Ergenekon davası kapsamında dün gerçekleştirilen gözaltılardaki iki isim özellikle medya dünyasında büyük tepki yarattı. Hrant Dink cinayetiyle ilgili araştırmaları, haberleri ve kitabıyla tanınan Nedim şener ve Ergenekon üzerine bir kitap yazmış olan Ahmet Şık'ın gözaltına alınmasını bugün pek çok köşe yazarı eleştirdi.

İlişkili Haberler


Mehmet Y. Yılmaz (Hürriyet)
Sonunda dışarıda muhalif gazeteci bırakmayacaklar


“Böylece bir ilk gerçekleşmiş oluyor: Bir gizli örgüt üyesi, yazdığı kitapta bir suç ile üyesi olduğu gizli örgütü ilişkilendiriyor!

Kusura bakmayın ama artık bununla çocukları bile kandıramazsınız.

Nedim Şener yazdığı kitapla ilgili olarak da yargılandı ama mahkûm etmeyi başaramadılar.

Şimdi, gecikmiş intikamı Ergenekon Soruşturması bahanesiyle almaya çalışıyorlar.

Ahmet Şık’ı, Radikal’de birlikte çalıştığım dönemden tanırım.

Şu anda Ergenekon Soruşturması kapsamında isimleri geçen kişilerle organik ya da kişisel bir ilişkisi olabilecek en son insan olduğunu da söyleyebilirim.

... Ahmet Şık’ın Kaşif Kozinoğlu ile aynı örgüte üye olduğu iddiası da herhalde bir şaka olmalı.”

İsmet Berkan (Hürriyet)
Ahmet ile Nedim de Ergenekoncuymuş meğer!


“Geçen hafta Ahmet Şık telefonla aradı. Aslında ben de onu aramayı düşünüyordum; Soner Yalçın Ergenekon nedeniyle gözaltına alınırken onun bilgisayarlarında Ahmet’in bir kitap taslağının bulunduğuna ilişkin bir haber okumuş, meraklanmıştım.

Nitekim Ahmet de aynı konuda arıyordu. Halen yazmakta olduğu kitabının Soner Yalçın’da ne aradığını bilmiyordu. Kitabın konusu polis içindeki Fethullah Gülen grubuydu. Ve Ahmet, kitabının henüz düzeltilmemiş, tamamlanmamış versiyonunun nasıl olup da Yalçın’da çıktığını bilmiyor, anlayamıyordu.

Ahmet, ‘Zaten’ dedi, ‘Şu kitap işi bir bitsin, bu bilgisayarı alıp denize atacağım.’

Ben de kendimi tutamadım, ‘Denize atmak yetmez’ dedim, ‘Önce içinden hard diskini çıkaracaksın, büyük bir mıknatısla bir süre tutacaksın ki içindekiler silinsin, sonra ona da güvenmeyip çekiçle kıracaksın, en sonunda da denize atacaksın.’

Dün sabahtan beri düşünüyorum: Acaba bu konuşma, Ahmet’in gözaltına alınma sürecini hızlandırmış mıdır? Eğer öyleyse, ona bu aklı veren ben olduğuma göre savcılar artık benden de şüphelenmekte midir?

Şaka bir yana, bunca yıl birlikte çalıştığım Ahmet Şık’ın, aynı binada yıllarımı geçirdiğim Nedim Şener’in en sonunda Ergenekon üyesi olmak suçlamasıyla gözaltına alınmalarını hâlâ tam olarak idrak edebilmiş değilim.

Bu iki isim de, bırakın bu örgütün üyesi olmayı, tam tersine Ergenekon’u ortaya çıkartmaya çalışan, savcıların çabasını bile yetersiz görüp soruşturmanın daha da genişlemesi, daha da derinleşmesi gerektiğini haberleriyle hep yüzümüze vuran gazeteciler.

Elbette Ergenekon soruşturması, bu soruşturmanın ‘bin yıl’ sürüyor olması, soruşturmanın yapılma biçimi gibi konularda söyleyecek çok şeyim var ama şimdi söylemeyeceğim.

