CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin TBMM Grup Toplantısı'nda konuşma yaptı.

Kılıçdaroğlu'nun konuşmasından öne çıkanlar şöyle;

"17 Aralık’ı 17 Aralık olarak görmemek gibi görmemek lazım. 12 Şubat 2007’de Kapıkule’de bir TIR yakalandı. Polis köpeği eroini yakalıyor. Olayın Kapalıçarşı’da bir döviz bürosuyla bağlantılı olduğu ortaya çıkıyor.

Asıl faillerin bulunması için dinlemeye başlanıyor. 18 Nisan 2013’te olayı MİT de fark ediyor. Döviz bürosunu çalıştıran bir İran vatandaşı. MİT, olayı görüyor; olayın hükümete ulaştığını da görüyor.

Bütün seçim boyunca uyuyan vicdanlara seslendim. Bir içişleri bakanı, rüşvet aldı diye bir kişinin önüne yatmaz. İktidar kendisine darbe yapıldığı söylemini geliştirdi. Rüşveti siz aldınız, malı götürdünüz. Darbeyi kim yaptı? O raporlar soruşturma komisyonuna gelecek, onları göreceğiz.

17 Aralık, bir iktidarın bir ülkeyi nasıl soyduğuna tanık olduğumuz tarihtir. Acı olan, halk bunları öğrenmesin diye Meclis TV'ye sansür getirdiler. Niye öğrenmesin? Niye sansür, yasak getiriyorsunuz? Bunun sorumlusu Meclis’i yöneten kişi Cemil Çiçek’tir. TRT iktidar borazanlığı yapıyor. Gün gelince onun da hesabını soracağız.

Ben isterdim ki o bakanlar konuşunca bütün halk izlesin. Yurttaşlara sesleniyorum; firavunlara, hırsızlara, yolsuzluk yapanlara ortak olmayın. Vicdanınız sesini dinleyin, dinlediğiniz gün demokrasi kazanacak, siz kazanacaksınız.

Bu milletin vicdanına sesleniyorum; ayakkabı kutusunda milyonlarca dolar bulunan bir bankanın genel müdürü daha büyük bir bankanın yönetim kurulu üyeliğine atanıyor, sen acaba vicdanını ne zaman uyandıracaksın?

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin TBMM grup toplantısında, Şal Pazarı Dernekleri Federasyonu'ndan partiye katılanlara rozetlerini taktı.

CHP Grup Başkanvekili Engin Altay, Kılıçdaroğlu'nun konuşmasından önce, toplantıya katılanlar arasında Deniz Gezmiş'in ağabeyi Bora Gezmiş ile kuzeni Funda Gezmiş ve Hüseyin İnan'ın kardeşi İrfan İnan'ın da bulunduğunu duyurdu.

6 Mayıs'ın önemine dikkati çekerek sözlerine başlayan Kılıçdaroğlu, "Deniz, Hüseyin ve Yusuf'u sabaha karşı idam sehpasından uğurladık. Onlar ilkelerinden asla ödün vermediler. İnandıkları davanın uğruna hayatlarını feda ettiler. Hiçbirinin bireysel bir amacı, çıkarı yoktu. İstedikleri, sadece özgür ve bağımsız Türkiye'ydi” dedi.

Kılıçdaroğlu, konuşmasında şu ifadeleri kullandı:

