NTV

'Ne zaman fotoğraf çeksem onları hatırlarım'

Türkiye

''Ben 'koş ve vur' stilinde çalışmıyorum. Onlarla çok uzun bir süre geçiriyorum. Onların acısını anlıyorum, ondan sonra fotoğraflarımı çekiyorum.'' Türkiye, Doğu Türkistan, Suudi Arabistan gibi ülkelerde birçok projeye imza atan usta fotoğrafçı Reza Deghati, foto muhabirliği, unutamadığı 'an'ı, insani yardım projelerini ntvmsnbc'ye anlattı.

"Gelecek için, bu sosyal medya ve gelişen halk gazeteciliği bilgi paylaşımında en iyi yol."

İlişkili Haberler


İçinde bitmeyen öykülerin gizlendiği gözler, farklı diyarların kokusuyla bürünen ruhlar, ve yüzler… Kimi zaman savaşın en çaresiz anlarında kimi zaman da en kritik noktalarında çıktı karşısına. Kamerasıyla baktığı, kaderini paylaştığı her insan derin izler ve soluklar bıraktı onda. Sosyal paylaşımlardan, manevi dokunuşlardan uzak duran farklı kültürlerle beraber yaşadı. Gittiği ülkelerde dinlediği hikayelerden adeta ‘anı donduran’ değil, her bakıldığında ‘anı yaşatan’ fotoğraflar çekti Reza Deghati...


KAMERASI İLE SOLUKSUZ ZAMANLARIN İZİNDE
1952 Tebriz doğumlu olan Reza, Newsweek, Time ve Life gibi dünyaca ünlü dergiler için çalıştı. Ve otuz yılı aşkın bir süredir de National Geographic için fotoğraflar çekiyor. Daha küçük yaşlarında tanıştığı ve şu an 59 yaşında olmasına rağmen o heyecanını yitirmeden sarıldığı kamerasını, her ana tanıklık etmek ister gibi hep yanında taşıyor. Balkanlar’dan Asya’ya, Ortadoğu’dan Afrika’ya uzanan çetrefilli yollarda, ateş hattının ortasındaki soluksuz zamanları yakalayan Reza’nın bu arayışları, kazandığı ödüllerle de adeta perçinlemiş durumda.

Çin, Doğu Türkistan, Ku Guch Lugh Okulu, 1995
Çin, Doğu Türkistan, Ku Guch Lugh Okulu, 1995

Türkiye, Doğu Türkistan, Suudi Arabistan gibi gittiği ülkelerde birçok projeye imzasını attı. Özellikle Türkiye'deki 17 Ağustos ve 12 Kasım depremini görüntülediği fotoğraflar National Geographic dergisinin kapağında yer aldı. Şiddetin, savaşın mağdur ettiği insanlar, açlık, deprem gibi felaketleri yakaladığı kareler geniş yankılar buldu. Çoğu zaman ölümün peşinde kol gezmesine aldırmadan yoluna devam eden Reza'nın, 25 yaşında rejim değişikliğinden dolayı İran’dan ayrıldıktan sonra gittiği ülkeler arasında en çok etkilendiği yer ise Afganistan.

Reza'nın yönettiği AINA'nın(Ayna)çıkardığı ilk kadın dergisi
Reza'nın yönettiği AINA'nın(Ayna)çıkardığı ilk kadın dergisi

İNSANİ YARDIM PROJELERİNİ YÖNETİYOR
Dönemin Afgan liderlerinden Ahmet Şah Mesud ile tanışması Rus işgalinin yaşandığı döneme denk geliyor. Ayrıca Afgan halkının kendisini daha iyi anlatması, ifade etmesi ve bu konuda bilinçlenmesi için herhangi bir organizasyonun olmadığını -ve olanların yetersizliğini- fark eden Reza, AINA (Ayna) adında bir insani yardım projesinin de örgütlenmesini yürütüyor. Özellikle çocukların eğitimi için Irak'ta, Ürdün'de projeler üreten Reza'nın bu konudaki duyarlılığı ve çabaları, 2005 yılında Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac tarafından Fransa'nın en büyük onur madalyası 'Legion Dhonneur'la ödüllendirildi.

