Hüseyin Üzmez'in sanık olarak yargılandığı davada 14 yaşındaki B.Ç için ruh sağlığı bozulmamıştır yönünde rapor veren Adli Tıp Kurumu bu sefer de Münevver Karabulut olayıyla gündeme geldi.

Münevver Karabulut'un otopsisi sırasında giysilerinde bulunan spermin daha önce otopsisi yapılan bir cesede ait çıkması akıllara bu tür durumlarla daha önce de karşılaşıldı mı sorusunu getirdi.

Ntvmsnbc'ye konuşan İstanbul Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Profesör Doktor Şebnem Korur Fincancı, böyle bir durumla ilk kez karşılaşıldığını söyledi.

Münevver Karabulut’un otopsisinde giysilerinde bulunan spermin, otopsisi yapılan başka bir kişiden bulaştığı ortaya çıktı. Daha önce böyle bir durumla karşılaşıldı mı? Böyle bir durum sık görülen bir durum mudur?
DNA incelemelerinin başlamasıyla birlikte bu titizliğe ihtiyaç var. Onun öncesinde bu tür bir inceleme yapılmadığı için böyle bir bulaşma riski sözkonusu değildi. Bugüne kadar böyle bir bulaşma da ortaya çıkmadı ilk kez olan bir durum.

Burada ben öncelikle basına bir şey söylemek istiyorum. Adli Tıp’ta böyle bir hata oldu, üzücüdür, bir kere bile olsa çok çok önemlidir. Ama hatanın düzeltilmiş, fark edilmiş olması da çok değerli. Bir başka nokta, özellikle bu olaylarda gündeme doğrudan Adli Tıp Kurumu’nun taşınması ya da hekimlerin taşınması ama yargının eksikliklerinin hiç tartışılmaması rahatsızlık verici bir durum. Elinden katil zanlısını kaçırmış, zamanında müdahale edememiş bir sistemden söz ediyoruz. Olay yeri inceleme ekipleri olay yerine gidiyor ama yanlarına bir adli tıp uzmanı götürmeyi akıllarına bile getirmiyor.

Dolayısıyla delillerin toplanmasında bir sürü eksiklik ortaya çıkıyor. Bunlardan hiç söz etmiyoruz, eleştirmiyoruz. Hep Adli Tıp Kurumu’nu bunun üzerinden de hekimleri eleştiriyoruz. Bu doğru bir bakış açısı değil. Hüseyin Üzmez olayında da benzer bir yaklaşım sergilendi. Kurum raporunda eksiklik olabilir ve bu tartışılır. Ama istismarı belli olan bir adamı tahliye eden hakim hiç eleştirilmiyor.

İlk kez böyle bir hata olmuş. Çok da üzücü ama kurumda çalışanlar hemen fark ediyorlar, geri dönüyorlar, tekrar tespitleri yapıyorlar ve ortaya çıkarıyorlar. Ama bu elbiseler olay yerinde neden incelenmedi? Elbiseler olay yerinde adli tıp uzmanı tarafından alınmalıydı. Savcı oraya bir adli tıp uzmanı götürmeliydi. İşleyişte başından aksaklık olan bir sistemde bir teknisyen eldivenini değiştirmedi, evet yapması gerekiyordu. Büyük bir hata tabii ki ama sadece o günah keçisi durumuna düşüyor.

Türkiye ve dünyadan da örnek verecek olursanız en fazla ne tür hatalarla karşılaşıyorsunuz?
Bulaşma çok önemli, özellikle DNA incelemelerinin bütün dünyada başlamasıyla birlikte en önemli risklerden bir tanesi bulaşma riskidir. Dolayısıyla çok titiz ve steril koşullarda çalışılması gerekir. Olay yeri inceleme ekiplerinden başlayarak herkesin özel giysilerle olay yerine girmesi her yapılan işlemde mutlaka temizlik yapılması, eldiven değiştirilmesi gibi önlemlerin alınması gerekiyor. Ama bütün bu önlemlere karşın bulaşma ile karşılaşılabiliyor. Bu tür durumlar dünyada da olabiliyor.

