CHP'nin grup toplantısında Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu kürsüye çıktığında bir sürprizle karşılaştı.

Kılıçdaroğlu, konuşmasına başlayacağı sırada bir partilinin protesto sesleri yükseldi. Partiden ihraç edildiğini yüksek sesle dile getiren partili, CHP'ye dönmesi sağlanmadığı takdirde demokratik eylem gerçekleştireceğini ifade etti.

CHP lideri protestocuya kürsüden yanıt verdi. Kılıçdaroğlu, "Değerli milletvekilleri ve itiraz eden değerli arkadaşım, beni dinler misin; Cumhuriyet Halk Parti’nin grubu, şov grubu değildir, herkes haddini bilecek. Varsa bir sorununuz, geleceksiniz, kapımız sonuna kadar açık" dedi.

Kılıçdaroğlu, konuşmasını yapmak üzere kürsüye çıktığında da, kadın bir partili tarafından kendisine bir başörtüsü tülbent verildi. Kadına teşekkür eden CHP lideri, boynuna attığı başörtüsüyle grup konuşmasına başladı.

Kılıçdaroğlu'nun "Bir daha tarihe gösterdik ki, CHP değişimin, dönüşümün ve devrimcilerin adresidir" cümlesinin ardından partililer ''Devrimci Kemal'' sloganları attı.

CHP liderinin konuşmasından satır başları:

"CHP, bir toplumu yaratan, devrimleri gerçekleştiren, ciddi reformları yapan bir siyasi parti. Bunları yapanlar, bu partimizin içinde yıllarını vermiş değerli parti büyüklerimizdir. Bazıları yaşamlarını yitirdi, bazılarıyla birlikteyiz. Bu partiye emeği geçen, genel başkandan üyesine kadar herkese şükran borçluyuz ve şükran borçlu olmaya da devem edeceğiz.

Birilerinin hevesi kursağında kaldı, onu çok iyi biliyorum. 'Acaba kavga mı olacak, dövüş mü olacak, birbirlerine mi girecekler?' Yok öyle bir şey. CHP'nin kültürü vardır. CHP bu kültürü, tarihsel derinliklerinden, uygarlıktan, sanattan, edebiyattan alıyor. CHP'de kişisel kavgalar olmaz. CHP, onurlu, dik duran, topluma, halkına saygılı olan, toplumu çağdaş uygarlığa ulaştırmak için çaba harcayan bir partidir. Onun için birilerinin hevesi kursağında kaldı. Ama biz kararlılıkla yolumuza devam edeceğiz. Halkla beraber edeceğiz ve gücümüzü de halktan alacağız.

Erdal İnönü Doğu ve Güneydoğu ile ilgili ilk raporu hazırlayan kişidir. O raporda yazılanlar o dönemde yapılabilseydi bugün farklı bir Türkiye ile karşılaşacaktık. Ama o dönem, kısır siyaseti topluma egemen kılanlar, en ağır suçlamaları yaptılar. Aradan 30 yıl geçti, bugün geriye baktığımızda Erdal Bey'in öngörülerine hepimiz hayran kalıyoruz.

BULDOZERİN ALTINDA KALAN KIZIN AİLESİNİ ARADIM
Şanlıurfa Viranşehir'de 13 yaşındaki bir çocuk, çöp toplarken buldozerin altında kalarak yaşamını yitirdi, aileyi aradım. Bu ölüm 21. yüzyılın Türkiye'sine yakışmıyor. O çocuğun okulda, öğretmenleriyle olması lazımdı. Hükümet sessiz kalsa da biz sessiz kalmadık. Bir belediye başkanımızdan rica ettik, 5 çocuğa eğitim bursu sağlandı, ailenin temel ihtiyaçları karşılandı. Taşeron işçisine sahip çıktık, gücümüz yettiği kadarıyla yoksullara da sahip çıkacağız.

