NTV

Obama arkasında ne bıraktı?

Türkiye

ABD Başkanı Obama’nın iki gün süren Türkiye ziyeretinden geriye ne kaldı? Özellikle Ermenistan ile ilişkiler ve 24 Nisan yolunda soykırım iddiaları konusunda Obama'nın mesajlarını iktidar ve muhalefet farklı değerlendirdi.

Ankara, ABD Başkanı Barack Obama'nın ardında bıraktıklarını konuşuyor. Gündem, Türkiye'nin son dönemde izlediği dış politika ve Obama'nın mesajları.

İlişkili Haberler


Parti liderleri görüşlerini açıklarken, partilerin temsilcileri de "Neden" programında konuştu.

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin Meclis Grubu'nda hem Obama'yı, hem de Başbakan Erdoğan'ın izlediği politikayı topa tuttu.

Obama'nın Ermeni soykırımı, Ruhban Okulu ve Kürt sorunuyla ilgili mesajlarına yüklenen Bahçeli, "Hayasız bir kampanya yürütüldüğünü", Obama'nın "nezaketsizlik" yaptığını iddia etti.

CHP lideri Deniz Baykal, Erdoğan'ın izlediği politikayla Türkiye'nin dış politikasının iflas ettiğini iddia etti. Obama'dan çok, Rasmussen'le ilgili politikaya tepki gösteren Baykal, Erdoğan'ı ‘efelik ve şov’ yapmakla suçladı.

Başbakan Erdoğan ise, "Obama güzel anılarla ayrıldı. İki ülke arasında çok daha farklı bir dönemin başlayacağına inanıyorum" dedi.


Liderler böyle derken, kurmayların adresi Can Dündar'ın Neden programı oldu. Partilerinin politikasını ayrıntılı olarak açıklayan isimler; AKP’li Suat Kınıklıoğlu, CHP'li Onur Öymen, MHP'li Deniz Bölükbaşı olurken, eski Washington Büyükelçisi Faruk Loğoğlu ile ABD'yi yakından tanıyan Prof.Dr. Güven Sak, ‘Obama’nın mesajlarını’ yorumladılar.

"Neden" programında üstünde özellikle durulan konu, Obama’nın 1915 olaylarına ilişkin mesajları ve hükümetin bu konuda izlediği politika oldu.

MHP / DENİZ BÖLÜKBAŞI
Sayın Obama, özellikle iki konuda, Türkiye'yi önümüzdeki dönem çok büyük sıkıntılara sokacak beyanlarda bulunmuştur. Bu iki konuda Türkiye'ye adeta siyasi yol haritası çizmiş, ne yapması gerektiğini dikte etmiştir. Bunlar 1915 olayları ve AKP Hükümeti'nin Erivan’la başlattığı müzakere, gizli müzakere sürecinin bir an önce sonuçlanmasıdır.

Seçim kampanyası sırasındaki konuşması... Burada sadece 1915 olaylarının kendi değerlendirmesine göre soykırım olduğunu söylemiyor, bunun ötesinde bunun belgelerle kanıtlanmış bir tarihi gerçeklik olduğunu iddia ediyor. Nitekim Sayın Cumhurbaşkanımız ile yaptığı görüşmeden sonra basın toplantısında bu görüşünün kayda geçmiş olduğunu ve değiştirmediğini söylemiştir. Meclis'te yaptığı konuşmada da her ülkenin kendi geçmişiyle yüzleşmesi bahsinde Amerikan tarihinin karanlık sayfalarına atıfta bulunmuştur. Sayın Genel Başkanımız da bunu bir nezaketsizlik olarak değerlendirmiştir.

Obama, 'Benim görüşüm, ne olursa olsun soykırımdır'; bunu 24 Nisan’da bu şekilde telaffuz etmeyeceğini ima etmiştir. Onu da nispeten bazı muğlak ifadelerle... Söylediği şudur; Türkiye ile Ermenistan arasında bir müzakere süreci götürmektedir. Bu sürecin en kısa zamanda somut sonuç vermesini bekliyoruz.

