Hakkâri’de ortaya çıkan tablonun ardından dün Şırnak’ta topladığı kalabalık Başbakan Tayyip Erdoğan için bir nebze teselli olmuştur. Yine de Başbaka’nın sözlerinden kepenk kapatma ve sokakları boşaltma eylemine tepkisinin hâlâ yatışmadığı anlaşılıyordu. Bunda bazı kepenklerin hâlâ kapalı ve sokakların belediye tarafından toplanmamış çöp yığınlarıyla dolu olmasının da payı var gibiydi.

Hakkâri’de kendisinden sonra CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’na gösterilen sıcak karşılama ise, AK Parti’ye bir ara deneyip bıraktığı bir temayı canlandırma fırsatı vermiş gibiydi.

Dün önce Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, daha sonra da Erdoğan, CHP-BDP ittifakı temasını işledi. Arınç’ın Kılıçdaroğlu tarafından uzun tutukluluk süreleri eleştirilen BDP’li belediye başkanları için ‘terörist’ iması kullanması dikkat çekiciydi.

Erdoğan ve Arınç, Kılıçdaroğlu’na “Yerel yönetimlere özerklik” sözü nedeniyle de yüklendiler. BDP’nin özerklik talebine atıfta bulunarak bu sözü CHP-BDP ittifakına örnek olarak gösterdiler.

Kılıçdaroğlu ise dün Ardahan’da, gazeteciler tarafından sorulunca kendi önerdiklerinin BDP’ninkiyle ilgisi olmadığını, Türkiye’nin üniter yapısı içinde ve daha önce Meclis’ten geçen Avrupa Konseyi şartı çerçevesinde söz konusu edildiğini açıkladı. Türkiye bu şartın yedi maddesine şerh koymuştu, CHP de bu şerhlerin kaldırılmasından yanaydı.

Erdoğan da, Kılıçdaroğlu da ne derse desin vatandaş o sözlerin içinden kendi algısına göre olanı anlıyor.

Ancak Erdoğan ve Kılıçdaroğlu’nun Kürt sorunu etrafında sertleşen bu tartışmasından, her iki liderin de seçime üç haftadan az kala hangi oylara doğru ek hamle peşinde oldukları ortaya çıkıyor.

Satranç hamleleri gibi

Erdoğan’ın, seçime kadar Kürt sorununda yeni adım atmayı mümkün görmediği, belki atmayı da istemediği ortada. Bunu yapmadıkça, Doğu ve Güneydoğu’daki oylarını arttıramayacağını, o bölgede oyların doyum noktasına ulaştığını görüyor.

O nedenle bölgede bir miktar oy kaybetme pahasına bir başka alana yönelmiş durumda.

Erdoğan, özellikle İç Anadolu, Karadeniz ve İç Ege’deki geleneksel MHP tabanının gönlünü çelmeye çalışıyor. Son zamanlarda BDP’ye fazla yüklenmeye başlamasının ardında muhtemelen bu hedef yatıyor. Zaten kaset komplolarıyla yaralanmış MHP tabanına bu şekilde yaklaşarak, MHP’yi yüzde 10 barajının altına itmeyi düşünüyor olabilir.

Bana kalırsa, kaset skandalları ters tepti ve MHP’yi toparlamaya başladı. Ama bu AK Parti saflarında ne kadar açık teşhis edilebiliyor? O konuda açık bilgi yok.

CHP ise Kürt sorunu konusunda tutumunu ne kadar özgürlükçü bir çizgiye yerleştirse de mevcut koşullarda bölgeden büyük oy alması zor. Belki AK Parti’ye tepki nedeniyle bölgeden birkaç milletvekili çıkarabilir, o kadar.

Ancak Kılıçdaroğlu, özgürlükçü söylemiyle batıdaki Kürt kökenli seçmenden oy hedefliyor olabilir. Çünkü batıdaki Kürt seçmen, doğudakilerin aksine federalist özerklik gibi taleplere itibar etmekten çok, daha fazla demokratik ve kültürel hak peşinde…

Yine de seçim süreci içinde seyirlik bir mücadele sahnesi önümüzdeki hafta Diyarbakır’da kurulacak. Bir değişiklik olmaz ise, Kılıçdaroğlu 30 Mayıs, Erdoğan 1 haziran, Selahattin Demirtaş da 3 haziran’da Diyarbakır’da konuşacak. İzlemeye değer bence…