Avrupa Birliği (AB) Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış, NTV canlı yayınında Deniz Kilislioğlu'nun sorularını yanıtladı.

Bağış, Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esad'ın tüm dünyada yalnızlaştığını artık Moskova ve Pekin'den aldığı desteğin de azaldığını belirtti ve Esad'a destek vermekle suçladığı CHP'yi eleştirdi.

Egemen Bağış, muhalefetin Suriye'ye olası müdahale için "yeni bir tezkere gerekir" sözlerine de, ''Eğer hükümet olarak yeni bir tezkere ihtiyacı olursa Meclis'e gideriz" cevabını verdi.

İç siyasetteki başlıkları da değerlendiren AB Bakanı, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı adaylığı için; "Bir hayalim yok'', demokratikleşme paketi için; ''Zaman baskısı yapılmamalı'' ve Ruhban okulunun açılması için ise ''Formül aranıyor" açıklamalarını yaptı.

Fenerbahçe'nin 2 yıllık Avrupa kupalarından men cezasının CAS tarafından onanmasına üzüldüğünü söyleyen Bağış, bu karardan Türk spor camiasının ders alması gerektiği mesajını verdi.

Uluslararası toplum Suriye için harekete geçmeye hazırlanıyor. Ama bu sınırlı bir müdahale. Bu açık şekilde görülüyor. Beyaz Saray da ifade etti, "Amaç rejim değiştirme değil" diyor.

Demokrasinin beşiği olarak kabul edilen ve en önemli demokrasi kurumu olarak kabul edilen, insanlık tarihinin en kapsamlı demokrasi ve barış projesi olarak kabul edilen Avrupa Birliği’ni bu süreçte daha faal olmaya davet ettik.

Ama maalesef Avrupa Birliği demokrasinin beşiği sadece beşik gibi sallanmayı algıladı. Ama şu anda özellikle Suriye’deki o yavruların kimyasal silahla katledilmesinden sonra gelen görüntüler bütün dünyada olduğu gibi Avrupa’da da vicdan tatiline çıkmış olanları yeniden görevinin sorumluluğunu hatırlattı.

'MOSKOVA VE PEKİN'DEN SES GELMEMEYE BAŞLADI'
Suriye’de beni umutlandıran yeni gelişmeler de var. Suriye’de 100 binin üzerinde hayat kaybedildi ama BM Güvenlik Konseyi daimi üyeleri içinde bir görüş ayrılığı vardı. Bu konuda sesini yükselten ve Esad rejimine karşı adeta bir garantörlük ortaya koyan gerek Moskova’dan gerek Pekin’den son günlerde bir ses gelmemeye başladı. Güvenlik konseyinin diğer üyeleri zaten böyle bir müdahale konusunda başından beri çok net tavırlarını belli etmişlerdi.

Amaç rejim değiştirme değil bir müdahale olacaksa amaç bu değil denildi. Acaba hükümette bir rahatsızlık var mı? Çünkü bu kozmetik bir operasyon olabilir yorumları da yapılıyor.

Türkiye mağdurdan yana zalime karşı bir duruş ortaya koymuştur. Çok şükür bizim başından itibaren Mayıs ayında biz başbakanımızla Beyaz Saray’a gittiğimiz başkan Obama’nın yaptığı açıklamada 'bizim kırmızı çizgimiz kimyasal silah kullanımıdır' denmişti.

'KABUL ETMEYEN ÜÇ KİŞİ KALDI'
Kimyasal silah kullanıldığını artık kabul etmeyen 3 kişi kaldı. Esad, Kuzey Kore ve Türkiye’de Kemal bey. Onun dışında bütün dünya kimyasal silah kullanıldığını kabul ediyor. Türkiye'nin ana muhalefet partisi hala Esad rejimini kınayamadı.

İki yıldır yaptığımız çağrılara rağmen bu bir dayanışma, kol kola girme aşklarından vazgeçemediler. Esad’ın da bugüne kadar Moskova ve Pekin’den aldığı desteğin artık olmadığını görüyoruz. Ben bu süreçte Esad’ın da kendi canını korumak bahanesiyle bile olsa farklı bir politika izleyeceğine inanıyorum. Eğer Moskova’dan gerekli mesajlar giderse BM Güvenlin Konseyi de bir karar alabilirse hiçbir müdahaleye gerek olmadan Suriye demokrasiye geçebilir. Biz başından beri can kaybı istemiyoruz.

