OHAL 3 ay daha uzatıldı

19 Ekim'de sona erecek olan OHAL uzatıldı. Başbakan Yardımcısı Kurtulmuş Bakanlar Kurulu'nda OHAL'in 90 gün süreyle uzatılmasına karar verildiğini söyledi.

ohal uzatıldı.jpg

"OHAL uzatılacak mı" sorusu yanıtını buldu.

Konuyla ilgili açıklamayı, Başbakan Yardımcısı ve Hükümet Sözcüsü Numan Kurtulmuş yaptı.

Beştepe'de Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu'na ilişkin kameralar karşısına geçen Kurtulmuş, olağanüstü halin (OHAL) 90 gün süreyle uzatılmasına karar verildiği söyledi.

Öğretmen atamalarına ilişkin açıklama da yapan Kurtulmuş, 9 Ekim'de 20 bin öğretmenin atamasının yapılacağını belirtti.

Hükümet Sözcüsü, KHK'lara yönelik eleştirilere de değindi. KHK çıkarma yetkisinin hükümette olduğunu hatırlatan Kurtulmuş, KHK'larla ilgili diğer partilerin görüşlerini alacakları ancak bunun bir yetki devri anlamına gelmediğini dile getirdi.

Kurtulmuş, bir gazetecinin, "Rusya Devlet Başkanı Putin'in özel temsilcisinin, 14 Temmuz'da darbe teşebbüsüyle ilgili Türk yetkililere uyarıda bulunduğu iddiası"na ilişkin sorusuna, "15 Temmuz'dan sonra çok sayıda şehir efsanesi, sabık, başarısız darbe teşebbüsü öncesi ve sonrasıyla ilgili çok sayıda aslı esası olmayan şehir efsanesi üretildi. Herhalde bu söylediğiniz de onlardan birisidir" yanıtını verdi.

Kurtulmuş'un yaptığı açıklamalar şöyle:

"Bugünkü Bakanlar Kurulu toplantısında, bakanlıklarımız İçişleri Bakanlığı, Dışişleri Bakanlığı, Adalet Bakanlığı ve Milli Eğitim Bakanlığı sunumlarını gerçekleştirdi. Bu sunumlar çerçevesinde bu dört bakanlığımızı ilgilendiren, Türkiye'nin gündemini de ağırlıklı olarak işgal eden konular üzerinde çok detaylı konuşmalar, çok detaylı görüşmeler yapıldı. Bu çerçevede İçişleri Bakanlığımız, FETÖ, PKK ve DAEŞ başta olmak üzere, terör örgütleriyle mücadelede gelinen noktayı bütün teferruatıyla Bakanlar Kurulu'muza takdim etmiş oldu. Bu çerçevede bundan sonraki süreçte personel, teknoloji ve istihbarat bakımından gerekli düzenlemelerin neler olacağı konusundaki görüşlerini paylaştı. Atılacak olan adımlar üzerinde de Bakanlar Kurulumuzda karşılılık görüş teatisinde bulunuldu, kararlar alındı.

Adalet Bakanlığı çeşitli konulara ilişkin gelişmeleri Bakanlar Kurulu'na taşıdı. Bunlardan biri cezaevlerindeki son durumun gözden geçirilmesi, darbecilerin mahkeme yargılama süreçleriyle ilgili gelişmelerin paylaşılması ve özellikle de FETÖ lideri Feto'nun, bu ikisini de birbirinden ayırt ederek konuşmak lazım, Türkiye'ye iade edilmesiyle ilgili Bakanlığımızın yapmış olduğu çalışmalar. Bunlardan biliyorsunuz 15 Temmuz öncesinde Feto'nun iadesiyle ilgili 4 dosya, 4 dosya Amerika Birleşik Devletleri makamlarına sunulmuştu. 15 Temmuz'dan sonra da Feto'nun tutuklama talebiyle ilgili hazırlanan dosya Amerikan makamlarına 10 Eylül 2016 tarihinde takdim edildi. Amerikan makamları da e-mail ortamında bu belgelerin alındığını, bu dosyanın alındığını 23 Eylül 2016 tarihinde Türkiye'ye bildirdi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında, Beştepe'de yapılan Bakanlar Kurulu toplantısı yaklaşık 6 saat sürdü.

