Bilim insanları, Ecstasy, LSD gibi halüsinatif maddeler üzerinde yaptıkları bir dizi araştırmanın sonucunda, bu ilaçların travma sonrası stres bozukluğu ve depresyon gibi zorlu psikolojik rahatsızlıkların tedavisinde kilit rol oynayabileceğini değerlendirmeye başladı.

İngiltere ve ABD’de gerçekleştirilen çalışmalarda, düşünce ve davranış biçimini değiştirmenin yanı sıra halüsinasyonlara ve mistik deneyimlere sebep olan bu maddelerin olası yararlarına vurgu yapıldı.

‘ECSTASY ALANLAR TERAPİYE AÇIK OLUYOR’
Beckley Vakfı ve Imperial College London işbirliğiyle gerçekleşen araştırmaya katılan 26 gönüllüden bir kısmına Ecstasy, diğer kısmına ise plasebo verildi. Gönüllülerin beyinlerinde hangi kısımlarının aktif olduğunu görmek amacıyla beyin taraması yapıldı.

Alınan sonuçlar, Ecstasy alan gönüllülerin beyninde olumlu anıların saklandığı bölgenin daha aktif olduğunu, olumsuz anıları kontrol eden bölgenin ise az çalıştığını gösterdi. Araştırmada yer alan uzmanlardan Dr. Robin Carhart-Harris, “İnsanlar Ecstasy kullandıklarında duygusal olarak hassas oluyor ve bu da onları psikoterapiye daha açık kılıyor. Halüsinatif ilaçlarla, hastaların travmatik anılarını anımsamasının ve üstüne yenilerini kaydetmelerinin ya da onları kontrol etmelerinin kolaylaşacağına inanıyoruz” açıklamasını yaptı.

Telegraph sitesinin haberine göre, daha önce yapılan araştırmalar, İngiltere’de en tehlikeli ilaçlar grubu olarak nitelendirilen ‘sınıf A’ya dahil edilmiş olan psilosibin adlı halüsinatif kimyasalın, beyin üzerinde beklenmeyen etkileri olduğunu göstermişti. Bu maddeden, depresyon ve baş ağrısı için ilaçlar üretilebileceği düşünülmüştü. Beckley Vakfı, Imperial College Psikofarmakolojik Araştırma Programı ve Johns Hopkins Üniversitesi tarafından yapılan başka bir araştırmada ise halüsinojen maddeler psikoterapiyle birlikte kullanıldığında sigara bağımlılığının tamamen ortadan kalkabildiği görülmüştü.

‘ARAŞTIRMALARA DEVAM EDİLMELİ’
Psilosibin, LSD ve Ecstasy gibi halüsinatif maddelerle ilgili araştırmalar 50 yıl önce çok yaygın olmasına rağmen, 1970’lerde ABD’de bu maddelerin kullanımının yasaklanmasıyla beraber bu konuda araştırma yapmak imkansız hale gelmişti. Yakın zamana kadar, araştırma yapanların finansmanını kaybetmesi ve kariyerinin sona ermesi söz konusuydu. Son yıllarda, ABD ve İngiltere’deki bilim insanları, izin almak şartıyla halüsinasyona sebep olan ilaçlarla ilgili araştırma yapmaya başladı.

New York’taki Bellevue Hastanesi’nin Alkol ve Uyuşturucu Bağımlılığı Bölümü başkanı Dr. Stephen Ross, “Bu ilaçların bağımlılık yaptığına dair bir kanıt henüz bulunamadı. Psikolojik bozuklukları tedavi etme becerilerinin dikkate değer ve ilginç kıldığı halüsinatif ilaçları incelemeye devam etmek gerekiyor” dedi.

Uyuşturucu maddelerin sağlık için kullanılmasıyla ilgili çalışmalar yürüten Beckley Vakfı’nın başkanı Amanda Feilding ise konuyla ilgili olarak, “Uzun süre önce öne sürdüğüm beyinle ilgili bir teori, bilincin beyindeki kılcal damarlardaki kan miktarıyla doğrudan bağlantılı olduğu üzerineydi. Zihinsel deneyimleri yoğunlaştıran psilosibin gibi ilaçlar, beyin kılcal damarlarındaki kan miktarını artırıyor. Ancak, test sonuçları, bu ilaçların etkisi altındayken kan dolaşımı yavaşladığını gösteriyor. İnsan bilincinin keşfi için önemli adımlar atılmış olsa da, bu konuya netlik kazandırmak için daha fazla araştırma yapılması gerekiyor” açıklamasını yaptı.

YAPILAN BELGESELE TEPKİ YAĞDI
Halüsinatif maddelerin psikolojik bozukluklar üzerindeki iyileştirici etkisiyle ilgili Beckley Vakfı ve Imperial College London işbirliğiyle yapılan araştırma hakkında hazırlanan belgesel, konuyla ilgili tartışmaları da alevlendirdi.

Channel 4 adlı kanal tarafından, bazı ünlü isimlerin de katılımıyla yapılan araştırmayı konu alan belgesel, uyuşturucu karşıtları tarafından insanları uyuşturucu kullanmaya iteceği iddiasıyla, ‘ihtiyatsız ve anlamsız’ olarak nitelendiriliyor. Belgesel 27 Eylül Perşembe günü Channel 4 kanalında gösterilecek.