Bizim ne kimsenin toprağında görümüz var ve doğal enerji kaynağında gözümüz var ne de bir başka zenginliğinin peşindeyiz. Biz kendi bölgemizde istikrar ve huzur olsun istiyoruz. Rahmetli Kemal Sunal’ın bir filmi vardır Propaganda diye. Tam Suriye sınırında bölünmüş bir köyü anlatır. Aslında bizim ne kadar yakın olduğumuzu o filmi izleyenler çok net görürler.

Bugün Hatay’da o coğrafya da Suriye’de birçok akrabası olan vatandaşımız var. 500 bin Suriyeli bizim ülkemizde bunların 200 bini 21 farklı kampta devletimizin imkanlarıyla ağırlanıyor. Yaklaşık 300 bini de eş dost akrabalarının yanında kendi imkanlarıyla Türkiye'de bulunuyor. Türkiye bugün kendi vatandaşını dışındaki insanlığa yardım taşımakta dünyanın 4. ülkesi haline geldi.

Bir NATO operasyonu olursa eğer bir tezkereye ihtiyaç olmadığını uzmanlar söylüyorlar. Eğer farklı bir şekilde Türkiye'ye bir talep gelirse yeni bir tezkereye ihtiyaç olduğunu söylüyorlar. Sizin aldığınız sinyal nedir?

Benim vicdanımın verdiği bir sinyal var Suriye’de ufacık yavrular, bebekler, insanlar katlediliyor ve buna karşı hepimizin sesimizi yükseltmemiz lazım. Bütün dünyada vicdan sahibi herkesin buna sesini yükseltmesi gerekiyor. Bunun durdurulması içinde bugüne kadar Suriye’de eli kanlı rejime destek verenlerin öncelikle desteğini çektiğini ilan etmesi gerekir.

Ondan sonraki süreçte de atılması gereken adımlar zaten atılır. Olası bir müdahale olursa bir hava operasyonu olursa veya rejim zayıflatılırsa bir şekilde ondan sonra atılması gereken en önemli adımda barışa en hızlı şekilde geçilmesi. Sadece bir operasyon değil önemli olan orada bir an evvel istikrarın sağlanabilmesi için gerekli adımların atılması.

Suriye rejimi de tutumunu aslında koruyor. Mısır’daki olaylar sebebiyle Türkiye'nin dengeleri sarsıldı Suriye’ye müdahale tamamen bozulacaktır diyor Suriye Dışişleri Bakanı Velid Muallim.

'ONLAR KENDİ DERTLERİNE DÜŞTÜ'
Onlar kendi dertlerine öyle bir düşmüşler ki ne dediklerini ne yaptıklarını pek bilmiyorlar. Onun için çok kafa yormaya gerek yok. Bu kesimleri anlamak için çok çaba sarf eden bir ana muhalefet partimiz var onlara sorabilirsiniz bu soruyu.

Mısır başlığı altında da çok tartışıldı Türkiye'nin dış politikası yine muhalefetin eleştirilerinden birisiydi.

Bu bizim ana muhalefet partisinin duran adam saçmalığından sonra şimdi yalnız adam saçmalığına geçtiğini görüyoruz. Türkiye'nin bir yalnızlığı söz konusu değildir. Mısır’da 70 yıl darbecilerin altında inleyen halk kendi iradesiyle bir anayasayı onayladı yüzde 65 toplumsal desteği olan bir anayasa şu anda ayaklar altına alındı. Halkın seçtiği bir cumhurbaşkanı kendisinin atadığı genelkurmay başkanı tarafından gözaltına alındı bir darbe gerçekleşti. Maalesef darbeye darbe diyemeyen zihniyetler bu vahşete de vahşet diyemediler. Suriye’de bu olaylar devam ederken Mısır gözlerden sanki ırak kaldı gibi ama vahşet devam ediyor orada.

