Org. Başbuğ'dan 'Türkiye halkı' vurgusu

Org. Başbuğ, Atatürk'ün 'Türkiye halkı' tanımını ilk kez kullandı ve "Türkiye sözünün yerine ‘Türk’ koyun, etnik bir tanım olur" dedi. Başbuğ ancak üst kimlik hakkında taraf olduklarını söyledi.

14.04.2009 - 11:13

Org. Başbuğ'dan 'Türkiye halkı' vurgusu

Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ, İstanbul'da Harp Akademileri Komutanlığı Atatürk Harp Oyunu ve Kültür Merkezi'nde ''Yıllık Değerlendirme Konuşması'' yaptı.


Başbuğ şunları söyledi: “Güncel konulara fazla girmeden sivil-asker konuları, terörle mücadele, demokrasi ve laiklik gibi konularıa akademik pencereden bakmaya çalışacağım. Güncel konulara fazla değinmeyeceğim. Bu konulara önümüzdeki hafta basın toplantısında değineceğim.

Sivil asker değerlendirmesin iyi yapmak için askerlik mesleğinin ne olduğunu anlamak gerekir. Toplumların modernleşmesinde asker her zaman öncü olmuştur. Teknolojik gelişmelerin toplumlaştırılması silahlı kuvvetlerin öncülüğüyle olur. Silahlı kuvvetlerde etik değerler çok önemlidir. Askerlik meslekten çok yaşam biçimidir. Askerlikte güven ilişkisi çok önemlidir.

TSK EN FAZLA GÜVEN DUYULAN KURUM
TSK en fazla güven duyulan kurumdur. Çünkü ülkemizin riskler ve fırsatlar oluşan jeopolitiğini yılmadan savunur.

Bu noktada TSK’nın güvenilirliğini sarsmak için iki önyargılı yaklaşıma dikkat çekeceğim. Silahlı kuvvetlere sistematik muhalefet yapılması demokrasimizi geliştirmeyecektir. Silahlı Kuvvetler’i demokrasinin gelişmesinde engelleyici olarak göstermek yanlıştır.

Toplumumuzun mütedeyyin kesimlemlerine TSK’yı din karşıtı olarak gösteren kötü niyetli propaganda kampanyaları vardır. Toplumun mütedeyyin kesimleri ordusunu sevmekte ve güvenmektedir. Türk milletinin ordusu halktır, halktandır, halk içindir.

ASKERLERİN ÖNERİ VE KAYGILARI
Askeri liderlerin sorumlulukları önemlidir. TSK’da üstler, astlarının güvenine zarar verecek davranışlardan kaçınılmalı. Askerlerin öneri ve kaygılarının sivil otorite tarafından dikkate alınmaması halinde yaşanabilecek olumsuzluklar Irak’ta ortaya çıktı.

Sivil asker ilişkilerinde bu husus, ilişkilerin sağlıklı yürütülmesi için çok önemlidir. Bu noktada karar elbette siyasi makamlara aittir. Ama samimi, gerçekçi, profesyonel tavsiyelerin dikkate alınmaması durumunda yaşanacak olumsuzlukların sorumluluğu siyasi makamlara ait olacaktır.

Sivil asker ilişkilerinde yetkili ve sorumlu tek makam Genelkurmay Başkanı’dır. Genelkurmay Başkanı bu görev ve sorumluluğu ilgili makamlarla yapacağı görüşmeler ve toplantılarla yerine getirir. Gerektiğinde Silahlı Kuvvetlerin görüşlerini kamoyuyla paylaşır.

Demokratik laik sosyal bir hukuk devleti olmak vazgeçilmez unsurlardır."

ÜST KİMLİK-KÜLTÜREL KİMLİK
Konuşmasında etnik kimlik, kültürel kimlik, üst kimlik  konusuna değinen Orgeneral Başbuğ TSK'nın ulus devletin korunması konusunda taraf olduğunu söyledi.

Prof. Dr. Metin Heper'in ''etnik çatışmalar'' konusunda daha önce ortaya konulan kuramsal modeline işaret eden Orgeneral Başbuğ, Heper'in bunu 3 safhada özetlediğin ifade etti.