"17 Aralık’ı 17 Aralık olarak görmemek gibi görmemek lazım. Şu gerçek bilinmeli. Tarih 12 Şubat 2007. Kapıkule'de bir TIR yakalanır. 202 kilogram eroin bulunur. Rakam büyük çıkınca olay araştırılıyor. Geriye doğru gidiliyor. Kapalı çarşıda döviz bürosuyla bağlantısı olduğu saptanıyor. Bu bürodan yüksek paraların kayıt dışı sirküle edildiği belirleniyor. Yargıca müracaat ediliyor ve 'kimdir bu insanlar, araştıralım' deniliyor. Dinleme kayıtlarına başlanıyor. 17 Aralık sürecinin başlangıcı budur. Bakanlar çıkıyor, bakanların çocukları, bazı bürokratlar çıkıyor, bunlar saptanıyor. Sonra 18 Nisan 2013'te olayı MİT de fark ediyor. Döviz bürosunu çalıştıran İranlı iş adamı. MİT olayı görüyor. Olayın hükümete ulaştığını da görüyor. 18 Nisan 2013 tarihinde Recep Tayyip Erdoğan'ın önüne üç sayfalık rapor koyuyor. Bütün olaylar anlatılıyor. Raporun sonuç bölümünde, Sarraf'ın Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan ve İçişleri Bakanı Muammer Güler ile mevcut ilişkisinin ortaya çıkmasının hükümet aleyhine kullanılabileceği değerlendirilmiş. Aralık ayına kadar tık yok ama olaylar izleniyor. Bu arada Rıza Sarraf da MİT tarafından izlendiği kaygısıyla Muammer Güler'e telefon ediyor, 'MİT beni takip ediyor mu ' diye. Onun verdiği meşhur cevap, 'Araştırdım, kimse seni takip etmiyor. Meraklanma gerekirse ben senin önüne yatarım' diyor. Şimdi ben bütün seçim boyunca, uyuyan vicdanlara seslendim. Bir ülkenin İçişleri Bakanı, rüşvet aldı diye bir başka adamın önüne yatmaz. Dün geldiğimiz süreç, bu sürecin başka noktasıydı. Olay patladı, kamuoyuna yansıdı. İktidar, kendisine darbe yapıldığı söylemini geliştirdi. Rüşveti siz aldınız, paraları siz götürdünüz, malı siz yediniz; darbeyi kim yaptı size?

Halk öğrenmesin diye Meclis TV'ye sansür getirdiler. Bunun sorumlusu, hiç kimse alınmasın ama TBMM'yi yöneten kişidir, yani Cemil Çiçek'tir. Parlamentoyu halka kapatmak diye kavram olabilir mi İnternet üzerinden yayını da engellemeye çalışıyorsunuz. Arkadaşlar uyarıyorlar, 'internet üzerinde ağırlaşma var, insanlar ulaşamıyor' diye. Bakanlar konuştular. Ben isterdim ki o bakanlar konuşunca bütün yurttaşlar seyretsin. Onlara da sansür getirdi. Ben buradan sesleniyorum: Firavunlara, hırsızlara, yolsuzluk yapanlara ortak olmayın. Vicdanınızın sesini dinleyin. Emin olun, dinlediğiniz gün demokrasi kazanacak, siz kazanacaksınız.

TRT’nin tarafsızlığa bakın: 22 Şubat-2 Mart arasında AKP 13 saat 32 dakika, CHP 45 dakika, MHP 42 dakika, BDP 2 dakika. 15 Mart-21 Mart arasında Adalet ve Kalkınma Partisi 17 saat 36 dakika, CHP 1 saat 1 dakika, MHP 1 saat. Tarafsızlığa bakın. 15 Mart-21 Mart tarihleri arasında Adalet ve Kalkınma Partisi 16 saat 26 dakika, CHP 9 dakika 30 saniye, MHP 19 dakika. Sansür ruhlarına işlemiş. Bunlar YSK'nın saptadığı sürelerdir. Şimdi bu TRT tarafsız mı iktidarın borazanlığını mı yapıyor? Gün gelecek hepsinin hesabını soracağız. Biz TRT'yi eleştirdik, sanki diğer alanlarda yok gibi.

17 Aralık süreci bize bir de havuz medyasını öğretti. 630 milyon dolarlık paranın nasıl toplanacağı görüşülüyordu. Havuz medyasının başındaki isim rahatlıkla kamu bankasının genel müdürüne telefon edip 'alo Süleyman 2 milyon gönder' diyor. Biliyor ki ben ne dersem AKP onun uygulayıcısı olacaktır. Sonra bu Süleyman ödüllendirildi. Daha büyük bir bankanın yönetim kurulu üyeliğine atandı. Bu milletin vicdanına sesleniyorum: Ayakkabı kutusu için milyonlarca parayı saklayan birisi, görevden alınmak yerine daha büyük bir bankanın yönetim kurulu üyeliğine atanıyorsa, sen acaba vicdanını ne zaman uyandıracaksın? Ben bunu merak ediyorum.

17 Aralık süreci iki şeyi ortaya çıkardı. Bir; hükümetin devleti nasıl soyduğu gerçeğini ortaya çıkardı. İki; Balyoz ve Ergenekon sanıklarının sahte belgelerle içeri atıldığını hükümet de dillendirmeye başladı.