Çok iyi iş akış şemalarının, görev tanımlarının yapılması gerekiyor. Eğitim almış çalışanlara gereksinim var. Dünya da özellikle otopsi yardımcılarının eğitimli olması süreci belli ülkeler dışında yaygınlaşabilmiş değil. Birçok ülkede bu insanlar alaylı yetişiyorlar. Bunların getirdiği sıkıntılar olabiliyor.

Bunun dışında alınan örneklerin kodlanması ve kodlama sisteminde karışıklık olması gibi durumalar olabiliyor. Örneğin; kan ya da idrar alındığında bunların kodlanması sorun olabiliyor. Örnekleri taşıma sırasında kırılma gibi durumlarla karşılaşabiliyoruz. Koruyucu olarak kullandığımız birtakım maddelerin etkinliklerinin yeterli olmaması nedeniyle örneklerin bozulması sözkonusu olabiliyor.

Karşılaştığınız bu durumlarla ilgili bir örnek var mı?
Türkiye’de önceki yıllarda özellikle çok karşılaşılan bir durum vardı. Türkiye’nin değişik illerinde yapılan otopsilerden alınan örnekler cam kavanozlara ve aralarına da talaş, saman konarak paketlenip Adli Tıp Kurumu’na gönderiliyordu. Taşıma sırasında da örnek kavanozları kırılıyordu. Döküldüğü için her şey birbirine girip örneğin elden gitmesi gibi durumlarla çok karşılaşılabiliyorduk. Ama şimdi Adli Tıp Kurumu’nda çalışmadığım için karşılaşılıyor mu bilmiyorum .

Çok yakın bir örnek verebilirim. Değişik yerlerde kemikler bulunuyor ya da insanlar kayıplarıyla ilgili birtakım yerlerde aramalar yapıyorlar. Dozerlerle girilip kazılıyor olay yerleri. Bu inanılmaz dehşet verici bir hata. Burada sorumlu olanlar da savcılar. Çünkü bu gibi olaylarda böyle bir kazı işlemi asla yapılamaz. Bu neredeyse kasıtlı suç diye tanımlanabilir. Taksirli değil, kasıtlı suçtur. O tür kazıların mutlaka arkeolojik yöntemlerle yapılması gerekir. Delillerin kaybolmaması için çok incelikli çalışılması gerekiyor.

Hijyenik ortamlarda çalışılmaması ne gibi sorunlar yaratabiliyor?
Kural olarak her cenazeyle ilgili işlem başlamadan önce çalışanların eldivenlerini değiştirmeleri gerekiyor. Hem hekimlerin, hem de teknisyenlerin saçlarının dökülmesini engelleyecek, üzerlerindeki bir takım delillerin cenaze üzerine taşınmasını engelleyecek giysiler giymeleri gerekir. Bir de her cenazede mutlaka eldivenin değişip çalışmanın yeni bir eldivenle yapılması gerekir. Bir cenazeye müdahale ettiğinizde onun doku artıkları da elinizde kalıyor. Eğer eldiven değiştirmezseniz onu başka cenazeye taşıyorsunuz. Ayrıca otopsi masalarının da temizlenmesi gerekiyor.

Son olayda ölen bir kişinin spermi nasıl oluyor da elbisesine bulaşıyor?
İki şekilde ortaya çıkabiliyor. Birincisi ölümle birlikte bütün kaslar gevşiyor. Kaslar gevşediğinde de vücuttan idrar, gayta atılıyor ve çamaşırlara giysilere bulaşıyor. Bu ölümün beklenen bir sonucu aslında. Yine benzer bir durum ölümden sonra kasılmayla birlikte de olabiliyor. Vücuttan gevşemeyle tam olarak atılmamışsa kasılmayla birlikte sıvının dışarı doğru itilmesi sözkonusu olabiliyor. Bu durumda da yine vücut salgıları giysilere bulaşabiliyor.