O meydanları dolduran Mısır halkı kendi iradesinin kendi verdiği oyun kendi namusunun bekçiliğini yapmak uğruna aylardır büyük bir mücadele ortaya koyuyor. Mısır’da sayın Mursi eve diğer siyasi tutuklular serbest bırakılır ve seçimden kim çıkarsa çıksın Türkiye onunla iş yapar. Maalesef bugün darbecilere göz kırpanların, medet umanların böyle bir demokrasiye sahip çıkmamaları uzun vadede altından kalkamayacakları bir yüktür. Dünya tarihi kimin hangi konuda nerede durduğunu, kimin adaletten yana olduğunu kimin haksızlıkla, kimin zalimlerin yanında durduğunu da hiçbir zaman unutmayacaktır. Dünyada yeni Firavunlar ürüyor ve bunlara karşı dur diyen, ilkeli duruş ortaya koyan çok az ülke var. Çok şükür torunlarımıza gururla anlatacağımız bir şeydir Türkiye ilkeli bir politika izlemiştir.

Sayın Başbakanın İsrail’i işaret eden açıklamaları oldu ve Amerika Birleşik Devletleri’nde sert tepkiler geldi. Amerika ile ilişkilerde nasıl bir tablo görüyorsunuz?

Bizim Amerika ile ilişkilerimiz o kadar derin ve boyutlu ki her konuda hem fikir olamayız. Aile içinde, bazen eşler arasında farklı fikirler olabiliyor.

'İSRAİL, AMERİKA'NIN YUMUŞAK KARNI'
Amerika’nın da İsrail yumuşak karnı. Ama İsrail’de de bazı yetkililerin Mısır’da Müslüman Kardeşlerle ilgili bazı görüntüleri sözleri var. Şu ana kadar bir yalanlamada olmadı. Orayla ilişkilerimizde özellikle medyamızda abartılan kadar bir ikilem görmüyorum.

Ticaret anlaşmasında iki tarafta Türkiye'yi anlıyor mu?

İki tarafta Türkiye'yi çok net anladığını ve önemsediğini ortaya koydu. Türkiye biliyorsunuz Gümrük birliğine girerken bazı hatalar yapmış ve zamanın şartları bazı hataları kabullenmeye mecbur bırakmış. Avrupa Birliği yeni bir ülke ile serbest ticaret anlaşması yaparken Türkiye o anlaşmanın bütün kurallarına uymak zorundayken o anlaşmanın getirilerinden tamamen yararlanamıyor. O zamanlar bizi Kıbrıs Rum Kesimi ile ticarete zorlarlar korkusuyla bir çekinme sebebi olmuş. O yüzden Türkiye otomatik taraf olmuyor. Ama gerek Amerika Birleşik Devletleri gerek AB ile yaptığımız temaslarda iki tarafta Türkiye'nin gerek Gümrük birliği üyeliğini gerekse kendileriyle olan ticari hacimlerini çok önemsedikleri için yapacakları anlaşmada Türkiye taraf olsa da olmasa da Türkiye'nin zarar görmemesi ve Türkiye'nin kendi içinde gümrük birliği üyeliğinin tartışmaya açılmaması için hassasiyet gösterecekleri konusunda güvence verdiler. Onlarda çok net biliyorlar ki burada olumsuz bir tablo ortaya çıkarsa Türkiye haklı olarak kendi çıkarlarını masaya yatıracaktır ve gerekirse Gümrük Birliği üyeliğini tartışmaya açacaktır.

Avrupa Birliği süreci müzakerelerde 22. fasıl konusunda Almanya ile bir sıkıntı yaşanmıştı. Faslın açılmasına karar verildi ama 3 ay sonrasına bırakıldı. O dönemde Gezi Parkı süreci ve sizin Merkel’le olan durumunuzda çok tartışılmıştı.

Gezi Parkı ile alakası yok aslında onu bahane ettiler. Orada asıl amaç 22 Eylül’de Almanya’da yapılacak olan seçimler. O seçimler öncesinde sayın Merkel’in Almanya’daki bazı seçmene vermek istediği mesajdı. Avrupa Birliği üyesi ülkeler Almanya’yı da ikna ettiler 22 faslın açıldığını ilan ettiler. Ama açılış törenini Almanya’daki seçimler sonrası bir tarihe atmak için ilerleme raporunun sonrasına bırakıldı. Biz o faslı açılmış kabul ediyoruz. Litvanya dönem başkanlığı başladı biliyorsunuz.