Vatandaşı önce borçlandırıp sonra teslim alıyorsun. Seçim zamanı diyorsun ki ‘Sakın başka partiye oy verme faiz yükselir, dolar yükselir borcunu ödeyemezsin’. Seni borç batağına sürükleyen bu iktidardan önce sen hesabını sor.

Vergi listesi açıklandı. Bu kadar milyarları aldınız, nerede ödediğiniz vergiler? Rıza Sarraf, ‘Cari açığın yüzde 15’ini ben kapattım’ diyordu. Vergisi var mı, listelerde adı var mı? Sarraf’ın ortak olduğu şirketleri çıkardım, ne kadar vergi beyan ettiklerini de çıkardım.

Royal Denizcilik 7 milyon 250 bin lira, Royal Holding 360 lira, Volkan Gıda Dış Ticaret 1 milyon 346 bin lira, Safir Altın Ticaret İthalat ve İhracat 1 milyon 907 bin lira vergi beyan etti. Kamerun Denizcilik ve Kıymetli Madenler Sanayi ve Ticaret Ltd., Royal Mobilya Dekarasyon ise hiç vergi vermedi.

Aslında bunlar vergi ödüyorlar ama verginin, vergi dairesine ödeneceğinden haberi yok. Vergiyi, paralel vergi dairesine yatırıyorlar, Erdoğan'a yatırıyorlar. Elden, nakit, al parayı diyor

Tetikçi bir savcı vardı, beni ifadeye çağırmış. Üzülmedim, gülüp geçtim. Benim merak ettiğim, bu adamın hukuk diplomasını kim verdi, bu adam gerçekten savcı mı değil mi bunu merak ediyorum. Cumhuriyet savcısını bilirim, saygı gösteririm ama Bilal'in savcısı olduğu yerde, o savcı olmaktan artık çıkar, savcı değildir o. Arkadaşlarım kimin şikayet ettiğini araştırmışlar, hırsız şikayet etmiş. Hırsızın şikayetiyle savcı mı harekete geçer? Demokrasilerde geçmez ama bizim ülkemizde geçer. Çünkü hırsızın koruyucusudur onlar. Deniz Feneri'ni biliyorsunuz. Sonunda soruşturmayı yapan savcıları çıkardılar. Burada da beni çıkaracağını sanıyor.

Benim ifademi alacakmış bu savcı bozuntusu, kim oluyorsun sen. Unutmasınlar bir Cumhuriyet savcıları var bir de Erdoğan savcıları var. Bir namuslu savcılar var bir de namussuzluğunu yazan, çizenler var. İnönü'nün sözünü unutmam. 'Namuslular en az namussuzlar kadar cesur olmak zorundadır' diyor. Ben o namussuzların hepsinden daha cesurum.

TÜRGEV'e paraların nereden geldiğini sormuştum, 99 milyon 990 bin 990 dolar para sana Suudi Arabistan'dan niye geldiğini sordum, cevap yok. Niye gelir gider tablosunu açıklamıyor, madem Bakanlar Kurulu'nca vergi muafiyeti verildi, açıklasın. Açıklamıyor, ihbar ediyor, beni şikayet ediyor. Bunların hepsinin hesabını soracağız. Gün ola harman ola. Gün gelecek hesabını vereceksin.

Bizi, kendi yandaşları gibi bir şey yapıldığı zaman ürkeceğimizi düşünüyorlar. Her CHP'li bir Kuvayi Milliyecidir, göğsünde yürek taşır, namusun timsalidir, ödünsüz bir kahramandır, yurtseverdir, bedel ödemeye hazırdır, inandığı yoldan geri dönmez. O savcıya sesleniyorum; sen değil, yanına Bilal oğlanı da al. O savcıya söylüyorum, sen yetmezsen Bilal'i de yanına al, yetmezse dayısını al, amcasını al, yetmezse babasını al ve gel karşıma."

Cezaevinde beyin kanaması geçirerek yaşamını yitiren Balyoz hükümlüsü Albay Murat Özenalp için yazılan bir şiiri de okuyan Kılıçdaroğlu, “Öldürmekle bu ülkenin yurtseverleri asla bitmeyecek” ifadelerini kullandı.

Kılıçdaroğlu, konuşmasında Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’ın, sözkonusu davalarla ilgili sözlerinden de alıntı yaptı.