İstanbul Halk Ekmek (IHE) 2005 yılında beş yıllık bir öngörü ile ve takdire şayan bir cesaretle bir proje başlattı ve adına Organik Tarım Projesi dedi. Projenin değerini kelimelere sığdırmam mümkün değil, haksızlık ettiğimi bile bile özetlemeye gayret edeceğim:

Organik Tarım Projesi, Türkiye’nin gayri safi milli hasılasından (GSMH) “en az” payı alan ve bu nedenle de büyük şehirlere muazzam göç vermiş kimi illerinden, İstanbul’a, “organik” buğday sağlamak üzere geliştirilen bir projeydi ve “anlaşmalı” yani satın alması garantili bir sistemi ifade ediyordu. İHE, GSMH’dan en az pay alana iş garantisi sağlar ve ürettiğini en yüksek değerden satın alırken, bu üründen ürettiği ekmeği de gene GSMH’dan ama bu kez “en yüksek” payı alan İstanbul’a satıyordu.

Bir nevi modern zaman Robin Hood’luğuna benzetebilirsiniz, bu projeyi.

Biz, Fikir Sahibi Damaklar olarak İHE’in organik ekmeğini ve ununu çok sevmiştik, pek lezzetliydi evet, ama en çok Organik Tarım Projesi’ni Slow Food’un “iyi, temiz ve adil” prensiplerine uyumu münasebetiyle baş tacı yapmıştık.

Bu proje o kadar önemliydi ki, bizim için, anlatamam!

Bugün Açık Radyo dahil pek çok yerde konuşan, Erzurum’dan organik buğday üreticisi Nazmi Ilıcalı ile bundan 8-9 yıl önce tanıştığımda köylüsünü toprağını ekmeye bile razı edemiyordu. Bölgenin buğdayı 8-9 ay kar altında uyuduğu ve kalitesi yüksek bir una sebep verdiği için çok değerliydi, ama ekilemiyor, işlenemiyor ve satılamıyordu. Daphan ovasına UNDP harikulade bir alttan sulama projesi getirdiği, memleketin geleceği tarım ve hayvancılıkta olduğu ve köylünün kendisine ait tarlaları boş durduğu halde, Ilıcalı kimseleri ikna edemiyordu. Anadolu’nun en eski buğdayı da yetiştiği halde bu topraklarda, İstanbul’un “benim!” diyen aşçıları, ekmekçileri bilemiyor, tadamıyor, bulamıyorlardı.

8-9 yıl önce ben ziyaret ettiğimde Erzurum’u, hepimiz anlamıştık ki, Nazmi Ilıcalı ikna etse bile çifçiyi ve Daphan dolusu dahi ekilse bu buğday, hala çözülmesi gereken başka problemler var: nakliye! Zira ülkemizin limanlari ve nakliye ambarları Erzurum’a gore düşünülmemiş! Hadi, nakliyeyi İran ya da Irak’tan boş dönen TIRlarla cözseler, diyelim, bu defa da İstanbul ya da benzeri bir yerde satma dertleri olacaktı, zaten. Bunu görmemek mümkün değildi.

Harikulade bir değer, orada öylesine beklemekteydi.

Bu arada buğday/un alım satıma da kabaca bir örnek vereyim ki, neden bu kaliteli unu satmak zor, anlamamız mümkün olsun: Erzurumlu fırıncı ekmek yaparken diyelim ki Konya unu kullanıyor, Trakya unu kullanıyor! Ama Erzurum unu kullanamiyor! Çünkü, Erzurumlu çifçinin bugdayını ya da değirmende çektirdiği unu alan bir fabrika yok. Ürettiği malı hak ettiği değerden satmak istiyorsa bizzat kendisi öğütecek, paketleyecek ve stoklayacak. Ekmek için son derece uygun ve organik oluşuyla ekstradan değerlenen bu ürünü, köylünün kollaması pek güç! Haliyle sadece nakit çalışılıyor. Oysa Konyalı çifçinin ununun organik olması ya da olmaması gibi derdi olmadığı gibi, hibrit tohum kullanarak bir dönümden aldığı ürünü arttırma imkanı var. Evet belki unu hep yüksek kaliteler içermiyor ama, fabrikalarda karışıma gelen basit bir üretimi pek ala da tamamlıyor. Eh, ununu da zaten un fabrikasına satıyor. Fabrika parayı trink vermiyorsa da çifçi için “güvenilir” bir iş ortağı. Bu fabrika da Erzurum’dan Istanbul’a “vadeli” un satabiliyor. Dolayısıyla Erzurumlu fırıncı ekmek yapmak icin Konya’dan vadeli un almayı tercih ediyor, zira onun da eti ne budu ne! Ekmek satacak ki, unun parasını ödesin. Böyle bir sarmal… Benim 8 yıl once muhattap oldugum resim buydu. Eminim kısa süreli bir bakışın getirdiği yüzeysellikte sundugum bu resim ama, IHE’in Organik Tarım Projesi’ne olan düşkünlüğümün arka planını anlatır size..

