'O paşayı devlet vurdu, Yeşil’in uçağı düştü'

'Ergenekon' davasında 'Deniz' kod adlı gizli tanığın üst düzey PKK yöneticisi Şemdin Sakık olduğu ortaya çıktı. Sakık, mahkemedeki ifadesinde Tuğgeneral Bahtiyar Aydın'ı devletin içinde bir ekibin vurduğunu, Yeşil'in 2001'de Malatya'da düşen uçakta öldüğünü iddia etti.

06.11.2012 - 10:33

'O paşayı devlet vurdu, Yeşil’in uçağı düştü'

Eski Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral İlker Başbuğ, CHP milletvekilleri Mustafa Balbay ve Mehmet Haberal ile emekli Tuğgeneral Veli Küçük'ün de aralarında bulunduğu 65'i tutuklu 274 sanıklı ''Ergenekon'' davasının 255. duruşması olaylı başladı.

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi'nde devam eden Ergenekon davasında ifade vermek üzere özel bölmeye geçen gizli tanık, ifadesini kimliğini açıklayarak vermek istediğini mahkeme heyetine bildirdi.

Mahkeme heyeti Sakık'ın bu talebini kısa bir ara vererek değerlendirdi. Sakık'ın talebinin kabul edilmesinin ardından gizli tanık Şemdin Sakık olduğunu açıkladı.

Açık kimliğiyle ilk ifadesini veren Sakık, sözlerine Abdullah Öcalan ile aralarında silahlı mücadeleye yönelik tartışma yaşandığını anlatarak başladı.

Silahlı mücadelenin çıkmaza girdiğini Öcalan'a söylediğini ve bu yüzden çıkan tartışma nedeniyle örgütten ayrıldığını anlatan Sakık, kaçtıktan bir süre sonra ise yakalandığını söyledi.

'PKK GERÇEK BİR KÜRT HAREKETİ DEĞİL'
Sakık'a Mahkeme Heyeti Başkanı Hasan Hüseyin Özese, ''Yalçın Küçük ve Doğu Perinçek hakkında beyanlarda bulunmuşsunuz. PKK içinde yıllarca bulunduğunuzu söylemişsiniz. PKK ne zaman, nasıl kuruldu, dosyamız sanıklarıyla ilgisi bulunan var mı?, PKK'ya nasıl girdiniz anlatır mısınız?'' diye sordu.

Sakık da 1979'da terör örgütüne sempati duyduğunu, 12 Eylül darbesinden sonra kendi başına dağa çıkmak zorunda kaldığını belirterek, şunları söyledi:

''Yurt dışına çıkmam nedeniyle PKK'ya bizzat katıldım. 1978'deki kuruluşunu, sonradan aldığım eğitim neticesinde öğrendim. O sürece ilişkin bildiklerim PKK'nın bize öğrettikleriyle sınırlıdır. Doğruluğu konusunda kuşkularım vardır. Hem Abdulah Öcalan kendisi ifade etmiştir. Ancak yapılanları, gelişmeleri değerlendirdiğimde, Öcalan'ın kullandığı ifadeler, sarf ettiği sözler değerlendirildiğinde özgücüne dayanmadığını, gerçek bir Kürt hareketi olarak ortaya çıkmadığını örgütten ayrıldıktan yıllar sonra daha iyi anladım.''

'ÖCALAN HOŞ BİR ÖNDER KİŞİLİK OLARAK YANSITILDI'
Bekaa Vadisi'nde tanık olduklarının, sonraki süreçte yaşanan bazı konuların aydınlatılmasında ''mahkemeye yarayabileceğini umduğunu'' ifade eden Sakık, İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek'in PKK ile ''daha doğrusu Abdullah Öcalan'' ile olan ilişkilerinden sonra, Perinçek'in çekilmesi üzerine Yalçın Küçük ile ilişkilerinin geliştirildiğini anlattı.

Perinçek'in ''gazeteci kimliği ile geldim'' dediğini bildiren Sakık, Perinçek'in Bekaa'yı ziyaretinde ortaya çıkanların dikkati çekici olduğunu vurguladı.

