Öcalan: Erdoğan’a son bir şans verdik

Abdullah Öcalan referandumda kendilerinin Kürt seçmenlerden “hayır” oyu vermelerini istemesi halinde paketin geçemeyeceğini söyledi ve bunu Başbakan Erdoğan’a verdikleri son şans olduğunu belirtti.

Haberler 15.09.2010 - 11:31

İmralı’dan avukatları aracılığıyla açıklamalar yapan Abdullah Öcalan BDP’nin boykot kararı yerine “hayır” demesi halinde paketin geçmesinin mümkün olmadığını söyledi.

Öcalan, “Biz Cumhuriyeti'ne, devletine ve hükümetine demokratik çözümü, demokratik anayasayı dayatmak için boykot kararı aldık, doğrudur. Biz isteseydik bu referandumu kesin kaybederlerdi. Biz 'Hayır' deseydik, bu değişiklik paketinin geçmesi imkansız hale gelirdi. Erdoğan'a son bir şans verdik, bunu iyi görmesi gerekir. Umarım bundan sonra demokratik anayasa ve demokratik çözüm konusunda olumlu gelişmeler olur” dedi.

Referandum sonrasında hükümetin belli adımlar atmasını beklediklerini ifade eden Öcalan, “Referandum sonrası 13-20 Eylül arası bazı şeyler daha çok netleşir. Eğer bu tarihe kadar bir gelişme olmazsa ben sorumluluk almayacağım. Eğer belirli adımlar hükümet tarafından atılırsa o zaman rolümü oynamaya çalışacağım. Doğrudur benimle görüşmeler oldu, oluyor. Eğer görüşmeler aniden kesilir ve kapsamlı bir yönelim olursa benim burada yapabilecek bir şeyim kalmaz. Görüşmeler devam ederse ben aklımı, mantığımı kullanarak rol alabilirim” diyerek somut adımlar beklediğini bir kez daha yineledi.

İlk başlarda İmralı’da askeri ekiplerle konuştuğunu ifade eden Abdullah Öcalan şimdi ise sivil bir grup ile diyaloğa dönük görüştüğünü anlattı. Öcalan, “İmralı'ya getirildiğim ilk günden bugüne kadar defalarca değişik heyetler benimle görüştü. İlk dönemler askeri ekiplerdi ve daha çok istihbari görüşmeler yapmak istiyorlardı. Ben ise görüşmeleri diyalog ve müzakere niteliğine dönüştürmek istiyordum. Dolayısıyla ilk dönemlerde yapılan bu görüşmelerden sorunun çözümüne hizmet edecek sağlıklı neticeler elde edilemedi. Son dönemlerde benimle görüşen ekip, sivil bir ekip özelliğini taşıyor. Burada yaptığım görüşmeler daha çok diyalog düzeyinde.

Bu görüşmeler belli bir düzeyde devam ediyor. Kürt sorununun adil-demokratik çözümü isteniyorsa bu görüşmelerde Kürtlerin temsilcileri siyasi özne olarak kabul edilmeli ve soruna gerçekçi bir perspektifle bakılmalıdır. Kürt sorununun çözümü için illa ki benimle görüşülsün demedim. Önemli olan bu konuda devletten doğru samimi adımların gelmesidir. Yoksa muhatap BDP olur, PKK olur, ben olurum fark etmez. Demokratik açılım sürecinin başlarında hazırladığım yol haritasında sorunun nasıl ele alınıp çözüleceğine ilişkin bir çalışmam oldu. Ancak şu an nerede tutuluyor onu bile bilmiyorum. Burada, sorunun çözümü için aylarca üzerinde çalıştığım, emek verdiğim 156 sayfalık yol haritası devlet tarafından görmezden gelindi, kamuoyuyla paylaşılmadı.

