"Ömür Boyu Süren Şarkı: Metin Oktay"

Ömer Madra'ya göre Metin Oktay, "Bu âlemin gelmiş geçmiş yegâne sahici efsanesi".

14.09.2009 - 18:27

"Ömür Boyu Süren Şarkı: Metin Oktay"

Açık Radyo Genel Yayın Yönetmeni Ömer Madra'nın "Ömür Boyu Süren Şarkı: Metin Oktay" yazısında efsane şöyle anlatılıyor:

Evet, konumuz efsaneler.

Ve ben diyorum ki, Metin Oktay, yalnızca Türk futbolunun gelmiş geçmiş en büyük golcüsü, en büyük santroforu, en büyük futbolcusu olmakla kalmayıp, bu âlemin gelmiş geçmiş yegâne sahici efsanesidir de.

Şimdi tabii "eskilerden "Bombacı Bekir"in "kale direğini kıran" şutları; Zeki Rıza'nın zarif golleri; "Baba Hakki"nın sahada su sızdırmayan otoriter ve babacan kimliği; "modern futbol" döneminden de "ordinaryüs" Lefter'in "bel kıran" çalımları ve tilki kurnazlığı ile sokuluşu; "Signor" Can Bartu'nun "sihirli değnek" gibi kullandığı sol bacağı ile yaptığı "bacak araları" ve milimetrik pasları; "baba" Recep'in kalecilerin dizlerinin bağını çözen tutulmaz frikikleri; ve -elbette!- "berlin panteri" Turgay'ın futbol sahası üzerindeki semalarda kurduğu mutlak ve tartışma götürmez egemenliği anlatılacaktır.

Olabilir. Bunların hepsi de doğrudur. Ama bizim konumuz efsaneler. Ve hiçbir efsane boşuna yaratılmaz; mutlaka bir maddî temeli bulunacaktır.

Metin Oktay şutlarıyla hiç direk kırmadı belki; ama Bükreş'te Romanya kalesine 40 küsur metreden çektiği şutta, top direğe vurup 18 çizgisine kadar geri geldi ve bir şampiyonluk maçında Fenerbahçe'ye attığı golde top kalenin ağlarını deldi. O, normal insanların kafaları hizasında seyreden topları yere paralel uçarak çaktığı volelerle gole çevirirken, klasik bir koreografi zerafetinin doruklarında gezindi; kıvrak olmasa bile amansız vücut çalımları attı; bel ve kalçasını "muleta" gibi kullanarak kusursuz "geçişler" yaptı; rakibin "onsekiz" alanı içinde her zaman bütün başlardan bir baş yukarıda gezindi durdu; futbol yaşantısının sonlarında müthiş golcülüğünü elden bırakmadan hem havadan hem de yerden "kilometrekerce" uzaklara milimetrik paslar, bir bilgisayar dakikliğiyle dağıttı; nihayet, Galatasaray'da ve Türk Millî Futbol Takımı'nda dengeli ve sportmen kişiliğinin ağırlığını yansıtan sahici bir kaptan oldu yıllar yılı ve efsane de işte böyle doğdu.

İnsanlar, gurbete onbinlerle yolcu ettiler onu; sonra da dönüşünde Yeşilköy Havalimanı'na renkli ampuller ve adam boyu harflerle "Metin" diye yazarak karşıladılar. Yeni doğan çocuklarına onun adını koymaya başladılar. (Onu bir kez olsun futbol sahalarında seyretmemiş olanlar bile yaptı bunu. Çocuklara adı takılan kaç devlet adamı, kaç sanatçı, kaç kahraman tanıyorsunuz?) Ve insanlar, aktif spor yaşamı bittikten sonra da onu ve gollerini çocuklarına anlatmaya koyuldular.

İlginç ve biraz da garip bir olaydır bu. Özel bir işyerinde, üniversitenin bir dinlenme odasında, bir lokantada ya da herhangi bir evde -yemek sonras, kahve ile birlikte-, Metin'in 1955-1969 tarihleri arasında oynadığı maçlarda attığı golleri, yaptığı olağanüstü hareketleri ya da jestleri, kesin dakikaları ile birlikte birbirlerine büyük bir keyifle -yeniden, yeniden!- anlatan insanlar görürsünüz. Dünyanın başka bazı yerlerinde, örneğin Brezilya'da ya da Macaristan'da da benzeri sahnelere rastlamak mümkündür belki, ama Türkiye'de futbolu bırakmasının üzerinden 18 yıl geçmişken Metin Oktay şarkısının hâlâ olanca canlılığıyla söylenmesi, hayli şaşırtıcı ve bir o kadar da heyecan verici bir olgu.

Anlatayım: Galatasaray'a ilk geldiği sene, takım İstanbulspor'a karşı 2-1 yenik durumdayken, 90. dakikada yerden 25 cm yükseklikte gelen topa uçarak vurduğu kafa ile, İstanbulsporlu 11 oyuncunun "etten duvarı"nda açtığı inanılmaz gedik!