GÜLEN'İN İADESİ

FETÖ konusundaki tavırımız açık. Bu örgütün başındaki kişi Amerika'da, Pensilvanya eyaletinde mukim olan Feto'dur. Bu kişinin Türkiye'ye iade edilmesiyle ilgili Amerikan makamlarının üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmesi için ilgili görüşmeler yapılıyor. Bu konudaki talepler gerçekleştiriliyor. Ama Amerika Birleşik Devletleri ile her alanda stratejik ortaklığı olan bir ülke olarak ve özellikle suçluların iadesi anlaşmasını yapmış olan bir ülke olarak da bu karar, Amerikan yargısı tarafından verilene kadar adı geçen kişinin Türkiye'ye iade edilmek üzere tutuklanmasını, bulunduğu yerde tutuklanmasını talep ediyoruz. Bu çerçevede son eylül ayının 10'unda gönderilen dosya, ilgili kişinin tutuklanmasıyla ilgili bir taleptir. Bu da bizim Amerika Birleşik Devletleri ile Suçluların İadesi Anlaşması'nın 10. Maddesi'nden kaynaklanan bir hakkımızdır. Bu başvurunun da en kısa zamanda karşılanacağını, bu başvuruyla ilgili olarak adımların da atılacağını ümit ediyoruz.

"FIRAT KALKANI BAŞARILI BİR ŞEKİLDE DEVAM EDİYOR"

Dışişleri Bakanlığı'nın özellikle Suriye ve Irak'taki gelişmelerle ilgili sunumlarını Bakanlar Kurulu'nda hep beraber, dikkatlice müzakere ettik. Fırat Kalkanı harekatı Suriye'nin bütünlüğünün ve Türkiye topraklarının terör örgütü DAEŞ başta olmak üzere, PYD ve benzeri terör örgütlerinin saldırılarından korunması, Suriye'nin kuzeyinde bir terör koridorunun oluşmasının önlenmesi, milli birlik ve menfaatlerin korunması amacıyla yapılıyor. Burada Özgür Suriye Ordusu'nun unsurlarına Türkiye destek vermektedir. Bu çerçevede operasyon bizim açımızdan başarılı bir şekilde devam etmektedir ve operasyonun ilk günü söylediğimiz kırmızı çizgilerimizin tamamı devam etmektedir.

Dolayısıyla Fırat Kalkanı ile ilgili sürdürmüş olduğumuz bu mücadele, özellikle DAEŞ'le ilgili bir mücadeledir ve kararlılıkla sürdürülecektir. Bu bölgenin DAEŞ'ten temizlenmesi, bu bölgenin bir güvenli bölge haline gelmesi ve Cerablus halkının olduğu gibi diğer şehirlerinin halklarının da kendi memleketlerine, kendi şehirlerine güvenli bir şekilde geri dönmesini sağlamak öncelikli hedeflerimizdendir. Ayrıca Suriye ve Irak'taki DAEŞ'e karşı sürdürülen operasyonlarda Musul ve Rakka ile ilgili muhtemel operasyonlar konusundaki pozisyonumuz da net ve açıktır.

Türkiye, DAEŞ'in Suriye ve Irak'taki siyasi istikrarsızlık ve dağınıklığın bir sonucu olduğunu, sebebi olmadığını başından beri her platformda ifade ediyor. Bunun için bu bölgenin bütünüyle terör örgütlerinden temizlenmesi için uluslararası koalisyonla iş birliği halinde her türlü adımı atmaya hazır olduğunu ifade ediyor. Ancak bununla birlikte Türkiye'nin başından itibaren söylediği bir başka husus daha var, Suriye, Suriye halkınındır.

"TERÖR ÖRGÜTLERİNE PEŞKEŞ ÇEKİLMEMELİ"

Türkiye'nin başından itibaren söylediği bir başka husus daha var, Suriye, Suriye halkınındır. Arabıyla, Türkmeniyle, Kürdüyle diğer unsurlarıyla bütün Suriye halkları kendi şehirlerinin esas sahipleridir, terör örgütlerinden temizleme bahanesiyle bir başka terör örgütüne bu şehirlerin peşkeş çekilmesinin doğru olmadığını Türkiye defaatle dile getirmektedir. 