Şimdi nedir bu müzakere süreci? Bunu Türk kamuoyuna anlatamazsak Obama’nın bu sözünün amacı anlaşılamaz. Türkiye, Ermenistan’ın bağımsızlığını tanımış ama 5 nedenden dolayı diplomatik ilişki kurmamıştır. Birincisi, Türkiye ile ortak sınırı Ermenistan tanımamaktadır. İkincisi, Doğu Anadolu topraklarının bir kısmını batı Ermenistan olduğu iddiasındadır. Üçüncüsü, Ağrı Dağı’nı Ermenistan’ın milli sembolü olarak kabul etmiştir. Bunlar bağımsızlık bildirgesinde ve anayasasında yer alan hükümlerdir. Dördüncüsü sahte soykırım yalanı, beşincisi de dost ve kardeş Azerbaycan’ın topraklarının beşte birine yakın bölümünün işgalinin sürmesi.

Şimdi Türk hükümeti 8 aya yakın bir süredir Bern’de bir gizli müzakere süreci yürütüyor. Bu süreçte Ermenistan bu hukuk dışı taleplerini, iddialarını geri almadan yani sınırı tanımadan, Türkiye’nin toprak bütünlüğünü sorgulamaktan vazgeçmeden ve Ağrı Dağı’nı sembol olarak kabul etmekten geri adım atmadan, sınırı açmak ve diplomatik ilişki kurmak için bir iki metin üzerinde müzakere sürüyor. Şimdi eğer Türk hükümeti, Amerikan Başkanı ve kongresi bu soykırım yasa tasarısını kabul etmesin diye Ermenistan’ın bütün taleplerini kabul ederek, bir teslimiyet zemininde sınırı açar ve diplomatik ilişki kurarsa, bunu kendisine saygısı olan, haysiyetli hiçbir ülkenin kabul etmesi mümkün değildir.

Tehlike, Türk hükümetinin bu tehlikeli sürecini Obama’nın desteklemesi ve bir an önce sonuç alınabilmesi için adeta arabulucu olarak ortaya çıkmasıdır.

CHP / ONUR ÖYMEN
Sayın Obama’nın daha başkanlık görevini üstlenmeden bu konudaki görüşlerini biz öğrenmiştik ve şu ümidi taşıyorduk: Başkan olduktan sonra devletin bütün bilgilerine sahip olacaktır ve daha önce söylediği düşünceleri gözden geçirecektir, bunların yanlış taraflarını görecektir ve daha makul ve dengeli bir görüş sahibi olacaktır. Şimdi bunun böyle olmadığı anlaşılıyor.

1915’te sözde Ermeni soykırımı için 'Tarihi bir gerçektir' diyor. Oysa birkaç sene önce 70’ten fazla bilim adamı, bu konuda bir bildiri yayınlamıştı; '1915 olaylarına soykırım denilemez' diye. Bu iddianın aksine, çok hukuki ve siyasi bilgi, belge var. Öyle anlaşılıyor ki, Sayın Obama bu konuda yeterince bilgilendirilememiş. Soykırım olmadığını bile bile soykırım diyorsa, bu samimiyetle bağdaşmaz. Belli ki buna inanıyor, bunun böyle olduğuna inanıyor. Bunun böyle olmadığını anlatmak lazım. Sayın Cumhurbaşkanı'yla yaptığı çok uzun konuşmadan sonra; yediği nefis bir yemekten sonra, aynı görüşünü tekrarlaması... Öyle anlaşılıyor ki, Sayın Cumhurbaşkanımız da ikna edememiş. Cumhurbaşkanı 'Bu işi tarihçilere bırakalım' dedi ama belli ki Obama’yı ikna edememiş bu konuda.