Şemdin Sakık, şöyle devam etti:

''İnsanlarla tokalaşmayı bile otoritesine bir leke olarak gören Öcalan'ın Doğu Perinçek ile öpüşmesi, günlerce baş başa bir odada görüşmesi, sonra onu kitaplaştırıp, yayınlaması gibi bir çalışma oldu. Barış elçisi olarak, kardeşlik elçisi olarak geldiğini söyledi. O güne kadar pos bıyığı, sesi, ifadeleriyle köylü görümünü ile tanınıyor olmasına rağmen Doğu Periçek ile yayınlanan fotoğrafları sayesinde, elinde çiçek, yüzünde gülücük hoş bir önder kişilik olarak kamuoyuna yansıtıldı. Öcalan, bir lider imajıyla sunularak kabul ettirilmeye çalışıldı.''

'BENİ ÖLDÜRMEK İSTEDİLER'
Örgütten ayrılmak istediğini, ayrılmanın da ya öldürülme ya da kaçmakla olduğunu belirten Sakık, ''Beni öldürmek istediler. Kaçıp cezaevine girdim. Bir tane bile örgütçü yakalatmadım'' dedi.

Dava sanıklarından Yalçın Küçük'ün kendisine önceden ''kahraman'', şimdi ise ''hain'' dediğini ifade eden Sakık, ''Bir insan 2 gün önce kahraman, sonra nasıl hain olur. Bu insanın yaptığı birşey olmalı. O zaman, silahlı mücadeleyi üst noktaya götürmekti. Silahlı mücadelenin devam etmesini istediği için Abdullah Öcalan'a her zaman kardeşim dedi. Bu yaklaşım halen de devam ediyor'' dedi.

'AÇLIK GREVLERİ ÖLÜM GREVLERİNE DÖNÜŞEBİLİR'
Taraf Gazetesi'ni de eleştiren Sakık, ''Taraf Gazetesi'nin, örgüt bülteni mi yoksa ulusal bir gazete mi olduğu anlaşılmamaktadır. Öcalan'ın her sözü manşetten veriliyor. 2007'den günümüze kadar süren şiddette her kişinin isminin altında Taraf Gazetesi vardır'' diye konuştu.

Şemdin Sakık, cezaevlerindeki açlık grevlerini de tahlil ettiğini anlatarak, şunları kaydetti:

''Açlık grevlerinin ölüm grevlerine dönüşebileceğini söyledim. PKK şiddetinin bir boyutunu da böyle algılamamız gerekiyor. Elbette inkar edilen hakların bunda rolü var. Ben çıkışıyla ilgili değil, gelişimiyle ilgiliyim. Bu günlere getirilmesinde dış güçlerin, Amerika, komşu ülkeler hep vardı. Bunların rolü kadar solcu geçinen, liberal solcu etiketi takanlar, Altan'lar buna girer. Bunların hepsinin bir biçimde bu şiddetin sürmesinde katkısı vardır. Bunlar benim yorumum değildir.''

'BAHTİYAR AYDIN'I DEVLET VURDU'
Tuğgeneral Bahtiyar Aydın'ın ölümüyle ilgili açıklamalarda bulunan Sakık, şunları anlattı:

''1993'te Mumcu cinayetiyle başlayan Bahtiyar Aydın cinayetiyle son bulan, 1994'e de yansıyan cinayetleri ve Türkiye'de yönetimin değiştiğini dile getirmiştim. Bu cinayetlerin bir sahibi olması gerekir. Bahtiyar Aydın cinayetini örgütün üzerine attılar. Lice'de helikopterden iner inmez vuruldu. O zaman Lice yakınlarındaydım. Etrafımız kuşatılmıştı. Adeta bitiş seviyesindeydik. Telsizler vardı. Askerin telsizleri de vardı. Birbirimizi dinler ona göre hareketlerimizi planlardık. Bir anda telsizden 'paşa vuruldu' diye bir anons geçti. Telsizden Lice'deki dağlık grubu aradım. Yapmadıklarını söylediler. Askerin telsizine girerek bizim ilgimizin olmadığını söyledim. Bir tuğgenerali vursak bunu dünyaya yayınlarız. 'Örgütün burada herhangi bir rolü yoktur', dedim. Bu olay üzerine operasyonu sona erdirdiler. Bunun sayesinde ben o zaman kurtuldum. Olay üzerime yıkıldı. Direkt olarak ben sorumlu tutuldum. Bu olay aydınlatılmadı. Birileri cinayet işliyor, birileri de azabını yaşıyor. Paşayı devletin içinde bir ekip vurdu. Şüphem yok. Paşayı devlet vurdu. Hatta duyduğuma göre vuran asker de öldürüldü. Lice'de çatışma süsü verdiler. Paşa'da helikopterine atlayıp gitmek zorunda kaldı. Derin devlet vardır. Kimi 'Ergenekon', kimi 'derin devlet' dedi. Bence ayrımı yok. Öteden beri sol çevreler bütün hayallerini ordu üzerinde kuruyorlar.''