Reza, gittiği yerlerde bir parçası olduğu yaşamları ve dinlediği hikayeleri davet edildiği etkinliklerde anlatmaya devam ediyor. Zaman Gazetesi'nin 21-28 Haziran tarihleri arasında 6.'sını düzenlediği Gazete Tasarım Günleri'nde konuştuğumuz Reza, tüm içtenliğiyle sorularımızı yanıtladı.

Lübnan, Afganistan ve İran gibi birçok kritik noktada sıcak gelişmelerin içinde bulundunuz. Bugün, Mısır’daki rejim değişikliğini, Suriye, Libya ve Yemen’de yaşanan olayları nasıl değerlendiriyorsunuz?
Şimdi olanlar, 1990’da Sovyetler Birliği’nde olanlarla aynı benzer çizgide. Bütün Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da, İran dahil 30 sene boyunca diktatörler tarafından yönetildi. Şu anda da bölgeye bir değişim geliyor. Bu ülkelerin değişimi, bütün bu ülkeler için ekonomik, sosyal ve siyasi bir gereklilik. Başka bir etkende nüfus. Çünkü nüfusun yüzde 60’ından fazlası 30 yaşından daha genç. Bu genç nesil dünyada neler oluyor hepsinden haberdarlar. Özellikle internet, Facebook, Twitter aracılığıyla birbirleriyle irtibat içerisindeler. Bu ülkelerde değişim kaçınılmaz.

Banneh, İran, 1980
Banneh, İran, 1980

Genellikle sorunlu olan bölgelerde fotoğraflar çektiniz. Bu kapalı ve sosyallikten uzak ortamlarda insana ve olaylara dokunan etkili kareleri nasıl yakaladınız?
Öyle bir zamanda yaşıyoruz ki, insanlar birbirleriyle iletişim içerisinde ve değişim için birbirlerine yardım ediyorlar. Fotoğrafçılık bu irtibatı, iletişimi sağlamak için önemli bir faktör ve birbirleri arasında köprü kurmak için çok önemli bir role sahip. İnsanları birbirine bağlayan, en güçlü olan medya. Bundan dolayı ben fotoğrafçılığı seçtim.

'KOŞ VE VUR' STİLİNDE ÇALIŞMIYORUM
Savaşın mağdur ettiği insanları çekerken, ya da o an gelişen tanık olduğunuz bir olayın içindeyken neler hissediyorsunuz? Ve hiç unutamadığınız ‘o an’ dersek...
Ben fotoğraf çekerken genelde insanların içinde uzun bir süre geçiririm. O ortam içinde uzun bir süre kalırım. Hemen hemen onların yaşantısına geçerim ve bütün bu fotoğrafların kaynağıda aslında oradan geliyor. Ben 'koş ve vur' stilinde çalışmıyorum. Onlarla çok uzun bir süre geçiriyorum. Onların acısını anlıyorum, ondan sonra fotoğraflarımı çekiyorum. Bu benim çalışma yöntemim ve ben ne zaman fotoğraf çekiyorsam o insanları hatırlarım.

Afgan lideri Şah Mesud
Afgan lideri Şah Mesud

Hatırladığım en önemli kare Ahmet Mesud'un portresiydi. Afganistan’da Ruslara karşı direnişin lideriydi. Bu onlardan biri.

50 binin üzerinde fotoğrafın katıldığı World Press Photo'da jüri üyeliği yaptınız. Bugünün ve geleceğin fotoğrafçılarına, fotomuhabirlerine, kamerasıyla insanı, toplumları yansıtmak isteyen gençlere ne gibi tavsiyeleriniz olabilir?
Bence yeni genç nesil de yeni bir geçiş ve değişim yaşanıyor. Biz genelde vatandaş gazeteciliğine doğru gidiyoruz. Ülkelerinde gençler mobil telefonlarıyla aslında muhabir olarak çalışıyorlar. Mesela İran’da 2009 senesinde isyan zamanında Neda adında bir kadın vurulmuştu.
O da bir telefonla çekilmişti ve bütün dünyaya yayılmıştı.