Arkadaşlarımızın zaten yeterince zor olan hayatlarından günler ve geceler çalınırken biraz bekleyeceğim, beklemek çok zor olsa ve çok koysa da...

Bir görelim bakalım tam olarak neyle suçlanıyorlar, ondan sonra konuşacak çok şeyimiz olacak nasıl olsa.”

Güngör Mengi (Vatan)
Gözdağı gibi...

“Gazeteci Soner Yalçın’la başlayan gözaltına alma dalgası dün 11 kişiyi kapsayan bir operasyonla genişledi.

Suçlama bildiğiniz gibi: Terör örgütüne üyelik, halkı kin ve nefrete tahrik. Oysa yakalananların şöhretini inşa eden eylemler şunu gösteriyor ki operasyonun amacı biraz intikam, biraz da gözdağı vermekten oluşuyor.

Mesela Nedim Şener araştırmaları ve kitabı çok sayıda ödüle lâyık görülmüş bir gazetecidir. Onu hedef yapan sebebin, Dink cinayetinin arkasındaki cemaatçi polisleri deşifre etmesi olduğunu konuya ilgi duyan herkes tahmin edebilir. Gazeteci Ahmet Şık da “İmamın ordusu” adında ve Gülen hakkında bir kitabın son aşamasına gelmişti.

... Dünkü arama ve gözaltıların bir anti terör operasyonu olduğuna kimse kimseyi inandıramaz. Amaç gazetecilerin ‘kırmızı çizgiler’i ihlâl etmemelerini sağlamaktır. Özellikle eleştirel gazetecilik yapanlar artık birkaç gün sonrasına randevu vermiyorlar. Çünkü bir sabah ansızın gelebilirler!”

Reha Muhtar (Vatan)
Ne kadar da Uğur Mumcu'ya benziyorlardı!..

“Savcının bildiklerini bilemem... Nedim Şener‘i de Ahmet Şık‘ı da pek yakından tanımam... Ne ki kitaplarını bilirim... Kitap yazma biçimlerini sezerim... Kitaplarından ve kitap yazma biçimlerinden... Hayattaki duruşlarından... Son olaylarda adları telaffuz edilince, kabaran isyan biçimlerinden... Hatta gözaltına alındıklarında gösterdikleri tavır ve davranıştan... Nedim Şener ve Ahmet Şık hakkında vicdanım bana tek bir şey söylüyor... Onlar Uğur Mumcu gibi olmak isteyen gazetecilerdir...

... Nedim Şener, Hrant Dink cinayetindeki ihmalleri ortaya çıkartmış gazetecidir... Ahmet Şık, Nokta dergisinde Darbe Günlükleri haberini yazmış gazetecidir... O gün Darbe Günlüklerini yazan bir gazetecinin, bugün İmam’ın Ordusu diye kitap hazırlaması, araştırmacı gazeteciliğine örnektir... Elbette savcının elindeki bilgileri bilemem... Fakat, adının karışmasıyla birlikte “Beni Ergenekon çemberine sokmak istiyorlar” diye feryat edip, reaksiyon gösteren, dava açan Nedim Şener örgütsel değil, ‘yalnız’ bir gazetecidir vicdanımda... Tavrından, reaksiyonundan, yazdıklarından, yazacaklarından, hatta gözaltına alınışından, hissettiklerim ve sezdiklerim bunlardır...

... Gün namusuyla sadece gazetecilik yapmaya çalışanların Nedim’e, Ahmet’e ve onun gibilere şiirler yazması gereken gündür...”

Murat Yetkin (Radikal)
Sustukça sıra kime gelecek?

“Nedim Şener, yolsuzluklarla mücadeleden Hrant Dink cinayetindeki ihmallere dek, gölgelerin üzerine cesaretle giden, Dink cinayetinin daha fazla kurcalanmasını isteme-yen yargı ve polis çevrelerinin tepkisini çeken bir gazeteci. Gözaltına alınırken dahi ‘Hrant için, adalet için’ diye seslenebildi kameralara.