Orgeneral Başbuğ, şöyle konuştu: ''Diyor ki, bu safhalar devletin belirli bazı etnik unsurlara zorla asimile etme çabasında olmalarıdır. İki, bu unsurların, bu çabaları direnmesi. Üç, devletin, bu unsurların çabalarını bastırılması ve asimilasyon çabalarının çoğaltılması..

Bakalım Türkiye'de böyle bir olay olmuş mudur? Devlet, Cumhuriyetin ilk yıllarında meydana gelen isyanlar nedeniyle ağır ikincil kültürel kimliklerin üst ortak birinci kimliğin önüne geçmesi ihtimaline karşı elbette bazı tedbirler almıştır. Bu bir gerçektir.

Alınan tedbirleri bir asimilasyon politikası olarak değerlendiremeyiz. Bu tedbirler ulus devlet inşası sürecinde gerekli görülen birtakım uygulamalardır. Fakat bu yapılanmalarda homojen, etnik bir yapı inşa etmek amaçlanmamıştır.

Örneğin cumhuriyetin ilk yıllarında uygulanan zorunlu iskan politikaları bazıları tarafından yanlış değerlendirilmektedir. Eğer devlet asimilasyon politikası uygulamış olsaydı... Ben de soruyorum 1928 yılında Meclisin çıkardığı bir yasa ile batıya göç ettirilen birçok kişinin, ki aralarında isyancı liderler de vardı geri dönmelerini izin verilmesi... Bunu nasıl izah edersiniz? Dönmediler mi? Bu uygulamalar sistematik asimilasyon amacı güden göç politikaları değildir.

Tam tersine bu uygulamalar isyancı liderleri kapsayan dar kapsamlı kanun ile hukuki meşrutiyeti sağlamış ve göç ettirenleri ekonomik olarak mağdur etmeksizin de yerine getirilmiştir.

Ayrıca yine Prof. Dr. Metin Heper'in belirttiği gibi alınan 3 aşamalı etnik çalışma modeli Türkiye için geçerli olsaydı yani asimilasyon modeli...

Peki, o zaman 1938 yıllarına dönelim... 84 yıllarına gelelim, bölücü terör örgütünün isteklerinin başladığı yıldır. 1938 ile 84 yılları arasındaki huzur ve barış ortamını nasıl izah edeceğiz? Asimilasyon oldu bitti mi? Veya 84'den sonra tekrar mı başladı. Bu da üzerinde çok düşünülmesi bir neden. Bu açıdan biz diyoruz ki bu model yani asimilasyon modeli Türiye için geçerli değildir.''

Orgeneral Başbuğ, ''Gerek Osmanlı İmparatorluğu ve gerek Cumhuriyet döneminde, Kürt kökenli vatandaşlarımıza devletçe sistematik asimilasyon politikası uygulanmamıştır'' dedi. Orgeneral Başbuğ, ''Asimilasyon olmadığına göre şu soruyu sorabilirim? Asimilasyon olmadı ki... Farklı düşünceler olabilir. Cumhuriyet döneminde 38 yılına kadar olan doğu ve güneydoğuda meydana gelen isyanların nedeni neydi?'' diye sordu.

TÜRKİYE HALKI VURGUSU
Başbuğ şöyle devam etti: "Atatürk ne diyor: ‘Türkiye cumhuriyetini kuran Türkiye halkıdır.’ ‘Türk halkı’ derseniz bütün cümle düşer. Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran kim? Türkiye halkı. Atatürk burada yaşayan halkın bütününü işaret ediyor. Hiçbir etnik ve dini ayrım yok. ‘Türkiye’ sözünü çekin, yerine ‘Türk’ koyun etnik bir tanım olur.

Türk milleti tanımındaki Türk sözcüğü bir sıfat değil değişik unsurların hepsine verilen ortak bir isimdir. Bütün bunlara rağmen buna etnik yüklemeler yapmak doğru değildir.

Bugün ulus devlet yapısının ortak değeri ne olacak? 21. Yüzyılda ulus devlet temeli hangi esaslara dayanacak.

Anayasanın 5. Maddesi ulus devletin ortak değerlerini çok güzel tanımlıyor: “Devletin temel amaç ve görevleri, Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk Devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır”

ULUS DEVLET HANGİ TEMELE DAYANACAK?
Peki ulus devlet hangi temele dayanacak? Vatandaşlık esesına dayanan milliyetçilik anlayışına dayanmalıdır.