'YEŞİL MALATYA’DA DÜŞEN UÇAKTA ÖLDÜ'
Sakık, Gaffar Okkan suikastinden sonra 2001'de Diyarbakır'dan havalanan içinde bordo berelilerin bulunduğu casa tipi uçağın Malatya'da düştüğünü anımsattı.

''Öldürüldüler'' diyen Sakık, örgütteyken yanında olan ve cezaevinde görüştüğü gencin kendisine ''İyi ki benim yüzbaşım o uçağa binmedi. İşi çıktığı için binmedi. Binseydi ben de onunla gidecektim. Ben de kurtuldum'' dediğini aktardı.

Sakık, bu uçakta bulunan iki kişinin adının üstünün çizili olduğunu iddia ederek, ''O kasa uçakta ölenlerden birisi Mahmut Yıldırım'mış (Yeşil). İsmi çizilenlerden birisi oymuş. Bir devlet bu kadar olayın faili olan kişinin yaşayıp yaşamadığını bilmiyorsa, o artık devlet değildir'' dedi.

Şemdin Sakık, Kuzey Irak'tan kendisini getiren 5 kişilik ekibin başında da Mahmut Yıldırım'ın olduğunu ifade ederek, ''Demek ki bu Yıldırım 1998 yılında da kullanılan bir insandı. Bir kişi 'düşman' denilen adamı getiriyor, JİTEM, MİT, emniyetin haberi yok. Bana, kimin getirdiğini sordular. 'Başıma bir iş gelir' diye söylemedim'' diye konuştu.

'YEŞİL’İN YILDIZI 1993’TE PARLADI'
Yıldırım'ın, Tunceli ve Bingöl sorumlusu olduğunu iddia eden Sakık, ''Demirel döneminde Yıldırım, Çankaya'ya gitti mi, Çiller ile görüştü mü? Beni getirmek için kimden emir aldı? Kimin emrinde çalıştırıldı? Bilemiyoruz. 1993'te yıldızı parlayan Yıldırım'dır'' dedi.

Şemdin Sakık, Mahkeme Heyeti Başkanı Hasan Hüseyin Özese tarafından daha önce alınan ifadesi okunduğu sırada da açıklamalarda bulundu.

'PİYON GİBİ KULLANILDIM UTANIYORUM'
Kürtler'in bazı hakları olduğunu ve bu haklara saygı gösterilmesi gerektiğini dile getiren Sakık, ''Ama mücadelemiz sırasında bazı güçler tarafından piyon olarak kullanıldığım için utanç duyuyorum'' ifadesini kullandı.

Sakık, 18 yıl PKK'da kaldığını, hamal olarak girdiği örgütten birinci komutan olarak ayrıldığını ifade ederek, ''Örgüt liderine en yakın olması gereken isimlerden bir tanesiydim. Ancak benim Abdullah Öcalan ile bütün konuşmalarımı toplasanız Yalçın Küçük'ün bir kere konuşması kadar olmaz. Zaman açısından söylüyorum. Bunun saklanacak bir yanı yoktur. Artık 'Gazeteci sıfatıyla görüştüm, ikna etmek için oraya gittim' ifadeleri kimseyi inandırmıyor'' şeklinde konuştu.

'YALÇIN KÜÇÜK AVRUPA’DA PKK’NIN İÇİNDEYDİ'
Başkan Özese'nin ''Yalçın Küçük ile Abdullah Öcalan biraya geldiklerinde ne görüşüyorlardı '' sorusu üzerine Sakık, baş başa görüştüklerini, kendilerini yanlarına almadıklarını söyledi.

Sakık, ''Tahminin baş başa iken Yalçın Küçük Türkiye ve Avrupa'daki gelişmeler hakkında Öcalan'ı bilgilendiriyordu. Yalçın Küçük, Avrupa'da örgüt faaliyetinin içindeydi. Hatta, Öcalan'a, Yaşar Kaya hakkında istihbarat getiriyordu'' dedi.