Şık’ın durumu işin zıvanadan çıkmasının adeta şahikası… Daha Ergenekon davaları açılmamışken, Ahmet Şık ve Alper Görmüş saye-sinde Türkiye darbe girişiminden haberdar oldu. ‘Ergenekon’u anlama Kılavuzu’ adı altında Ertuğrul Mavioğlu ile birlikte kirli ilişkileri deşifre eden kişidir. Ergenekon’dan yargılanan sanıklardan bir kısmıyla bu nedenle mahkemelik... Bu nedenle kimse akıl erdiremiyor Ergenekon üyeliği suçlamasına.

İddiaya göre, Şık’ın henüz yayımlanmayan ve Ergenekon ve derin devlet ile cemaat bağlantılarını sorgulayan bir kitabının kayıtları Soner Yalçın’ın bilgisayarında bulunmuş.

Yayımlanmamış kitabı sorgulamak herhalde Hitler Almanyası’nda, ya da MacCarthy ABD’sinde düşünülebilirdi. Gerçi Şık kitabının taslağını Yalçın’a göndermediğini, oraya birileri tarafından kopyalanmış olabileceğini söylü-yor. Ama diyelim ki gönderdi. Bir gazetecinin diğer gazeteciye kitap taslağını gönderip görüş sorması kadar doğal bir şey yoktur.”

Cüneyt Özdemir (Radikal)
Mirgün ile Nedim

“Öyle ya da böyle hukuk devleti temelinde gösterebilirdi. Ama şimdi durum farklı... Bugün gazeteci Nedim’i terörist Nedim diye belki bize sunabilirsiniz. İkna da edebilirsiniz. Kimimiz korkudan, kimimiz içindeki şüpheyle sessiz de kalabilir, ama bu durumu dünyaya anlatamazsınız. Dünyadaki hiçbir gazeteci örgütü, Nedim Şener’in aslında terörist olduğuna inanmaz.

Nedim ile ilgili gelişmeleri seyrederken bir başka gazeteci ile ilgili haber ajanslara düştü. NTV’den yıllardır tanıdığımız Mirgün Cabas’ın da Muhsin Yazıcıoğlu’nun helikopterini telefonla arayarak düşürme iddiası ile ‘şüpheli’ sıfatıyla yargılanması istendi. Durumumuza gülmek isterdim, ama ağlamaktan başka çaremiz yok.

Ne yapmalıyız, söyleyin!

20 yıldır gazeteciyim. Dün ilk kez mesleği bırakmayı düşündüm. Hâlâ da düşünüyorum.”

Melih Aşık (Milliyet)
Yazma, yazdıkça...

“Türkiye’de özgür gazeteciliğin yeni kuralı belli oldu:

‘Yazma, yazdıkça sıra sana gelecek...’

Gazetecinin görevi doğruları yazmaktır. Ama yazma... İktidar partisini ve Başbakanı sorgulama. Eleştirme. Haksızlığa uğrayanları savunma. Karanlık olayların arka planını araştırma... Kafanı kurcalayan konuları kâğıda dökme... Basın özgürlüğünün bittiğini aklından çıkarma... Sadece iktidarı övme özgürlüğünü kullan...

İktidarın basına ve topluma yaydığı mesaj budur...

Dün Nedim Şener arkadaşımızla birlikte onun gibi araştırmacı gazeteci olan Ahmet Şık evleri aranarak gözaltına alındılar. Odatv’de Soner Yalçın’ın bıraktığı görevi sürdüren Doğan Yurdakul, Mümtaz İdil, Sait Kılıç gibi gazeteciler ile Prof. Yalçın Küçük de aynı muameleye tabi tutuldu.

Ankara Barosu Başkanı Metin Feyzioğlu arama ve gözaltı kararlarının hukuksuzluğunu anlattı gün boyu televizyonlarda... Türkiye Gazeteciler Cemiyeti arama ve gözaltılardaki “Ergenekon üyeliği ve halkı düşmanlığa teşvik” gibi gerekçelerin yaydığı ürküntüye dikkati çekti. Bu gerekçelerle ülkede istediğiniz her kişiyi arayabilir, gözaltına alabilir, hapse atabilirsiniz...”

