Baharın müjdecisi kırlangıcın yaz bitince aniden ortadan yok olması, yüzyıllar öncesinde ilginç teorilerin ortaya atılmasına neden olmuştu.

İlişkili Haberler


Aristo, kırlangıç ve diğer bazı türlerin, kışı göl diplerinde kış uykusuna yatarak geçirdiğini söylüyordu. Bazılarına göreyse kuşlar kışı geçirmek için aya gidiyordu. Günümüzde bu teorilere gülüp geçsek de kuş göçüyle ilgili keşifler düş gücümüzü zorlamayı sürdürüyor: 2008'de yayımlanan bir araştırma, verici takılan bir kıyı çamurçulluğunun dokuz gün boyunca durmadan uçarak Alaska'daki üreme alanından Avustralya ve Yeni Zelanda'daki kışlama alanına göç ettiğini kanıtladı.

Bir kutup sumrusu ise, iki kutup arasındaki göçü sırasında yılda 35 bin kilometre yol kat edebiliyor. Danimarkalı öğretmen Hans Christian Mortensen'in 1899 yılında, sığırcık yavrularına, ilk kez numaralı metal halkalar takmasıyla birlikte kuş göçü konusundaki sır perdesi aralanmaya başladı.

Mortensen'in kuşların bacaklarına taktığı halkaların üzerinde, her biri için ayrı bir rakam ve halkayı bulan kişinin gönderebileceği adres yazılıydı. Bu yöntem başarılı olunca birçok ülkede ardı ardına kuş halkalama istasyonları kuruldu. 1963 yılında Avrupa Halkalama Birliği'nin (EURING) kurulmasıyla artık, kuş halkalama istasyonları standart yöntemlerle veri topluyor ve istasyonlar arasında sağlıklı bir veri alışverişi yapılabiliyor. Bu yöntem kuş göçleri (türlerin göç stratejileri, konaklama, kışlama ve üreme alanları, göç takvimleri) ve popülasyon dinamikleri (yaşam süreleri, üreme başarıları, hayatta kalma başarıları, ilk üreme yaşları vs.) hakkında bilgilere ulaşılmasını sağlıyor. Samsun Cernek istasyonunda halkalanan bir söğüt bülbülü bir buçuk ay sonra Finlandiya'da ölü bulunduğunda ya da Macaristan'da halkalanan bir karabaşlı ötleğen üç hafta sonra Manyas istasyonunda yakalandığında bu türlerin göç rotası ve göç takvimi hakkında önemli veriler elde edilebildi. ODTÜ istasyonunda halkalanan bir benekli bülbül, alanda konakladığı üç haftanın ardından yeniden yakalandığında yapılan ölçümlerde, ağırlığının yüzde 50 oranında arttığı görüldü. Bu bilgi alanın bu tür için önemini ortaya koyuyordu. 1985'te Finlandiya'da henüz yavruyken yuvada halkalanan bir balık kartalının 18 yıl sonra Afyon'da vurulması ise bu türün hem göç rotası hem de hayatta kalma başarısını gösteriyordu. Kuşların bireysel olarak izlenebilmesi, koruma çalışmalarına da rehberlik ediyor.

Göçmen bir kuş yaşamının bir bölümünü geçirdiği üreme bölgesinde korunsa bile kışlama ve konaklama alanlarındaki tehditler devam ettiği sürece güvende sayılmaz. Kuş türleri ya da popülasyonlarının hangi rotayı izleyerek, hangi bölgelerde konakladığı ve kışladığı bilgilerine ise sadece halkalanan kuşların göç rotası boyunca tekrar yakalanması ya da vericilerle izlenmesi sonucunda ulaşılabiliyor. Kuşları izlemek üzere halka takanlara "halkacı" deniyor. Halkacı olmak için hem ciddi bir eğitim sürecinden geçmek, hem usta-çırak ilişkisini deneyimlemek hem de kuş türleri ve halkalama konusundaki birikimin varlığını test eden bir lisans sürecinden geçmek gerek. Alınan lisans, hem kuşların güvenliği hem de elde edilen verilerin güvenilirliği açısından önemli. Türkiye'de ilk halkalama çalışması 1955'te Kuşcenneti Milli Parkı'nda gerçekleştirildi ve izleyen 46 yılda, çoğunlukla yabancı araştırmacılar tarafından 166 türe ait 17 bin kuş halkalandı. Türkiye'nin ilk halkacıları Salih ve Belkıs Acar, 1969'da Manyas Gölü'ndeki Kabak Adası'nda gerçekleştirdikleri çalışmada 400 sukuşu halkalamıştı. Halkalanan kaşıkçılardan biri aynı yıl Mısır Nil Vadisi'nde ölü bulundu. Salih Acar, Çayka kitabında bu olayı anlatırken, "Büyük şans! Kabak Adası'nda halkaladığım 400 kuştan biri, beyaz kaşıkçı, Mısır'da Krallar Vadisi'nde bulunmuş. Yaklaşık 10 bin kilometre kanat çırpan bu tatlı yaratık, ayağına taktığım ufak ağırlığı kilometrelerce taşımaktan bıkmamış" diyor ve ekliyor: "Başarmıştık! Çünkü yüz binlerce kuş halkalanıyor, aradan yıllar geçtiği halde bazen bir tanesi bile bulunamıyordu. Elimle tutup beyaz tüylerini aceleyle okşadığım kaşıkçı kuşu, uçmuş uçmuş, ta Nil Vadisi'nde Kom Ombo köyüne gitmişti. Ama Mısırlı cahil bir köylü genç yaşta vurmuştu onu. Ne yazık!"

Yazının devamı National Geographic Türkiye'nin Mayıs ayı sayısında...