'PKK'NIN 90 SONRASI GELİRİ UYUŞTURUCUDAN'
Sakık, 1993'te Şam'a, Abdullah Öcalan'ın yanına gittiğini dile getirerek, kendisine Lübnan'daki faaliyetleri denetleme talimatı verdiğini, ardından Lübnan'a gittiğini anlattı.

Orada örgütten Rıza Altun'un bulunduğunu ifade eden Sakık, ''Evinde balya balya, günlerce saysak bitiremeyeceğimiz dolar vardı. Benim gözlerim fal taşı gibi açıldı. O günlerde para sıkıntısı çekiyorduk. Paranın kaynağını sorunca 'Buradaki kaçakçıları gözetliyoruz. Denetliyoruz, bu bizim mücadelemizin amacı değil, aracı' dedi. Halbuki Kürtler'in kurtuluşunun mücadelesini veriyorduk. Diyarbakır Lice'de bir köyde uyuşturucu ekimini yasaklamıştım. Döndüğümde olayı Öcalan'a anlattım, o da bana 'Bu örgütü nasıl idare ediyorsun. Arkamızda devlet mi var ' dedi. Ben de köylüye yasağı kaldırdım. Örgütün geliri, ilk yıllarda Avrupa'daki işçilerin bağışıydı, 1990 sonrası uyuşturucu, silah ve insan kaçakçılığı oldu'' şeklinde konuştu.

'İRAN SİLAH VERDİ'
Sakık, İran'ın neredeyse örgüte uçak vereceğini, 1993'te, ateşkes öncesinde örgüte bir kamyon silah veren İran'ın, ateşkesten sonra ''Bunları size yerde çürütesiniz veya bakasınız, satasınız diye değil, kullanasınız diye verdik'' dediğini anlattı.

'BİRDAL SUİKASTINI ÜSTLENMEMİ İSTEDİLER'
Sakık, andıç (gazetecilere yönelik) olayında kendisine aşırı yüklenilerek listeler yapıldığını belirterek, ''Ben de gücüm oranında bunlara direndim. Direnişimin bedeli de 15 yıldır hücrede tek başına kalmamdır. Önüme getirilen listeyi bir şey bildiğim için değil, hiçbir şey bilmediğim için reddettim'' dedi.

Akın Birdal suikastine de değinen Sakık, ''Bu işte Mahmut Yıldırım kullanıldı. Benim üstlenmemi istediler. Kabul etmedim, hücreye attılar. Yaşar Büyükanıt'ın da haberi vardı. TİT'i yönlendirdiğimi söylememi istediler. Bunu da kabul etmedim. Zaten sonra gerçekler anlaşıldı'' iddiasında bulundu.

ŞEMDİN SAKIK KİMDİR?
1998'de Kuzey Irak'ta bir operasyonla yakalanan Sakık, "Devletin hakimiyeti altında bulunan topraklardan bir kısmını devlet idaresinden ayırmaya yönelik eylemler yapmak" suçundan yargılandı ve idam cezasına çarptırıldı.

1999 yılında idam cezasının kaldırılmasının ardından cezası müebbet hapis cezasına çevrildi.

Parmaksız Zeki kod adı ile PKK'da uzun yıllar üst düzey yönetici olarak görev yapan Sakık, milletvekili Sırrı Sakık'ın da kardeşi.

33 SANIK SALONDA
İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi'nce, Silivri Ceza İnfaz Kurumları Yerleşkesi'nde oluşturulan salonda görülen duruşmaya, emekli Tuğgeneral Veli Küçük, CHP İzmir Milletvekili Mustafa Balbay ve gazeteci Tuncay Özkan'ın da aralarında bulunduğu 33 tutuklu sanık katıldı.

Duruşmaya, CHP Zonguldak Milletvekili Prof. Dr. Mehmet Haberal, eski Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral İlker Başbuğ, annesinin cenazesine katılması için izin verilen emekli Orgeneral Hasan Iğsız, emekli Tuğgeneral Levent Ersöz ve İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek'in de aralarında bulunduğu 32 tutuklu sanık gelmedi.

Bu davadan tutuksuz yargılanan ''Odatv'' davasının tutuklu sanığı Yalçın Küçük de duruşmada hazır bulundu.

  • Etiketler :

Sayfa Yükleniyor...