IHE 2005 yılında başlattığı Organik Tarım Projesi ile bu sarmalı devre dışı bıraktı ve pek değerli ancak üretilemeyen ve satılamayan bu buğdayın

1. ekilmesini sağladı,

2. eken köylüye en yüksek değerden satın alım garantisi verdi,

3. nakliye meselesini “volum” sağlayarak düzenledi,

4. geri göçü teşvik etti,

5. tum bunu GSMH’dan en büyük payı alan İstanbul’a ekmek satarak başardı.

Takdir etmemenin imkansız olduğu bir proje çıktı ortaya!

….

Bundan 6-7 ay önce, tümüyle şans eseri yemek masasında yan yana oturduğum Kadir Topbas’a, IHE’den bir dostumuz aracılığı ile aldığım tatsız bir habere dayanarak “Organik Tarım Projesi’nin ilk beş yılı bitiyor, devam edeceksiniz, di mi?” diye sorduğumda, “kesinlikle!” diye cevap vermişti. Elbette, tecrübemiz gereği, siyasilerin sözlerini tutmasını beklemiyorum, ancak, Başkan, bana hizmet etmek icin oy istemiş bir siyasi olarak, gene bana verdiği bir sözü tutmadığında benim de peşine düşmem kadar normal bir durum olamaz! Dolayısıyla, 2010 olup, daha once anlaşma yapılmış üreticilerle yeni anlaşmalar imzalanmayınca biz de, Slow Food, Fikir Sahibi Damaklar olarak harekete gectik. Ahmet Örs bir yazı kaleme aldı. Banu Ergin blog’a bir yazı post etti ve facebook’ta konuyu gündeme getirdik. Geçen gün Esra Ceyhan’ın konuğu olduğunda Başkan, sorularımızı yönelttik ve her birimiz bıkmadan mail atip duruyoruz IHE’e ve Beyaz Masa’ya.

Hatırlayalım:

Bu proje neticesinde 600+ aile köyüne “üretim yapmak üzere” dondü!

Bu proje sayesinde Nazmi Ilıcalı küsmüş bir dava adamı değil, köylüsünü yükseltmeyi başarmış bir lider.

Bu proje sayesinde Erzurum’un, Erzincan’in ve beraberinde benim şehirli cahilliğimle sıralayamadığım 8 şehrin daha “yükselen değer”i “buğday” oldu.

İHE sadece organik ekmek yapmadı.

İHE sadece lezzetli ekmek yapmadı.

İHE aynı zamanda adil bir üretim-tüketim zinciri kurdu ve takdirimizi en yüksek seviyeden kazandı.

Geçen aylarda, yıllarda nasıl özenle savunduysak, nasıl heyecanla anlattıysak İHE’i, bugun de öylesine kırgın ve kızgın anlatmalıyız bu Organik Tarim Projesi’nin rafa kaldırılışını.

Zira, İHE’in organik ekmek yapmaya devam etmesi beni “kesmiyor”

İHE’in altın ekmeği iyi güzel ama Organik Tarım Projesi gibi adil değil.

Ben Organik Tarım Projesi’nin ekmeğini yemek istiyorum.

Ben Organik Tarım Projesi’ni satın aldığım her bir somun ekmekle, satın aldığım her bir paket unla desteklemeyi istiyorum.

Ben, Erzurum’daki çifçinin ektigi atalık buğdayi istiyorum.

Onu ekmeye devam etmesinin teminatı ben olmak istiyorum.

İHE bana böyle bir firsat sunmuştu.

Şimdi elimden aldı...

Sayın Başkan, Organik Tarım Projesi’ni geri istiyorum.