Ulus devleti birlikte tutan zamk ortak değerlerdir. Kültürel kimlikte siz sadece ikincil kimlik yani bireysel ve kültürel kimlikten bahseder bunu öne çıkarıp üst ortak kimliğinizi benimsemezseniz buradan bir sonuca gidemezsiniz.

Asimilasyon değil entegresyon. Bugün bazı sorunları yaşıyorsak kendimize soralım. Bu entegrasyon olayında ne kadar başarılı olduk? Sorunumuz burada düğümleniyor.

Entegrasyon kültürel kimlikleri engellemeden üst kimlikle bütünleşmektir. Entegrasyon sadece kimlikler üzerine de dayandırılmamalı.

KÜLTÜREL KİMLİK, ÜST KİMLİĞİN ÖNÜNE GEÇMEMELİ
Kültürel kimliğin dile getirilmesi ve yaşanması mümkündür. Önemli olan kültürel kimliğin bizi birleştiren üst kimliğin önüne geçmemesidir.

Bu ikincil kimlikler korunmalı, bu kültürel bir özgürlüktür. Ancak bununla yeni üst kimlikler yaratılmasına izin veremeyiz. Üst ortak kimliği tartışmaya açamayız. Irak ve Lübnan’ın durumuna düşeriz.

Doğu ve Güneydoğu‘daki vatandaşlarımıza fırsat eşitliği sağlamalıyız. Buralarda yaşayan vatandaşlarımızın mağduriyet duygusunu tamir etmeliyiz.

Sonuç olarak TSK, ulus devletin korunmasında taraftır. Ve taraf olmaya devam edecektir."

LAİKLİK VURGUSU
Orgeneral Başbuğ konuşmasının son bölümünü laik konusuna ayırdı. Başbuğ şöyle konuştu:

"ABD Başkanı Obama Meclis’te şunu söyledi:  ‘Atatürk’ün en büyük mirası laik demokrasisidir.’ ABD Başkanı’nın bu söylemini  dost bir halka sempatik görünme arzusundan ziyade ABD’nin uluslararası alanda karşı karşıya kaldığı sorunlar açısından bir çözüm arayışı olarak önemsiyoruz. Türkiye’nin gücü laik ve damokratik yapısıdır.

Türkiye’nin laik yapısı, onu bulunduğu bölgede önemli bir konuma getiriyor. Laiklik kuruluş felsefesinin temel direklerinden biridir. Modern bir cumhuriyet ancak demokrasiyle gerçekleştirilebilir.

Çoğulculukta, çoğunluk çoğulculuğa hakim olma fikrine giderse bu yanlıştır. Laik düzen Türk demokrasinin gelişmesinde ana itici güç olmuştur.

Laiklik karşıtı hareketlere demokrasi ve yasalar çerçevesinde etkin cevap verilebilmeli. Gerçek mütedeyyin kimselerle kimsenin sorunu olmamalıdır. Din toplumsal davranışı belirleyen bir sistem olarak kabul edilmemeli.

TSK hiçbir dönemde dine karşı olmamıştır. Bizim karşı olduğumuz siyasi ve kişisel çıkarlar için dinin alet edilmesi araç olarak kiullanılmasıdır. Laikliğin dine karşı olma anlamına geldiğinin söylenmesi TSK’nın dine karşı bir kurum olarak gösterilmesi Atatürk’e ve onun ordusuna karşı en büyük sorumsuzluk ve haksızlıktır.

Din eksenli bazı cemaatleşme yapısı oluşmaktadır. Sorun dinin, dini duyguların kendi amaçları için araç olarak kullanılmasıdır. Bu gün bazı din eksenli cemaatler kendilerini demokratik alanın oyuncusu kabul etmekte ve güçlendiklerini düşünmektedir. Bu yanıltıcıdır. Bu tip bazı ceamaler hedefe ulaşmak için TSK’yı hedef almaktadır.

Hukuk devleti kapsamında bu yapılanlara karşı TSK‘nın etkisiz ve tepkisiz kalacağını düşünmek büyük yanılgıdır.

Türkiye’de herkes anayasının laikliği tanımlayan 24. maddesine uyarsa hiçbir sorun kalmaz."

  • Etiketler :

Sayfa Yükleniyor...