Taha Akyol (Milliyet)
Hukuk ve gizli örgüt

“Ergenekon soruşturması kapsamında dün evlerinde arama yapılan ve gözaltına alınanlardan sadece Nedim Şener’i tanırım. Nedim Şener’in ‘terör örgütü’ üyesi olması, ordunun darbe yapacağı bir ortamı hazırlamaya çalışması mümkün değildir.

Hükümete karşıdır ama darbe ve terör yanlısı asla olamaz.

Böyle yakından tanıdığım bir insanın bile bu suçlamalara muhatap olması, Ergenekon soruşturmaları konusunda öteden beri dile getirdiğim ‘ölçü kaçıyor’ kaygısını daha da güçlendirdi: Haklı bir soruşturmada ölçünün kaçırılması kaygısı...

Öbür gazeteci Ahmet Şık, Nokta dergisinde ‘Darbe Günlükleri’ni yayımlayan ekibin içindeydi. Şimdi darbeci olmuş olabilir mi?”

Çiğdem Toker (Akşam)
Sırada kim var?

“Gazetecilik yapmanın iyice güçleştiği bir ortamdayız.

'Bi Ermeni Var' kitabı çıktığı gün Adem Yavuz'a, kargoyla Ogün Samast beresi ve mermi gönderiliyor.

Adem şu anda 5 davayla uğraşıyor. Korumayla geziyor.

Yazar Mehmet Metiner'e yönelik PKK'nın suikast planı ortaya çıkarılıyor.

Hrant Dink Cinayeti'nin aydınlatılması için gazeteci olarak en büyük çabayı sergileyen Nedim Şener gözaltına alınıyor. 'Sıra bana gelecek' diye diye üstelik...

Kontrgerilla, derin devlet ve Ergenekon davasıyla ilgili sayısız çalışmaya imza atan ve muhalif duruşuyla bilinen Ahmet Şık, itiraz ettiği 'çete' nin bir parçası olmakla itham ediliyor.

En tehlikelisi de 'ateş olmayan yerden duman çıkmaz' atasözünün, dillere pelesenk olması.

12 Haziran 2007'de Ümraniye'de bir gecekonduda bombalar bulunduğunda bütün Türkiye'ye bir heyecan dalgası yayılmıştı.

Ancak gelinen noktada, bu heyecan yerini yaygın bir korkuya 'sıra bana da geliyor' kaygısına terk etti.

Kaygılananların arasında, vaktiyle bu davanın sonucunu umutla bekleyenlerin de olması düşündürücü değil mi?”

Sevilay Yükselir (Sabah)
Nedim Şener ve Ahmet Şık

“Oda TV'de yapılan baskınlar sonrası ortaya çıkan belgelere dayandırılarak yapılan dünkü baskınlarda gözaltına alınan 11 kişiden sadece ikisini şahsen tanıyorum.

Biri Nedim Şener'dir. Diğeri ise Ahmet Şık'tır!

Nedim'le çok yakın bir arkadaşlığımız olmasa da geçmişte özellikle batık bankalar ve TMSF operasyonlarına dair yaptığı haberleri hep çok takdir etmişimdir.

Yanı sıra eleştirdiğim tarafları da olmuştur tabii.

Mesela çok ses getiren, ‘Dink Cinayeti ve İstihbarat Yalanları’ adlı kitabında, Emniyet'in suiistimallerine dair bütün gerçekleri göz önüne sererken, Hrant'ın katledilmesi için onu adeta hedef gösteren emekli general Veli Küçük'ü ve tayfasını ısrarla es geçmiş olmasını bir türlü anlamamışımdır.

İnşallah yanılmıyorumdur ama Nedim gibi işi sadece gazetecilik yapmak olan bir ismi, Soner Yalçın gibi yazdıkları ve yaptıkları ile derin çetelere hizmet etmiş bir adamla aynı kefeye koymak bence yanlış olmuştur.