‘ESKİNİN ALGILANMALARI AŞILMALI’
Kürt sorunu gibi tarihsel sorunlar çözülmek isteniyorsa eskinin psikolojik algılanmaları aşılmak zorundadır. Sorunun çözümüne katkı sunanların sıfatı ya da tarafı ölçü olmamalı. Şunun farkındayım, Kürtler ve Türklerin beni algılayışlarındaki tezatlığı biliyorum. Bu nedenle bütün bu ayrıntıların göz ardı edilmemesi gerektiğini de düşünüyorum. 12 yıldır İmralı'da Kürt sorununun demokratik çözümü için çaba sarf ettim ve bundan sonra da imkanlarım ve sağlığım elverdikçe sarf edeceğim” dedi.

Akşam gazetesinin haberine göre demokratik özerkliğin yanlış tartışıldığını belirten Öcalan durumu şöyle yorumladı; “Demokratik özerklik, Türkiye'de yanlış tartışılıyor. Bizim ortaya koyduğumuz demokratik özerklik projesi etnisiteye ve coğrafi sınırlara dayanmıyor, demokrasiye dayanıyor. Toplum, merkezi devleti sınırlayarak kendi yetkileriyle kendini yönetecektir. Önemli olan devletin sınırlandırılmasıdır. Bahsettiğimiz demokratik özerklik sadece Kürdistan'a ilişkin değil, Ege, Karadeniz, Orta Anadolu'ya da ilişkindir. Ulus-devlet anlayışının halklara dar geldiğini, yetmediğini görmek zorundayız. Amerika bu modelin uygulayıcısıdır ama bu model Ortadoğu'ya kesinlikle uymaz.

Biz demokratik özerklik derken bir tarihsel haksızlığa vurgu yapıyoruz. 'Cumhuriyetin kuruluşunda varsınız ama içinde yoksunuz' haksızlığıdır bu. Benim demokratik özerklik anlayışım, Türkiye'nin cumhuriyet tarihine de bir eleştiri sunmaktadır. Demokratik özerklik 1919-1922 yıllarının güncellenmesidir. Biliniyor; o yıllarda Mustafa Kemal, Erzurum'daki Kongre'sine, delegeliği düşen Bitlis delegesinin yerine, Bitlis delegesi olarak yani Kürt delegesi olarak katılıyor. İşte biz bu tarihin güncellenmesini istiyoruz.

BEYAZ TÜRKLERİN FAŞİZMİ
Beyaz Türklerin uyguladığı faşizm diğer tüm farklılıkları yok sayıyor. Cumhuriyet tarihinde yaratılmak istenen ulus kimliği Türklük kimliğidir. Bir ulus inşa etme adına bütün farklı dil ve kültürler, kimlikler ve inançlar tek tipleştirilmeye çalışılmıştır. Türkiye'de var olan bu ulus-devlet anlayışını her kesim bir köşeden yontmaya çalışıyor. Böyle bir süreç başladı. Kürtlere düşen görev belki de bu konularda öncülük etmektir. Demokratik özerklik, ulus-devlet karşısında en doğru, uygulanabilir seçenektir. Sadece Kürtler için değil her yerde, Türkiye'de, Ortadoğu'da uygulanabilir. Ulus-devlet belki hemen aşılamaz, bunun farkındayız ancak ulus-devletle yetinmeyeceğiz.”

‘DIŞARI ÇIKMA GÜNDEMİM YOK’
Kendisinin dışarı çıkma gibi bir talebi bulunmadığını kaydeden Öcalan, “Tartışmalarımda anneme 'Tavuklar bile kendi yavrularıyla kendi anlayacağı dilden konuşuyor, anlaşıyor, yavrularını koruyor, sen bunu neden yapmıyorsun?' diyordum.

İşte benim meselem, Apo'yu ortaya çıkaran gerçeklik budur. Bu gerçekliği ortaya çıkaran, bugün herkesin üzerinde tartıştığı ve büyük oranda kabul ettiği Kürt sorunudur! Bu sorunun çözülmesi için şahsıma ilişkin herhangi bir talebim hiçbir zaman olmadı. İmralı'da ya da dışarıda olayım diye bir gündemim yok. Sorunun çözümünde taraflı tarafsız rol almam isteniyorsa mevcut koşullarda bir şey yapamayacağım bilinmelidir. Ancak koşullar oluşturulursa demokratik çözüm ve barış için elbette rolümü oynarım” dedi.

Sayfa Yükleniyor...