Mezo harika
02.10.2012 12:16

Avustralya'daki ünlü benzerinin yaklaşık yarısı uzunlukta. Ancak Orta Amerika'daki bu resif pek çok açıdan kuzeninden çok daha çarpıcı. National Geographic Türkiye'den...
Orta Amerika'nın doğu yakası açıklarındaki mangrovlarda, Mezoamerika Resifi'nin kıyısında dünya ikiye ayrılır: Yukarısı ve aşağısı. Motorları durdurup kayığı sıcak nisan güneşinden ormanın gölgesine doğru iterken, bana eşlik eden deniz biyoloğu Will Heyman ile birlikte yukarıdaki sadeliğe çeviriyoruz gözlerimizi. Tüm tropik ormanlar arasında çeşitliliği en az olan, çoğu yerinde sadece tek bir ağaç türünün -kızıl mangrovun- büyüdüğü ormanın yeşil tacı var yukarıda.
Tuzluluk, fırtına dalgaları ve oksijen oranı düşük çamur yüzünden mangrovların altında bitki örtüsü pek yetişmiyor. Dolayısıyla orman örtüsü altında bizim açımızdan görülecek pek bir şey yok. Şurada burada belki bir orkide. Nadiren, bir sarmaşık. Çamurdaki oyuklarını koruyan bir kemancı yengeci sürüsü. Bir ağaç gövdesinde, aşağılarda, büyük bir mangrov yengeci. Bazı böcekler. Bir mangrov kökü üzerine tünemiş üç renkli balıkçıl.
Köklerin çevresindeki çamurdan örnek almak için küpeşteden uzandığımda, çömlek parçacıkları da geliyor beraberinde. Mezoamerika Resifi mangrovları, bir zamanlar antik Maya uygarlığının kıyısında yer alıyordu. Anı olsun diye cebime bir çömlek parçası atmayı düşünüyorum. Böylesine yüklü bir miktar varken burada, bu yaptığımın ne gibi bir zararı olabilir ki? "Kural, çıkardıklarımızı tekrar yerine bırakmak," diyor Heyman. Elimden bıraktığım parçalar sağa sola su sıçratarak düşerken, çamura daldırdığımız değnek yardımıyla kayığımızı bir başka noktaya doğru ilerletiyoruz. Orada, durgun suda, aşağıdaki mucizeye tanık olacağız.
Ormanın kökleri su çizgisinden itibaren aşağı doğru saçaklanıyor: Alg öbekleri; narin yılan yıldızları; kutumsu denizyıldızları; suyu süzerek beslenen yarısaydam küçük vazoları andıran ve turuncu veya mor ya da beyaz "tulum"larıyla göz alan tulumlular, yine rengârenk yumuşak mercanlar, istiridyeler ve süngerlerle salkım saçak yayılıyorlar. Burada hiçbir şey süssüz değil.
Mangrovlar gerek bitkiler gerekse hayvanlar açısından yaşamsal önem taşıyan yuvalar. Küçük balık sürüleri, Mağribi mimarisini andıran kemerli köklerin arasında süzülüyor. Her bir sürü, yarı şeffaf balıklardan oluşan soluk bir bulut. Bulutların en soluk olanları neredeyse hiç yok gibi. Bunlar, olsa olsa sivrisinek larvası büyüklüğünde, yumurtadan yeni çıkmış balıklar. Bu canlı tanecikler, ad konamayacak kadar küçükler. Erişkin olduklarında bir deniz çayırı yatağı içerisinde, mercan resifinde veya açık denizde mi yaşayacaklar, yoksa mangrovların arasında mı? Bir şey söylemek için henüz çok erken.
Mezoamerika resif sisteminde yaşam işte böyle bir şey. Mangrov, deniz çayırı ve mercan resifinden oluşan bu üçlü dünyanın her bir bileşeni kendi içinde ikiye ayrılıyor: Yukarıdaki oldukça basit ve aşağıdaki kafa karıştıracak kadar karmaşık iki dünya.
Meksika, Belize, Guatemala ve Honduras kıyıları boyunca yayılan Mezoamerika Resif sistemi, 965 kilometreyi aşkın uzunlukta. 2 bin 300 kilometre boyunca uzanan Avustralyalı kuzeni Büyük Set Resifi gerçekten de muazzam büyüklükte. Ve aynı zamanda gezegenimizde canlıların yarattığı en büyük yapı. Ancak uzunluğu bunun yarısını bile bulmayan Mezoamerika Resifi, kendi çapında ondan daha çarpıcı.
Burada kıta sahanlığının kıyı kesimleri, yer yer sahilin birkaç yüz metre yakınında, yer yerse sahilden 32 kilometre açıkta başlayan bir sualtı resif platformunun gelişmesine olanak sağlamış. Bu platformda çeşitli türde resifin yanı sıra, sadece Batı Yarıküre'de görülen türlü türlü mercan yaşıyor. Mezoamerika Resifi'nin Büyük Okyanus'taki dev Avustralyalı akranından daha avantajlı olduğu nokta, karaya yakın olması ve sahil kesimindeki yaşam alanlarıyla olan yakın bağı. Burada mangrov, deniz çayırı ve mercan resifi alanları akıntılar, gelgit ve birbirlerine duydukları ihtiyaç sayesinde öyle iç içe geçmiş durumda ki, ayrılmaları mümkün değil.