Mali politikalar faslını ki Sarkozy döneminde engellenen bir fasıldı onun açılması için bir çabamız var onun için toplantılar yapacağız. Türkiye Avrupa Birliği yolunda hedefleri çok net belirlemiş bir ülkedir. Bizim için üye olup olamamaktan daha da önemli olan Almanya’daki otoban standartlarını Türkiye'nin 81 ilinde vatandaşlarımızın hizmetine sunabilmek, İngiltere’deki eğitim standartlarını sunabilmek, İtalya’daki moda ve marka standartlarını, Fransa’daki gıda standartlarını, İsveç’teki insan hakları, ifade özgürlüğü standartlarını ki yakında yeni bir demokrasi paketi bakanlar kurulumuza sunulacak meclise sevk edilecek. Bütün bunlar Türkiye'de önemli gelişmelerin olduğunu gösteriyor. 20 yıl evvel bu ülkede insanlar etnik kökenini dile getirmeye korkuyordu.

Sayın Başbakan uzun zamandır Brüksel’e gitmedi. Yakın bir tarihte çok çalışıldığını biliyoruz ama bir takım pürüzler çıktı gidilemedi.

Gitmemeyi tercih ettik. İtibarlı bir politika izliyoruz bu faslın açılmasından sonra sayın başbakanımızın önünde bekleyen bir çok davet var. Avrupa Parlamentosu başkanının daveti var, Avrupa Komisyonu başkanının daveti var, konsey başkanının daveti var. Onun dışında Belçika hükümetinden davet var. Biz Avrupa Birliği bakanlığı olarak orada bir bina satın aldık o daimi temsilcilik binamızın resmi töreni yapılmadı. Bütün bunları değerlendireceğimiz bir Belçika Bürüksel ziyareti olacak.

Vize muafiyeti konusundaki son tabloyu biraz anlatır mısınız?

Vize muafiyet müzakerelerinin başlanması ile ilgili ufak pürüzler vardı onlarla ilgili son görüşlerimizi de Brüksel’e aktardık. Komisyon tatilden döner dönmez ki Eylül başında onlardan bir cevap bekliyoruz. Türkiye'nin ulusal çıkarları ile ilgili bizim göçmenlik politikamız, sığınmacı politikamız, dışarıdan Türkiye'ye sığınmak isteyenlerle ilgili ortaya koyduğumuz sınırlamaların kalkıp kalkmamasıyla ilgili bazı hassasiyetlerimiz vardı.

Avrupa komisyonu da Türkiye'nin bu hassasiyetlerine hak verdi. Bunun resmileşmesi ve yol haritasının netleşmesini bekliyoruz. Bugüne kadar bu müzakerelere başlayan ülkelere 3 yıl içinde tamamlamışlar. Bende ümit ediyorum ki üç yıl içinde anasının ak sütü gibi hela olan vizesiz seyahati bizim vatandaşlarımızda gerçekleştirebilecektir.

Ruhban okulu konusu çok tartışılıyor bu paketin içinde olacak mı? Türk hükümeti açıyor mu Ruhban okulunu?

Ruhban okulunu hükümet kapamadı yargı kararıyla kapandı. Ama o yargı kararını aşacak bir formül arayışımız var. Bazı konular uluslararası camianın özellikle taraf olan ülkelerin eş zamanlı adım atmaları çok çok önemlidir. Batı Trakya’daki Müslüman kardeşlerimiz Türk kardeşlerimizin bir çok sıkıntısı vardır. Yunanistan’ın gelmiş geçmiş bütün başbakanlarının sayın başbakanımıza o sorunların aşılması konusunda söz verdiklerinin birinci el şahidiyim. Bu bir siyasi meseledir Yunanistan’da da bu konuda iyi niyet adımlarının atıldığına dair kararlar ortaya çıkarda bu konuda Türkiye'nin de eli rahatlar. Biz karşı tarafın bu adımları atmasını umut edelim paket geldiği zamanda içinde ne olacak ne olmayacak onu değerlendirdikten sonra sizinle paylaşalım.