... Ahmet'e gelince...

Onunla 22 yıl öncesine dayanan eski ama bitmiş bir arkadaşlığımız vardır.

Kendisine tam 12 yıldır dargın olsam da, onunla o günden bu yana görüşmüyor olsam da, dün evine yapılan baskını ve gözaltına alınışını buruk bir yürekle izlediğimi belirtmeliyim.

Bugün küs olsak da zamanında onunla kardeş gibiydik çünkü... 1989'da İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi'ne ayak bastığım anda ilk tanıştığım öğrencilerden biriydi o. Hayatında ilk kez adım attığı İstanbul'da onun mihmandarı gibiydim. Ailemin içindeydi.

Bilmiyorum ben görmeyeli değişti mi, kendisini yeniledi mi ama benim bildiğim Ahmet, ne sanıldığı gibi azılı bir solcu, ne de Ergenekon'dan tutuklu olanlar gibi postal yalayıcısı, darbe şakşakçısı bir adamdır!

Bir şeyin daha altını çizeyim. Ahmet hakkında bazı internet sitelerinde onun üniversitedeki öğrencilik yıllarında yasadışı bir sol örgüt üyesi falan olduğu yazıldı, çizildi.

Biliniz ki o haberlerin hepsi külliyen yalandır.”

Mehmet Barlas (Sabah)
Her doğan gün ille de dert mi olmalı?

“Gazetecilerin evlerine baskınlar yapıldığı ve bunlardan bazılarının gözaltına alındıkları haberleri ile hayata başladığımızda, normalleşme sürecine girmemiz mümkün olacak mıdır?

Normalleşmenin temel öğelerinden biri de şeffaflıktır.

Açıkçası yargı da şeffaf olmak zorundadır.

Gözaltıların gerekçelerine ait bilgileri ne yazık ki yargıdan değil, dedikodu içerikli gazete ve internet haberlerinden öğrenmeye başladık.

Devam eden ve ne zaman karar aşamasına gelecekleri kestirilemeyen davaların iddianameleri ise Tolstoy romanlarına taş çıkartacak kadar hacimli ve ayrıntılı.

En kötü durum da ülkenin sağlıklı, özgürlükçü ve sivil demokrasiye sahip olmasını isteyen kesimlerin, bu davalar ve gözaltılar konusunda bir nevi taraf olmak durumuna itilmeleri değil mi?”

Hüseyin Gülerce (Zaman)
Oda TV'de ikinci dalga ve tsunami

"Ergenekon soruşturması kapsamında yapılan Oda TV operasyonunun ikinci dalgasında, yeni aramalar ve gözaltılar var.

Biliyorum, bugün birileri yine basın özgürlüğünü hatırlayacak. İktidarın, gazetecilere ve muhaliflerine yönelik yeni bir yıldırma hamlesi başlattığını söyleyecek, yazacak. Ergenekon dostları ve dayanışma merkezleri, seslerini yine yükseltecekler.

... Oda TV ile ilgili ikinci dalgaya bakalım. Yargıya intikal etmiş ciddi iddialar var. 22 Şubat 2011 tarihli Akşam gazetesinin haberine göre, Soner Yalçın ve Oda TV'nin iki çalışanını tutuklatan belgelerden biri, ofisteki bilgisayarın hard diskinde bulundu. "teRTEmiz" isimli notta, medyayı kullanma çalışması yapılmış ve şunlar sıralanmış: "AK Parti'nin çıkardığı her yasanın, Atatürk devrimlerine karşı olduğu afişe edilecek... AK Parti'nin gerçek maksadının şeriat devleti kurmak olduğu, hep gündemde tutulacak... Ergenekon davasının, Türk Silahlı Kuvvetleri'ni yıpratma ve etkisizleştirme amaçlı olduğu, medyada sürekli işlenecek... Türk Silahlı Kuvvetleri'ni tahrik edici haberler yapılacak... Şehit cenazeleri ön plana çıkarılacak... "Sivil dikta" ve "sivil darbe" konusu sürekli işlenecek..."

