Bu yazı 8 Eylül 2010 günü akşamüstü, bildiğimiz köylere benzemeyen bir köyün Arnavut kaldırımı döşeli meydanında, köylüye benzemeyen bir köylünün ağzından dökülen minnet cümlesiyle yola çıktı: "Neyse ki İtalyanlar bunları ekmiş de zamanında, aç kalmıyoruz..."

Geçen yıl sonunda National Geographic Türkiye için hazırladığımız "Üzüm ve Şarap" dosyasının Ege köylerindeki saha araştırmasının sonlarına gelmiş, eve dönüyorduk. Araştırma ve okumalardan sonra kanaat getirmiştik ki, bu topraklarda üzüm ve şarabın birlikte anıldığı kültürlerin izlerini sürebileceğimiz tek yer, Hıristiyan nüfus esamesi iyice okunmaz hale geldiğine göre, Alevi-Bektaşi yerleşmeleri, köyleriydi.

Bunlardan biri, Bergama'nın Kozak Yaylası'nın tek Alevi köyü, dönüş yolumuzdaki Demircidere idi. Bağları fotoğraflar, köylülerle konuşuruz diye düşünmüştük. Sonra da televizyonda Türkiye-Slovenya basket maçını izlemek için, ver elini Ayvalık...

Köye vardık ve şaşırdık; ne fotoğraflanacak bağ vardı, ne de başka yörelerde gördüğümüz gibi köylüler. Yıllık izine gelmiş iki-üç genç öğretmen meydanın kıyısındaki küçük kahvenin önünde iskemleye, kalktı kalkacak iğretilikte oturmuş, sohbet ediyordu.

Sorumuz üzerine, mahcup, cevapladılar. "Doğrudur" dediler, "İyidir üzümümüz, sadece şarap yapmayız, sofralık Kozak üzümü meşhurdur, yemesi hoştur, böyle iri iri; ama üzüm olmamış bu yıl. Hava, toprak kavrulmuş, bağlar kurumuş..."

Sonra bize garip gelen o minnet cümlesi çıktı birinin ağzından: "Neyse ki İtalyanlar buralara bu fıstıkçamlarını ekmiş zamanında. Bu yıl onun da verimi düşük, ama yine de karnımızı doyurur..."

Başka şeyler de söylediler: "Üstelik çok zahmeti de yoktur; başı nacak dibi ocak, deriz biz. Tırmanır kuruyan, verimsiz dalları budarız, iner dibindeki pürçekleri, otları ayıklar yakarız, hepsi o. Zamanı gelince de çıkıp dallarındaki kobakları (kozalak) düşürürüz, kurutup künerini çıkartır kırarız; künerin içinde de bildiğimiz çamfıstığı olur..."

İlk geldiğim günlerde kapı kapı bahçeli köşk gezen gençlerin "Ağaçları dökelim mi" sorusuyla Ayvalık'taki varlığından haberdar olduğum fıstıkçamı yetiştiriciliğinin, çamfıstığı üretiminin çok kaba hikâyesini böyle anlattılar.

Ama aklımız İtalyanlarla ilgili söylenenlerdeydi; bu yazı ve fotoğraf çalışması da öyle başladı...

Hangi İtalyanlardı bunlar? Ne zaman gelmişlerdi, kim çağırmıştı? "Buradaydılar zaten, uzun zaman önceydi, epeyce de kaldılar."

Zihinlerimizi yokladık köy dönüşünde; yanılıyor olmalıydılar; İtalyanlar buralara hiç gelmemişti ki. Gerçi Birinci Dünya Savaşı'na İtilaf Devletleri safında katılsınlar diye ikramda bulunulmuş, "İzmir ve havalisi sizin olacak" denmişti, ama savaş biter bitmez cayılıp İzmir Yunanlılara bırakılmıştı. İtalyanlar da Aydın, Muğla, Antalya'yı işgal etmiş, kısa süre sonra da çekilmişlerdi...

Hikâyenin kalanını bize aylar sonra yaylanın başka bir köyünde, 17 köyden oluşan bir zamanların Kozak nahiyesinin merkezi Yukarıbey'de "Kozak sevdalısı" Gülden Karabudak ve başkaları anlattı: "O İtalyanlar, Romalılardı."

"İÖ 130'lara kadar buraların hâkimi olan Bergama'nın son kralı III. Attalos'tu. Zalimdi, ama tabiata düşkündü. Bugünkü Aşağıbey köyünün yakınlarındaki Perperene onun yazlık kentiydi ve saray bahçesinde tarım ve ağaçlandırma denemeleri yapardı -ailesinden hoşlanmadığı insanları da yetiştirdiği zehirli otlarla ortadan kaldırmıştı. Arasını iyi tuttuğu Roma'dan bizim fıstıkçamı dediğimiz 'Pinus pinea L.-granit çamı' fidanları getirtti, İtalya'daki granit anakayalı toprağa çok benzeyen buradaki topraklarda da bu çamdan yetiştirdi, İÖ 133'te, ölümünden hemen önce de krallığını Romalılara bağışladı. Bu yaylanın doğal fıstıkçamlarının çoğu o Romalıların âbad ettiği ormanların mirası; yüzlerce yıldır ayakta duran ağaçlar var yaylada..."

Gerçekten böyle mi? Kozak'ta sık sık saha çalışması yapan Ege Ormancılık Araştırma Enstitüsü'nün (EFRI) raporlarının giriş bölümleri tereddütlü; onlara göre fıstıkçamı Portekiz'den Kuzey Afrika'ya, Suriye ve Anadolu'ya uzanan Akdeniz Havzası bitki örtüsünün en kadim ağaçlarından biri. Ve bu ağaçların Akdeniz'de Romalılardan çok daha eski tarihlere uzanan, altı bin yıllık mazisi var. Toprak yapısı, kuzey rüzgârları nedeniyle en iyi sonuç orada alınıyor, üretimin çok büyük bölümü orada yapılıyor, ama çamfıstığının Anadolu coğrafyasındaki varlığı Kozak yaylasıyla sınırlı değil. Kahramanmaraş Önsen, Aydın Koçarlı var örneğin. Nitekim Önsenliler "çedene" dedikleri çamfıstığı için her yıl hasat panayırı bile düzenliyor.

Ama olsun, Kozaklılar tarihi yine de ve haklı olarak Romalılara kadar uzatıyor: O tarihle kurulan bağlar sayesindedir ki yörenin tarım kültürü öteki bölgelerdekinden farklı; öyle sahiplenilmiş ve vazgeçilmez.

Devamını National Geographic Türkiye'nin Ekim 2011 sayısında okuyabilirsiniz.