MEB’e bağlanma 71 kararına dönem ağırlık kazanıyor gibi bir görüş var.

Türkiye'deki Ortodoks vatandaşlarımız açılsın da nasıl açılırsa açılsın görüşündeler. Kendi dini inançlarını yaşayabilmeleri için o din adamlarına ihtiyaç var ve onları yetiştirecek okula ihtiyaçları var. Bunun bir hukuki boyutu var hangi formülle daha rahat açılacaksa sonuçta bir insan hakkı meselesidir.

PKK’dan çözüm süreciyle ilgili son dönemde üst üste açıklamalar geliyor. Çekilmenin durabileceği konuşuluyor sürecin çökebileceğinden söz ediliyor.

2002 seçimleri öncesi bölge halkı OHAL kalksın başka bir şey istemeyiz diyordu. Bundan 20 yıl evvel bu ülkenin cumhurbaşkanı benim annem Kürt’tür diyordu, teyzem Türkçe bilmez diyordu ama ben Kürdüm diyemiyordu. Bugün mahkumlar kendilerini istedikleri dilde savunabiliyorlar, ana dilde ziyaretçileriyle konuşuyorlar, siyasiler istedikleri dilde propaganda yapabiliyorlar, devletin televizyonu 24 saat Kürtçe ve başka dillerde de yayın yapabiliyor.

Hala aşılması gereken meseleler var. Bunları takvime bağlayıp sıkıştırmaktansa toplumsal talebin içinde bunun gerçekleşmesi çok daha anlamlıdır. Bir kuruluşun, örgütün veya bireyin bu takvimi sıkıştırarak sürece zarar vermesi çok yanlış olur. Hiçbir ülke kardeşlikle bölünmez kalleşlikle bölünür dedik. Birbirimizi değiştiremeyeceğimizi kabullendik. Herkesin farklı tercihleri, etnik kökeni ana dili olacak. Ama bir de ortak paydamız olacak hepimizi kucaklayan bir ortak bağ var, bu ülkenin bireyi olmak. Tarihte de en güçlü olduğumuz dönemde insanı yücelt ki devlet yücelsin dediğimiz dönemdir.

İstanbul Büyükşehir Belediye başkan adaylığı gibi bir hayaliniz var mı?

Benim bir adayım yok bir hayalim de yok. Ben verilen görevi en iyi şekilde yapmaya çalışıyorum. AK Parti’de hiç kimse kendi görevinin dışındaki göreve aday olmaz. O dediğiniz yaklaşımlar Cumhuriyet Halk Partisi’nde ve diğer siyasi partilerde çok vardır. Çünkü onlarda hizipçilik vardır bizde verilen görevi en iyi şekilde yapma anlayışı vardır. Bana bugüne kadar verilen görevleri nasıl en iyi şekilde yaptıysam partim genel merkezim hangi görevi layık görür verirse onu en iyi şekilde yapmaya çalışırım. Biz hizmeti kendimiz için değil milletimiz için yapıyoruz.

Bugün spor basınının ve Türkiye'nin önemli gündem maddelerinden biri Uluslararası Spor Tahkim Mahkemesi'nin (CAS) Fenerbahçe ile ilgili kararı.

Bu karar sadece Fenerbahçe ile ilgili bir karar değildir bu Türk futbolu ile ilgili bir karardır. Ben de bir Fenerbahçe taraftarı olarak üzüldüm ama bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak üzüldüm.

'BU DA BİZE BİR DERS OLSUN'
Bunu bir elin kolun budanması olarak değil de bir sakal traşı olarak algılayalım. Çıkması gereken mesajı hep birlikte benimseyelim özümseyelim ve bir daha Türk futbolunun hiçbir şekilde böyle bir kararla karşı karşıya kalmaması için gerekli adımları birlikte atalım. Bizim Türkiye'de şikesiz, soru işareti bırakmayan, dopingsiz, tertemiz spora kavuşmamız için her alanda atmamız gereken adımları atalım. Bu da bize bir ders olsun.