunu açıkladı. 'Herkesin can ve mal güvenliği olacak.' diye. Ne demek bu? 16 yıldır geldiği noktada hiç kimsenin can ve mal güvenliği yok. Şimdi diyor ki 'Ben can ve mal güvenliğini geri getireceğim.' Geçmiş olsun Recep Bey, geçmiş olsun."

YÜKSEK FAİZ ELEŞTİRİSİ

Ekonomik anlamda da Türkiye'nin "başlı başına bir felaketin içinde" olduğunu iddia eden Kemal Kılıçdaroğlu, çok ağır bir tablo yaşandığını savundu. Esnaf, sanayici, çiftçi, emekliye "Tablo nedir?" diye sorulmasını isteyen Kılıçdaroğlu, şöyle konuştu:

"16 yılın sonunda devraldıkları mirası perişan ettiler. Faizden şikayet ediyorlar. Sanki bu memleketi şimdiye kadar Fransızlar yönetiyordu. Yahu sen yönetiyordun. Açıklama yapıyor, Allah aşkına dinleyin. Daha dün açıklama yapıyor. 'Faiz her kötülüğün hem anası hem babasıdır.' Günaydın Recep Bey. Gözlerinden öpüyorum senin, nihayet en sonunda bunu anladın sen. Daha güzel bir şey söylüyor. 'Bizim faizi aşağı çekmemiz lazım.' Bravo vallahi, demek ki faizi aşağı çekmeyi öğrenmiş, faiz aşağı çekilecek. E güzel. Devam ediyor, 'Amerika'da, Japonya'da, Avrupa'da, İsrail'de böyle mi? Böyle.' Yani o ülkelerde faiz aşağı çekilmiş, itiraf ediyor bizdeki çok yukarıda, aşağı çekmemiz lazım. Devam ediyor, 'Biz faizi yüksek tutmakla övünüyoruz.' Sen övünüyorsun, biz övünmüyoruz. Sen faizcisin, sen tefecilere teslim olmuşsun. Bizim öyle bir niyetimiz yok. 'Oyuna geliyoruz.' diyor yani itiraf ediyor. 'Oyuna geldik.' Düne kadar 'Kandırıldık.' diyordu şimdi de 'Oyuna geldik.' diyor. Kim seninle oynadı, kim seni kandırdı? Kim seni oyuna getirdi? Açık ve net, 80 milyonun önünde Türkiye'nin kaynaklarını tefecilere tahsis eden Recep Tayyip Erdoğan'a çok açık ve net, çok namuslu bir soru soruyorum, faiz konusunda seni kim oyuna getirdi, çık anlat. Düne kadar sesin çıkmıyordu, ne zaman ki Türkiye'de milletin sırtına yıktıkları faizi anlattım, şimdi faizden şikayet ediyor. 151 milyar dolar, dışarıdaki bir avuç tefeciye faiz ödedi bu millet. İçeride ne kadar ödediler? 687 milyar lira faiz ödediler. 'Faizi aşağı indirmeliyiz.' E indir kardeşim. Devlet elinde, hakimi emrinde, valisi emrinde, genel müdürü emrinde, efendim Merkez Bankası emrinde, BDDK emrinde. Her şey senin emrinde. Niye indirmiyorsun? Kim sana engel oldu? Tefeciler istemiyor, tefeciler. Yakayı tefeciye kaptırmışsın. Bir ülkenin yöneticileri yakayı tefecilere kaptırmışsa onları oradan alaşağı etmek bizim görevimizdir artık."

Kılıçdaroğlu, Ziraat Bankası'na ev satışlarında yaşanan sorun nedeniyle faizlerin indirilmesi talimatı verildiğini de belirterek, "Çünkü müteahhitlerin sorunu var. Daire satamıyorlar, iş yeri satamıyorlar. 'Faizi indir.' Ziraat Bankası dedi ki 'Emredersiniz.' Hemen indirdi mi? İndirdi. Ne olacak? Sektör rahat edecek. Bir de vatandaş rahat etsin. Bir indir bakalım. Demek ki inebiliyormuş. Talimatınla inebiliyormuş. Şimdi Meclis'ten kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisi de aldılar, ayrıca yeni düzenlemeler yapacaklar. Yap, oraya 'Faiz yüzde 1'dir.' de, 'Faiz ödemeyeceğiz.' de. Niye demiyorsun, gücün yetiyor, imkanın var, yetkin var, yeri gelince konuşuyorsun, bir karış da dil var. Çıkar bunu, 'İptal ediyorum.' de, 'Kaldırıyorum.' de, 'İndiriyorum.' de . Bunu yapamazlar" dedi.