Olası Musul ve Rakka operasyonlarında yerel unsunlar sahada olmalı. O şehrin unsurlarından oluşan mukavemet birimlerinin sahada olması, uluslararası koalisyonun da bu mukavemete, yerli unsurlardan oluşan mukavemete destek vermesi meselenin aslıdır. Türkiye bu çerçevede Rakka ve Musul operasyonları ve diğer operasyonların yürütülmesini düşünür ve bu çerçevede de oradan DAEŞ çıkarılırken oraların başka bir terör örgütüne bırakılmasını da asla kabul etmez, buna müsamaha etmez.

"PYD ASLA YER ALMAMALI"

Dolayısıyla PYD'nin Musul ve Rakka operasyonlarında esas unsurlardan birisi olarak görülmesi Türkiye tarafından kabul edilebilir bir husus değildir. Türkiye'nin bu operasyonların içinde yer almasının temel şartlarından birisi PYD/YPG unsurlarının bu operasyonlarda asla yer almamasıdır. Bu da ilgili muhataplarımıza defaatle bildirilmiştir. Suriye ve Irak'taki DAEŞ ile mücadele kapsamında ilgili gruplara, ittifak içinde olduğumuz unsurlara sürekli olarak hatırlattığımız bir husus ise Münbiç cebinin temizlenmesi, terör örgütlerinin tamamından temizlenmesidir. Bu çerçevede evet, önemli bir kısmı çekilmiştir ama hala o bölgede PYD/YPG unsurlarının bir kısmının var olduğunu biliyoruz ve özellikle ABD'den bu konuyla ilgili olarak verdikleri sözleri yerine getirmesini ve buradaki PYD/YPG unsurlarının Fırat'ın doğusuna çekilmesini sağlamasını bir kere daha talep ediyoruz.

"ABD VE RUSYA TAHTEREVALLİYİ BIRAKMALI"

Halep civarında yaşanan trajediye dikkati çeken Kurtulmuş, "Halep'in ÖSO unsurları ve aslında Suriye'de Halep'in esas orada yaşayan unsurlarından temizlenmesini hedefleyen rejim güçleri maalesef dışarıdan aldığı desteklerle de Halep'e insani yardım ulaştırılmasını engelleyecek ve hatta Halep'te yaşayan insanların hastane dahil olmak üzere, imkanlarını ortadan kaldıracak bombalama eylemlerine devam etmektedir

Bunun kabul edilebilmesi, sineye çekilmesi mümkün değildir. Uluslararası camianın ciddi bir şekilde Halep'teki bu insani trajediye son vermesini, bununla ilgili olarak başta ABD ve Rusya olmak üzere ilgili ülkelerin aralarındaki tahterevalli oyununu bırakarak insani trajediyi ortadan kaldıracak kararlılığı ortaya koymasını talep ediyoruz.

20 BİN YENİ ÖĞRETMEN ATAMASI

Milli Eğitim Bakanlığımızın Ekim ayının 9'unda mülakatla 20 bin öğretmeni daha alacağını bir müjde olarak ifade etmek isterim. Söz konusu öğretmenler kalkınmada birinci derece öncelikli bölgelere atanacak. Geçen sene Şubat'ta 30 bin öğretmen Milli Eğitim Bakanlığına alınmış ve onların bu geçiş süreçlerindeki eğitimleri tamamlanmıştır. 30 bin öğretmenimiz de bu ders yılı itibarıyla Milli Eğitim'in esas kadrosuna geçmiştir. Bu 20 bin kişiyle de 50 bin yeni öğretmenimizin Milli Eğitim Bakanlığı kadrosuna geçeceğini paylaşmak isterim.