Mesela şu anda Suriye’de de hükümet fotoğrafçıların ülkeye girmesini yasaklamış. Ama vatandaşlar bu fotoğrafları çekip, vatandaş gazeteciliği yapıyor ve medyaya yardımcı oluyor.
Bu fotoğrafçılığın geleceği için çok büyük bir değişim.

Çocuklar için birçok proje üretiyor ve AINA (Ayna) adında bir insani yardım organizasyonunun da örgütlenmesini yapıyorsunuz. Tüm bunları güncel işlerinizle beraber nasıl yürütüyorsunuz?
Bunca yıl savaşlar sırasında, organizasyonlara danışmanlık yaparak ve onları yöneterek çalıştım. Bu süreç içerisinde insanlara yardım eden ama çok bilinmeyen diğer organizasyonlara da yardım ettim. Çok büyük bir organizasyonun eksikliğini fark ettim. Bu yüzden AINA'yı kurdum. AINA bu organizasyonlar ile insanlık arasında eksikliği hissedilen bir köprü. Ben başladığımda insanlar bu organizasyonun önemini anlamamışlardı. Hala anlamıyorlar. Benim bütün kitaplarım, fotoğrafçılığım, posterlerim bu organizasyonlar için.

Burundi, 1994
Burundi, 1994

Geniş bir çerçeveden bakarsak, sizce geçmişten günümüze fotomuhabirliği nasıl bir gelişme kaydetti?
Medyanın değişimine bakarsanız, imajın ne kadar önemli olduğuna bakarsanız, o zaman fotoğrafçılığın, sinemanın, televizyonun, internetin imajın ve görüntünün evrimi olduğunu görebilirsiniz. Biz fotomuhabirin işinin ne olduğunu düşünürsek; yaşamda neler olduğunu anlatan biridir fotomuhabiri. Fotoğraf gazeteciliği ne gördüğünü aktarmak, anlatmaktır.

MAĞARA DUVARLARINA RESİM YAPANLARLA AYNIYIZ
Bu hayatı anlatmanın yeni değil, en eski yollarından biri. Binlerce yıl öncesine bakarsak, fotoğraf gazeteciliği ilk o mağaralardaki resimlerle başladı. Piramit içindeki hiyeroglifler de o zaman neler yaşandığını anlatıyordu. Biz mağara duvarlarına, piramitlere o resimleri yapan, rönesans döneminde o resimleri yapan ressamlarla aynıyız. Bu resimlerle anlatma olayı mağaradan günümüze kadar geldi ve devam edecek. Belki gelecekte başka bir araçla yapılacak ama devam edecek. Her zaman değişik bir araç olacak. Taşların üzerini kazımakla başladı, duvarları boyamak ve şimdi de dijital olarak devam ediyor.

Dijital fotoğrafçılık üzerine ne düşünüyorsunuz?
Mürekkepli kalemlerle normal bir kalem arasında ne fark var? Bu benim için sadece bir araç.

Medyanın yaşanan güncel olayları yansıtırken olan duruşuna ve sosyal ağların gelişimine nasıl bakıyorsunuz?
İnsanlara bilgiyi ulaştırmak, fotoğrafta olduğu gibi mağara duvarlarından matbaanın icadına her zaman bir şekilde vardı. Yaklaşık 150 yıl önce bilgi vermek amacıyla gazetecilik başladı. Bu arada devletler, politik ve endüstriyel gruplar da medyanın önemini kavradı. Böylece 20.yy’ın başlarında bu grupların mensubu insanlar dünyada medyanın yüzde doksanını kontrolleri altına aldılar. İnternetin ve sosyal medyanın gelişimiyle, bu kontrolü elinde tutanlara karşı zıt bir gidişat gelişmeye başladı. Gelecek için, bu sosyal medya ve gelişen halk gazeteciliği bilgi paylaşımında en iyi yol.