Bu durum şu sonucu yaratır; Türk-Amerikan ilişkilerinde büyük bir yara açar. Çünkü 1915 olayları aslında bildiğiniz gibi İngiliz propaganda bakanlığı Wellington House tarafından Amerikan kamuoyunu harekete geçirip Amerika’nın Birinci Dünya Savaşı’na katılmasını sağlamak için düzenlenen yoğun propaganda kampanyasının ürünüdür. Çok üzüntü verici olaylar olmuş, iki taraf da büyük kayıplar yaşamıştır. Bunun sistemli bir faaliyet olarak Amerika’ya aktarılmasının arkasında İngiliz propaganda bakanlığının çok yoğun faaliyetleri var. Bu konuda Amerikan bilim adamlarının da kitapları var. Öyle anlaşılıyor ki, o tarihten bu yana yerleşmiş bir kanı olarak durmaktadır.

Sayın Obama’nın bu görüşünde ısrar etmesi düşündürücüdür, üzüntü vericidir ve bunun mutlaka düzeltilmesi lazım. Burada da hem Amerikan hem de Türk makamlarına görev düşüyor.

AKP / SUAT KINIKLIOĞLU
1915 konusu çok karmaşık ve hiçbir Amerikan başkanının yapmadığı yazılı ve sözlü taahütleri oldu Obama'nın. Özellikle Sayın Cumhurbaşkanımızla yapmış olduğu basın toplantısındaki soruya verdiği cevap, soykırım kelimesini kullanmaması ve mecliste yaptığı konuşmada da böyle olması, 24 Nisan’daki beyanatında bu kelimeyi kullanmayacağını gösteriyor. Bizim açımızdan bu bir kazanımdır.

Ben de Amerikan tarihiyle bizim tarihimiz arasında paralellikler kurmasını çok hoş bulmadım. Genel Kurul'da da o ara bir sessizlik oldu. Yani herkes o bölümü çok sessizce izledi. Ben Amerikan başkanı olsaydım, böyle bir konuya bu kadar vurgu yapmayı düşünmezdim ama şunu da söylememiz gerekir; 1915’te ne olduğunu, neler olduğunu bizler de çok iyi anlamak istiyoruz. Ne yazık ki bizim eğitim sistemimiz 1915’i çok iyi anlatamıyor. Dolayısıyla bu konunun bir nebze daha ve bir süre daha gündemde kalması beklenmelidir...

ESKİ WASHINGTON BÜYÜKELÇİSİ / FARUK LOĞOĞLU
Obama’nın birinci yanlışı; Cumhurbaşkanlığı'nda yapılan basın toplantısında bir soruya verdiği, ‘Benim görüşlerim kayıt altındadır, bunlar değişmedi’ yanıtıdır. Yani, soykırım demeden soykırım dedi. Meclis'te yaptığı konuşmada ise, kendi ülkesinin tarihine yaptığı atıfla, Türkiye tarihi arasında bir paralelik kurdu ve soykırımı tanıyın demeden soykırımı tanıyın demeye getirdi. Bunlar yanlış ve gereksizdi...

Türkiye ile Ermenistan arasındaki sürece ben olumlu bakıyorum. Türk Hükümeti'nin bu konudaki yaklaşımını, politikasını doğru buluyorum. Yalnız 3 nokta var. Birincisi, zaman... Bu konuda atacağı adımları eğer 24 Nisan’dan önce atarsa bu yanlış olur. 'Türkiye baskı altında hareket ediyor, ne kadar bastırırsak Türkiye o kadar taviz verir' gibi bir izlenim doğurur. Özellikle kongredeki tasarılar bakımından fazla da bir işe yaramaz.

İkinci nokta Azerbaycan. Her ne kadar Suat Bey 'Her şey Azerbaycan’la çok yakın bir koordinasyon içinde yürütülüyor' dediyse de, Azerbaycan’daki tepkilerden ciddi bir rahatsızlık olduğunu anlıyoruz. Üçüncüsü de elbette Ermenistan’la ilişkilerimizin normalleşmesi. Bu ulaşmamız gereken bir hedef. Fakat sadece Türkiye'nin yapacağı, atacağı bir takım adımlar varmış gibi bahsediliyor. Oysa Ermeniler tarafından da atılması gereken bir sürü adım var; bunları da dışişleri bakanlığımız sağlıyordur diye düşünüyorum.