Aynı yıl, Beşiktaş'ın Galatasaray'ı 5-4 yendiği -ve maçın sonunda her iki taraf kalecilerinin hüngür hüngür ağladığı- müthiş maçta attığı "usta işi" iki gol...

Dillere destan -ve artık biraz da fazlaca çiğnenmiş bir çiklet olan- 3-1'lik "Macaristan Zafer"inde, olanca cüssesiyle üzerine "çöken" Kaleci Farago'nun altında ezilirken ayağının ucuyla "görmeden" tıngır mıngır kaleye yolladığı top... (ve yedekler arasından fırlayan Recep'in onu yerde kucaklayışı.)

Dünya kupası maçında norveç'e karşı millî takım'da oynarken auta gitmekte olan sert şuta uçması ve uzayda o şartlarda bir araya gelmesi mucize sayılabilecek iki cismi, topla kafasını, buluşturup gol "vektör"üne dönüştürmesi...

Yine Dünya Kupası'nda 2-1 yenildiğimiz SSCB maçında, dünyanın gelmiş geçmiş en büyük kalecilerinden Yaşin'e attığı, ancak Yaşin'e yakışır gol...

9-0 sonuçlanan Galatasaray-Anadolu kupa maçında, "Muhteşem Macarlar"ın ünlü sağiçi "altın kafa" Kocsis'e nazire yaparcasına onsekiz çizgisi dışından kafayla attığı gol...

Galatasaray'ın, önce Bahri, sonra da Ergun'un sakatlanmasına "dokuz buçuk kişi" kalmasına rağmen Fenerbahçe'yi 5-0 yendiği o unutulmaz maçta 4 gol birden atması ve her golden sonra karşısında değişen "çaresiz" markajcıların sonuncusu şerefin kendisini resmen elle tutmasına aldırmayıp, onu kolunu kendi bedeninden sökerek "perdeyi kapatan'1 golü atması...

Başka bir fenerbahçe maçında. Turgay'ın degajmanını yakalayıp, aut çizgisine çok yakın bir noktadan çaktığı vole ile kaleci "keçi" Mehmet'in kariyerine son vermesi...

Ayrı maçlarda korkunç voleleriyle Adalet kalecisi Ömer'i ve İstanbulspor kalecisi Sabih"i neredeyse hastanelik etmesi...

Karagümrük'ün Kadri, Zekai, Aydın, Yüksel gibi ünlü oyuncuları transfer ederek "başa oynadığı" yıl yapılan dramatik maçta önce onsekizin sol köşesine doğru süzülüp -zaten herkesin önceden gol olacağından neredeyse emin olduğu o klasik pozisyonda- solu çakarak diyagonalden ağlara taktığı ilk golden sonra (1 -1) sakatlanması... O dışarıdayken yenen golle galatasaray 2-1 mağlûpken, iyileşip oyuna girer girmez düşürülmesi. Attığı frikiğin tam "doksan"a takarak beraberliği (2-2) sağlaması. Golün ardından santra noktasına yürürken, arkadan kafasına gelen topla yeniden sakatlanması. Saha kenarında tedavi görürken, yanındakileri iterek yeniden oyuna girmesi ve kalecinin iyice kapattığı köşeden topu iğne deliğinden geçirir gibi geçirerek 3-2 galibiyeti sağlaması...

Askerlikle ilgili bir sorun yüzünden 45 gün yattığı Toptaşı Cezaevi'nden apar topar alınıp doğrudan stada getirildiği başka bir Karagümrük maçında, golünü attıktan sonra kondisyon yetersizliğindan bayılıp sedye ile maçı terk etmesi...

Avrupa Şampiyon Kulüpler maçında Polonya Şampiyonu Bytom'un dünyada isim yapmış kalecisi Szymkowiak'a art arda üç gol attıktan sonra, bir de korner atışı yapıp topu Suat'ın kafasına tam oturtmak suretiyle 4. golün yüzde elli ortağı olması. (rivayet olunur ki, bu maçtan önce kendisine "Metin'den çekiniyor musunuz?" diye soran gazetecilere ünlü Szymkowiak: "Metin mi? O da kim?" diye sormuş. Metin de yukarıda anılan gollerini sıraladıktan sonra gidip bu kalecinin elini sıkarak: "Bendeniz Metin Oktay!" demiştir.)

Futbol hayatının son resmî maçında Ankara'da Şekerspor'a karşı oynayan Metin, maçın ikinci yarısında kaleye yirmi beş metre mesafede kazanılan serbest atışı müthiş bir vuruşla "90"dan filelere gömmüş, ama hakemin -bugüne kadar anlaşılmayan bir sebeple- golü iptal etmesi üzerine, bir daha gerilip ilk vuruşun tıpatıp aynını yapmış, ama -milimetrik bir hata payı yüzünden olsa gerek- top, bu kez aynı "çatal"a çarparak kaleye girmemiştir. (Bu olay bir rivayet olmayıp bizzat tarafımdan "canlı" olarak seyredilmiştir!)

  • Etiketler :

Sayfa Yükleniyor...