Kocasakal: Film aynı, senaryo aynı

Ergenekon'daki son gözaltıları yorumlayan İstanbul Barosu Başkanı Kocasakal, "Film aynı, senaryo aynı, kurgu aynı. Artık 'yargı sürecini bekleyelim, bakalım nedir' sözü hiçbir şey ifade etmiyor" dedi.

03.03.2011 - 16:58

Türkiye bu sabah yeni bir gözaltı dalgasıyla güne başladı.

Ergenekon soruşturması kapsamında aralarında gazeteciler Nedim Şener ve Ahmet Şık'ın da olduğu 10'u aşkın kişi gözaltına alındı.

Son gözaltıları İstanbul Barosu Başkanı Ümit Kocasakal NTV yayınında değerlendirdi.

Kocasakal şunları söyledi: "Bu yaşadığımız geldiğimiz tırnak içinde ileri demokrasiyi ortaya koyuyor. Bizler artık her gün neredeyse baskınlar gözaltılar ve aramalarla güne uyanıyoruz. Ben burada vicdanı olanlara sesleniyorum. Her nedense bütün bunlar siyasi iktidara muhalif olan bir takım kişilerle ilgili oluyor. Film aynı, senaryo aynı, kurgu aynı. Eve geliniyor arama yapılıyor, sonra gözaltı ondan sonra tutuklama, tutukluluğa itiraz, itirazın reddi. Artık 'yargı sürecini bekleyelim, bakalım nedir' sözü hiçbir şey ifade etmiyor.

BU ORTAM İLERİ FAŞİZM
Bizim itirazlarımız esastan ziyade usuledir. Usulle ilgili eleştiriler bakımından yargı sürecinin beklenmesine gerek yoktur. Eğer arama usulsüzse, gözaltı usulsüzse bunun yargı süreci ile ilgisi yoktur. Bu hukuksuzlukları meşrulaştırmaya çalışmaktan başka bir işe yaramaz. Arama diyorsunuz arama bir kere yönetmelikte açık aramanın nedenini oluşturan fiil somut olgular, neyin aranacağı bunların hepsinin belirtilmesi gerekiyor. Yoksa gireceksiniz, insanların her şeyini kitaplarını çuvallara koyacaksınız ne çıkarsa bahtımıza böyle bir arama böyle biz gözaltı olmaz. Ceza muhakemesi kanunu 91’de savcının daha başlangıçta gözaltı kararı verebilmesi CMK’ya göre mümkün değil. Şimdi Türkiye bir korku toplumuna dönüştü. Şu gözaltılar şu aramalar kimseyi şaşırtmadı, bunların arkası da gelecek. Bu Ergenekon öyle bir bohça ki istediğiniz zaman istediğiniz kişileri atabileceğiniz bir şey. Ben o yüzden artık bu ortama ileri faşizm dedim. Eğer bütün bu hukuksuzluklar, bütün bu zulüm şekli bir yargı eliyle meşrulaştırılırsa gidebileceğiniz bir nokta kalmıyor.

SİYASİ GÖZDAĞINA DÖNÜŞTÜ
Somut olarak belli bir şeyi arıyorum denilir. Eğer suç silahla işlenmişse silah arıyorsunuzdur bir takım belgelerse bir takım belgeler arıyorsunuzdur. Bu size insanların özel hayatına dair çizgi filmlerden tutun her şeyi alıp götürme fırsatı vermez. İkincisi bir takım müesseselerin kanunda yer alıyor olması o konudaki her somut uygulamanın kanuna uygun, meşru ve hukuka uygun olduğu anlamına da gelmez. Yani tutuklama, gözaltı, hakimlere savcılara verilmiş istedikleri gibi doldurabilecekleri birer açık çek midir? Hakim kararı var, kanun böyle söylüyor diyerek bunları göz ardı ederek yapılıyor. Kimisi tahliye oluyor deniyor; o tahliye kararlarını veren hakimlerin HSYK’nın kararı ile Beşiktaş adliyesinden gönderildi. Gözaltı, tutuklama bir ceza yargılamasının mutlak vazgeçilmez parçaları değildir. Nedim Bey'i çağırırsınız alırsınız ifadesini ve ona göre süreç işler. Bu şekilde devamlı baskın, gözaltı, tutuklama bunlar artık siyasi nitelikte bir gözdağına dönüşmüştür. Kimsenin hukuk güvenliği yok. İktidara yakın, o konuda gayret gösteren yazan bir takım yazarların hâlihazırda bir hukuk güvenliği var ama o da ne kadar sürer bilmiyorum. Balyoz davasında tutuklama talebi oldu. Ama savunmaya söz verilmeden heyet müzakereye çekiliyorsa kapılar kapatılıyorsa kimse kusura bakmasın ben bir baro başkanı olarak, bir hukukçu olarak 'hakim kararıdır süreci bekleyelim' diyemem.

ARAŞTIRMACI DEĞİL YANAŞTIRMACI GAZETECİLİK
Gazeteciler bakımından basın bakımından gene bir yanlış algılama var. Hep basının haber verme hakkında bahsediliyor; halbuki o modern toplumda öyle değil. Toplumun bilgilenme hakkını yerine getiriyorlar. Daha önemlisi kamusal bir denetim fonksiyonları da var. Mesela Başbakan dedi ki; 1 milyar doları olduğunu söyleyen gazeteci şimdi Silivri’de. Ben soruyorum bir ülkenin Başbakanı böyle söylerse artık bir takım gazeteciler bir takım hususlarda yazı yazmayı kolay kolay göze alabilirler mi? Demokratik bir ülkede bir Başbakan şu gazeteleri almayın diyebilir mi? Burada araştırmacı gazeteciliğin yerini yanaştırmacı gazetecilik almış durumda."

  • Etiketler :

Sayfa Yükleniyor...