Bir kısım medyada çıkan haber ve yorumlar, tam da bu paralelde değil mi? Tamam herkesi zan altında bırakmak yanlış. Ama Ergenekon korosunun, perde gerisindeki şeften habersiz çaldığını kabul etmek de, şunca olan bitenden sonra fazla saflık olmaz mı? "

Ahmet Kekeç (Star)
Nedim Şener niçin alındı?

"Nedim Şener’e gelince... Nedim’i tanırım. Arkadaşımdır. Tanıdığım ve “çalışmalarını” bildiğim Nedim Şener’in darbecilerle, antidemokratik çevrelerle, çetelerle, manipülasyon odaklarıyla hiç işi olmadı... Demokrattır, meşruiyetten yanadır... En azından ben öyle biliyorum ve şahadet ediyorum.

Gazeteciliğini beğenmeyebilirsiniz, bazı araştırmalarını önyargılı bulabilirsiniz... Üslubundan hoşlaşmayabilirsiniz... İsmi, bilgisi hilafına, birtakım ajandalara da geçmiş olabilir. Ama bu, “terör örgütü üyesi” olduğu anlamına gelmez. Yazıktır... Bühtandır...

Gözaltına alınmadan birkaç gün önce konuşmuştuk. Soner Yalçın’ı hiç tanımadığını, iddia edildiği gibi Hanefi Avcı’yla bir teşrik-i mesaisi olmadığını söyledi. Soner Yalçın’ın bilgisayarına sızdırıldığı öne sürülen belgede adı geçtiği için de öfkeliydi; “Hayatta tanımadığım, düşüncelerine katılmadığım Soner Yalçın hakkında, ismimi kullandığı için suç duyurusunda bulundum. Yakasını bırakmayacağım...” dedi.

İhtimal ki, mahut belgede adı geçtiği için gözaltına alındı. Bilmiyorum.. Bu gibi durumlarda, “bekleyelim, görelim...” denir.

Bekleyelim de, Ergenekon’un “bir numaralı sanığı” dışarıda, elini kolunu sallayarak dolaşıyor. Ama “bekleyelim, görelim” denilen gazeteciler üç yıldır tutuklu... Bu da beni çok rahatsız ediyor."

Ali Bayramoğlu (Yeni Şafak)
Ahmet Şık ve Nedim Şener: Hangi Ergenekon?

"Dün sabah aralarında gazetecilerin de olduğu bir grup insanın evinde arama yapıldı. Ardından gözaltına alındılar. Bunlar arasında Ahmet Şık ve Nedim Şener de var.

Önce şunları söylemek isterim:

Ahmet Şık'ı yıllardır tanırım. Yeni Yüzyıl Gazetesi dâhil olmak üzere birçok kez birlikte çalıştık. Fikirlerimiz zaman zaman kesişmiş zaman zaman ayrışmıştır. Onun düzgün ve dürüst bir gazeteci olduğundan hiçbir şüphem yoktur.

Ergekenon davasıyla ilgili gözaltına altına alınması aklımı da vicdanı mı da her anlamda, her açıdan rahatsız eder.

Nedim Şener hayatta olduğum sürece asla affetmeyeceğim bir isimdir. Girdiği kavgada Dink dosyasını kullanmış ve işi, dilini bana uzatacak "iktidarı korumak için Dink cinayetinin kimi sorumlularını hasıraltı ettiğimi" ima edecek kadar ileri götürmüştür.

Ancak benim gözümde o da önce bir gazetecidir. Kaldı ki, bugün bu gazetecilerle ilgili olumlu ya da olumsuz ne düşündüğümün hiçbir önemi yok. Bu iki gazetecinin başına gelen, fiilen kabul edilemez, sembolik açıdan anti-demokratik bir durumdur. Görünen o ki, bu iki gazeteci, gazetecilik faaliyetlerinden ötürü, bu çerçevede yayınladıkları ya da yayınlamaya hazırlandıkları kitaplar, kurdukları ilişkilerden dolayı gözaltına alındılar. Durum açıklanmaya muhtaçtır."