Bir başbakanın edep ve terbiyeden söz etmesi güzel, saygı duyuyoruz. Edep ve terbiye sınırları içinde siyaset kalırsa bundan gurur duyarız. Bu konuda umarım Sayın Başbakan, verdiği sözü tutar. Başbakan, 'Milletin derdini bir kenara bırakıp, kendi dertlerine düştüler' diyor. Parti içindeki değişim, birilerinin kursağında kaldı. Biz kendi derdimize düşmüyoruz, halkın derdiyle ilgileniyoruz. 13 yaşındaki bir çocuk, biz ilgileniyoruz. Sen Türkiye Cumhuriyeti Başbakanısın ilgilendin mi? Hayır, biz derhal ilgilendik. Ben mi halkın derdiyle ilgileniyorum acaba o mu ilgileniyor? Biz halkın her derdine ilgi duyan bir partiyiz, böyle olacağız. Ama Başbakan'ın bir itirafı oldu, bu da güzel bir şey. Sayın Başbakan, milletin derdinden söz ediyor. Biz eskiden millet dertli derken, Başbakan itiraz ediyordu, şimdi 'milletin derdi var' diye itiraf ediyor. Bunun için teşekkür ediyoruz. Bu milletin derdi var ve derdi Sayın Başbakan'ın düşündüğünden çok daha fazla.

YARGIÇLAR HABERAL DAVASINDAN ÇEKİLSİN
Prof. Dr. Mehmet Haberal'ın tutuklanma sürecini ve tahliye edilmesine karşı çıkan iki yargıç aleyhine açtığı tazminat davasını hatırlayın. Tazminat kararının Yargıtay Hukuk Genel Kurulu tarafından onaylandı. Şimdi o saygıdeğer yargıçlara bir görev düşüyor. Yargı etiğini korumak istiyorlarsa, yargıya olan güvenimizi pekiştirmek istiyorlarsa, o davadan çekilmeleri lazım.

Dünyanın en pahalı kurbanını Türk yurttaşları kesecek. Çünkü, tarımı öldürdüler. Bunu görmek istiyorlarsa, kurban pazarına giderek yurttaşlarla görüşsünler. Türkiye, bunu hak ediyor mu?

BAŞBAKAN'IN BİR DEMECİ VAR...
Bugün Sayın Başbakan'ın bir gazetede demeci var. Diyor ki Sayın Başbakan, 'gariban bir vatandaşın yanık sesini duyduğunda gönül teli titremeyenler, halkın gönül telini titretemezler.' Doğru söylüyor aslında. İtirazımız yok. Ama Allah aşkına; emekliyi bu hale getiren, emekliden gönül teli mi bekler? Ben mi emekliyi bu hale getirdim? Sanki yırtık ayakkabı ile siyasete girip köşeyi dönen ben mişim gibi. Doğruları söyleyeceğiz. Devamında Sayın Başbakan'ın başka bir lafı daha var. O da çok doğru bir laf. Diyor ki 'halkın sofrasına oturup soğuk çorbaya kaşık sallayamayanlar iktidara geldiklerinde halkın sofrasını zenginleştirmek için mücadele veremezler.' Ne kadar doğru söylüyor. Teşekkür ederiz. Emekliyi niye perişan ettin? Halkın zenginleşmesine siz hizmet veremezsiniz. Sizin amacınız başka, bizim amacımız başka. Biz halk zenginleşsin, onlar fakirleşsin istiyoruz. Temel farklılığımız bu. Sayın Başbakan garibandan söz ediyor. Merak ediyorum; bu zenginlik, garibana niye bir türlü uğramıyor? Kim önündeki engel? Garibanlara da emeklilere de söylüyorum: Kim sizin önünüzdeki engel? Onu bulduğunuz anda Türkiye'ye demokrasi gelecek demektir. Onu arayın ve bulun.

ALTIN ÇİLEK YEMEDİM
Gariban hep gariban mı kalacak? Gariban üzerinden edebiyat yapıyorsun. Sen iktidarsın. Gariban, gariban olmasın. O da varlıklı olsun, zengin olsun, araba alsın, tatile gitsin. O yurttaşlarıma da sesleniyorum: Sizin zenginleşmenizin önündeki engel kim, kimler? Bensem, gelsinler konuşacağım. Birileri engelse sandıkta gidip onlarla konuşsunlar. O vatandaşlarıma bir şey daha soruyorum; bu süre içinde kimin sofrası zenginleşti? Kendi sofralarına da birilerinin sofralarına da baksınlar. O yurttaşlarıma söylüyorum, vallahi ben altın çilek yemedim."