OHAL 3 AY DAHA UZATILDI 

21 Ağustos'ta yürürlüğe giren ve 19 Ekim'de sona erecek olan Olağanüstü Hal'in, 90 günlük Olağanüstü Hal'in, uzatılması ve 19 Ekim günü saat gece yarısı 01.00'den itibaren 90 gün süreyle Olağanüstü Hal'in yenilenmesi kararıdır. Bu yöndeki karar Milli Güvenlik Kurulu'nun geçen hafta çarşamba günü Beştepe'de yaptığı toplantıda alınan bir tavsiye kararıdır. Bakanlar Kurulu'muz da bugünkü 20. toplantısında o tavsiye kararına uyarak, Olağanüstü Hal'i bir kez daha uzatma, üç ay süreyle uzatma kararını almıştır. Hayırlı uğurlu olsun. Türkiye terör örgütlerinin tamamıyla, başta FETÖ, bu darbeci örgüt olmak üzere, kararlı bir şekilde mücadelesini sürdürecektir. Onun için ne gerekiyorsa, Türkiye'de, AB'nin tabirini kullanalım, devletin bu terör örgütlerinden arındırılması için ne gerekiyorsa bu adımlar atılacak ve Olağanüstü Hal'in vermiş olduğu hukuki imkanlarla da bu süreç inşallah en kısa zamanda başarıyla tamamlanacaktır.

ALMAN MİLLETVEKİLLERİNE İNCİRLİK İZNİ

Türkiye'nin vermiş olduğu bu izin tamamen Alman yetkililerin Alman askerleri denetlemesiyle ilgili bir meseledir. Bunun üzerinden bazılarının yanlış kanaat ve yorumlarla kamuoyunu meşgul etmesini asla istemeyiz.

İncirlik'te Alman askerleri var. Alman askerler dekarşılıklı anlaşmalar ve NATO çerçevesinde burada bulunuyorlar. Türkiye'nin vermiş olduğu bu izin tamamen Alman yetkililerin Alman askerleri denetlemesiyle ilgili bir meseledir. Bunun üzerinden bazılarının yanlış kanaat ve yorumlarla kamuoyunu meşgul etmesini asla istemeyiz. Alman yetkililer gelip Türklerin yönetimindeki İncirlik Üssü'nü denetliyor değiller ya da Türklerin yetkisinde olan bu üsle ilgili bir rapor hazırlayacak değiller. Burada tamamıyla kendi askerlerini denetleme ve onlarla görüşme çerçevesinde aldıkları bir karardır. Türkiye'de ikili anlaşmalar gereği buna müsade etmişlerdir.

BELEDİYELERE KAYYUM

FETÖ mensubu olduğu, özellikle PKK mensubu olduğu için görevden alınan daha doğrusu yerlerine vekil atanan, kayyum tabiri yerine de 'belediye başkan vekili' tabirini kullanmamız daha doğrudur, belediye başkanı görevden alınarak vekil atanan 30 belediye vardır. Bu belediyelerin her birisi ya PKK terörüne verdikleri açık destek dolayısıyla bir kısmı da FETÖ örgütüyle irtibatları ve iltisakları dolayısıyla görevden alındılar, yerlerine vekiller atandı. Eğer ihtiyaç duyulursa terör örgütleriyle, herhangi birisiyle irtibatlı ve iltisaklı olduğu ortaya konulan, gerçek olduğu bilinen ve eldeki somut verilerle değerlendirmesi yapılan belediye başkanları hakkında da gerekli kararlar alınır. Bu Türkiye'nin teröre karşı verdiği mücadelenin tabii bir sonucudur. Bunları yaparken de hükümet olarak bunları 'keyifle, zevkle yapıyoruz' demiyoruz.

Bombaların belediyeye ait araçlarla ya da belediyenin taşeron firmalarının araçlarıyla taşınması acaba hangi demokratik ülkede kabul edilebilir. Aksi takdirde siz bir taraftan terörle mücadele edeceksiniz, bir taraftan da kamu imkanlarını kullanan birtakım kuruluşların teröre destek vermesine göz yumacaksınız. Bu birbiriyle çelişen iki farklı tavır olur. Bunun çok açık şekilde bilinmesini arzu ederim.

"KHK YETKİSİ YÜKÜMETİN"

KHK çıkarma yetkisi OHAL kapsamında bütünüyle Hükümete aittir. Bizim burada yapmak istediğimiz, eğer diğer partilerin bu konularda görüşleri, tespitleri varsa bunların bildirilmesidir ve bu sürecin daha düzgün, daha iş birliği içerisinde yürütülmesini temin etmektir. Yoksa burada bir yetki devri değil, yetki tamamıyla Hükümetin elinde olan bir yetkidir."

Sayfa Yükleniyor...