Devamını National Geographic Türkiye'nin Ekim 2012 sayısında okuyabilirsiniz.
Tuzluluk, fırtına dalgaları ve oksijen oranı düşük çamur yüzünden mangrovların altında bitki örtüsü pek yetişmiyor. Dolayısıyla orman örtüsü altında bizim açımızdan görülecek pek bir şey yok. Şurada burada belki bir orkide. Nadiren, bir sarmaşık. Çamurdaki oyuklarını koruyan bir kemancı yengeci sürüsü. Bir ağaç gövdesinde, aşağılarda, büyük bir mangrov yengeci. Bazı böcekler. Bir mangrov kökü üzerine tünemiş üç renkli balıkçıl.
Köklerin çevresindeki çamurdan örnek almak için küpeşteden uzandığımda, çömlek parçacıkları da geliyor beraberinde. Mezoamerika Resifi mangrovları, bir zamanlar antik Maya uygarlığının kıyısında yer alıyordu. Anı olsun diye cebime bir çömlek parçası atmayı düşünüyorum. Böylesine yüklü bir miktar varken burada, bu yaptığımın ne gibi bir zararı olabilir ki? "Kural, çıkardıklarımızı tekrar yerine bırakmak," diyor Heyman. Elimden bıraktığım parçalar sağa sola su sıçratarak düşerken, çamura daldırdığımız değnek yardımıyla kayığımızı bir başka noktaya doğru ilerletiyoruz. Orada, durgun suda, aşağıdaki mucizeye tanık olacağız.
Ormanın kökleri su çizgisinden itibaren aşağı doğru saçaklanıyor: Alg öbekleri; narin yılan yıldızları; kutumsu denizyıldızları; suyu süzerek beslenen yarısaydam küçük vazoları andıran ve turuncu veya mor ya da beyaz "tulum"larıyla göz alan tulumlular, yine rengârenk yumuşak mercanlar, istiridyeler ve süngerlerle salkım saçak yayılıyorlar. Burada hiçbir şey süssüz değil.
Mangrovlar gerek bitkiler gerekse hayvanlar açısından yaşamsal önem taşıyan yuvalar. Küçük balık sürüleri, Mağribi mimarisini andıran kemerli köklerin arasında süzülüyor. Her bir sürü, yarı şeffaf balıklardan oluşan soluk bir bulut. Bulutların en soluk olanları neredeyse hiç yok gibi. Bunlar, olsa olsa sivrisinek larvası büyüklüğünde, yumurtadan yeni çıkmış balıklar. Bu canlı tanecikler, ad konamayacak kadar küçükler. Erişkin olduklarında bir deniz çayırı yatağı içerisinde, mercan resifinde veya açık denizde mi yaşayacaklar, yoksa mangrovların arasında mı? Bir şey söylemek için henüz çok erken.
Mezoamerika resif sisteminde yaşam işte böyle bir şey. Mangrov, deniz çayırı ve mercan resifinden oluşan bu üçlü dünyanın her bir bileşeni kendi içinde ikiye ayrılıyor: Yukarıdaki oldukça basit ve aşağıdaki kafa karıştıracak kadar karmaşık iki dünya.
Meksika, Belize, Guatemala ve Honduras kıyıları boyunca yayılan Mezoamerika Resif sistemi, 965 kilometreyi aşkın uzunlukta. 2 bin 300 kilometre boyunca uzanan Avustralyalı kuzeni Büyük Set Resifi gerçekten de muazzam büyüklükte. Ve aynı zamanda gezegenimizde canlıların yarattığı en büyük yapı. Ancak uzunluğu bunun yarısını bile bulmayan Mezoamerika Resifi, kendi çapında ondan daha çarpıcı.
Burada kıta sahanlığının kıyı kesimleri, yer yer sahilin birkaç yüz metre yakınında, yer yerse sahilden 32 kilometre açıkta başlayan bir sualtı resif platformunun gelişmesine olanak sağlamış. Bu platformda çeşitli türde resifin yanı sıra, sadece Batı Yarıküre'de görülen türlü türlü mercan yaşıyor. Mezoamerika Resifi'nin Büyük Okyanus'taki dev Avustralyalı akranından daha avantajlı olduğu nokta, karaya yakın olması ve sahil kesimindeki yaşam alanlarıyla olan yakın bağı. Burada mangrov, deniz çayırı ve mercan resifi alanları akıntılar, gelgit ve birbirlerine duydukları ihtiyaç sayesinde öyle iç içe geçmiş durumda ki, ayrılmaları mümkün değil.
Devamını National Geographic Türkiye'nin Ekim 2012 sayısında okuyabilirsiniz.


