Sivil Toplum Geliştirme Merkezi'nin örgütlenme özgürlüğü iletişim kampanyası kapsamında yapılan anket çalışmasında katılımcılara şu sorular yöneltildi: "Örgütlenme kavramına en çok uyan ifade, STK kavramına en çok uyan ifade, yaşadığımız toplumsal sorunu çözmek için örgütlenmek gerekli mi, yasal haklarımız örgütlenme hakkının kullanılması için yeterli mi?"

Araştırma yüz yüze anket tekniği kullanılarak 15 yaşın üzerindeki 1.000 kişiyle gerçekleştirildi. 11 il merkezinde gerçekleştirilen araştırma Türkiye’nin kentsel nüfusunu temsil eden, 100 binin üzerindeki yerleşim birimlerini kapsıyor.

Araştırmanın çarpıcı sonuçları şöyle:
30-34 YAŞ GRUBUNDA AKLA İLK GELEN TERÖR
Yaş gruplarında örgütlenme ile ilgili ilk akla gelen genelde "demokratik hak" iken, 30-34 yaş grubunda akla ilk gelen "terör". Aynı şekilde Marmara, Ege ve İç Anadolu bölgesinde de ilk akla gelen "terör". Akdeniz, Karadeniz, Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesinde ise "demokratik hak".

BÖLGELER ŞAŞIRTIYOR
Örgütlenme kavramının algılanmasında bölgesel farklar dikkat çekici. İç Anadolu, Ege ve Marmara'da örgütlenme kavramının olumlu algılanma oranı yüzde 50'ler dolayında iken, özellikle Akdeniz, Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu Bölgeleri'nde bu kavram yüzde 90'lar gibi büyük bir çoğunluk tarafından olumlu görülüyor.

Üst sosyo-ekonomik gruplar (A,B) örgütlenme kavramına diğer sosyo-ekonomik gruplara göre daha olumlu bakıyor. Toplumun yüzde 57'si toplumsal sorunları çözmek için örgütlenmenin gerekli olduğunu düşünürken yüzde 30'u gereksiz görüyor. Yüzde 13'ü ise kayıtsız kalıyor. Bölgesel farklılıklar burada da göze çarpıyor. İç Anadolu, Ege ve Marmara Bölgesinde toplumsal sorunların çözümünde örgütlenmenin gerekliliği oranı yüzde 30 iken bu oran Akdeniz, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da yüzde 85.

TOPLUMUN ÜÇTE İKİSİ ÖRGÜTLENMEYİ OLUMLU ALGILIYOR
Örgütlenme kavramının olumlu ve olumsuz algılanma oranlarına bakıldığında ise yüzde 63 için olumlu bir kavram iken, yüzde 37 için ise olumsuz bir kavram olması dikkat çekiyor. Bir başka deyişle toplumun yaklaşık üçte ikisi örgütlenmeyi olumlu algılıyor. Üçte biri ise örgütlenme kavramına olumsuz yaklaşıyor. 

"Birlik" ve "dayanışma" kavramı yüzde 50 oranında örgütlenme ile en çok özdeşleştirilen kavram olarak dikkat çekiyor. Bunu, "demokratik hak" (yüzde 46), "terör" (yüzde 33), "güç kaynağı" (yüzde 29), "toplumun huzurunu bozan" (yüzde 23) ve korku ve kuşku (yüzde 19) izliyor.

Toplumun yüzde 85'i yasaların örgütlenme hakkı için yeterli olmadığını düşünüyor.

AVRUPA’DA 30 KİŞİYE 1, TÜRKİYE’DE BİN KİŞİYE 1 STK
Sivil Toplum Geliştirme Merkezi Başkanı ve Hacettepe Üniversitesi Siyaset Bilimi Öğretim Üyesi Dr. Levent Korkut, araştırmanın sonuçlarını NTVMSNBC için değerlendirdi.

Anket ile neyi test etmek istediniz?
Örgütlenme düzeyi ile ilgili daha önce yapılmış bir araştırmada toplumun yüzde 85’inin örgütsüz olduğu ortaya çıkmıştı. Bu alanda çok ciddi veri yok. Bu araştırmayı yapmamızın nedeni de bu.
Toplumda sivil toplum örgütlerinin algısının ne olduğunu, insanlar hangi çerçevede fonksiyonlandırabiliyorlar, ne tür işlevler yüklüyorlar, bunları öğrenmekti. Sivil toplum örgütlenmesinin gücünü anlayabilmekti. Çünkü genel varsayımımız, Türkiye’de sivil toplumun çok güçlü olmadığı şeklinde. Sayısal veriler de bunu doğruluyor. Örneğin Avrupa’da 30 kişiye 1 STK düşerken Türkiye’de bu rakam 1.000 kişiye 1 STK şeklinde. Önemli bir kısmının da Cami Yaptırma Derneği şeklinde kurulduğunu düşünecek olursak, sayının çok düşük olduğunu söyleyebiliriz. Yani kamusal bir fayda için biraraya gelip örgütlenen ve çıktı üretmeye yönelik kuruluş sayısı oldukça az olduğunu düşünüyorduk. Bir de toplum algısıyla bunu test edelim dedik.

ÖRGÜTLENME TERÖRÜ ÇAĞRIŞTIRIYOR
Anketin sonuçlar hangi yönden çarpıcı ya da beklenmedik?
“Örgütlenme neyi çağrıştırıyor?” diye sorulduğunda, örgütlenmenin olumsuz bazı konulara referans olduğunu görüyoruz. Bu ilginç bir sonuç. Yüzde 35 oranında örgütlenme demokratik bir hak olarak algınanıyor. Yüzde 25’i “terör çağrıştırıyor” diye yanıtlıyor. Yüzde 22’si “dayanışma”yı çağrışım olarak söylemiş. Ama yüzde 23’lük bir kesim de, “Toplumun huzurunu bozma” yı öne çıkarmış.

12 EYLÜL'ÜN ETKİLERİ HÂLÂ DEVAM EDİYOR
Bölgesel farklılık ve yaş grubuyla ilgili sonuçlar dikkat çekici. Doğu ve Güneydoğu’da örgüt sözcüğü daha az oranda “terör” çağrışımı yapıyor. Terörün yoğun yaşanmadığı Ege ve Marmara’da daha çok terör çağrışımı yaptığı görülüyor. Bunu nasıl açıklıyorsunuz?
Birkaç etkiden bahsetmek lazım. Terör meselesinin ucu 12 Eylül’e kadar gidiyor. 12 Eylül döneminde sivil toplum örgütlenmesi o kadar baskı altına alınmıştı ki, insanlar örgüt lafını duyunca korkar hale geldiler. Bunun etkileri günümüzde dahi devam ediyor. Örgüt lafının kendisi günümüzde olumsuz bir anlam çağrıştırdığını bizim araştırmamız da gösteriyor.

BÜYÜK ŞEHİR İNSANLARI ÇARESİZLEŞTİRİLDİ
Araştırmada ilginç yönlerden biri, daha kırsal alanda düşündüğümüz Akdeniz, Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi gibi bölgelerde daha olumlu bir örgütlenme anlayışının ifade edildiğini, buna karşılık üç büyük şehrin bulunduğu Ege, Marmara ve İç Anadolu’da daha olumsuz bir tablonun olduğunu görüyoruz. Bu da geçmiş dönemdeki olayların, olumsuzlukların büyük şehirlerde ne kadar etkili olduğunu, büyük şehir insanının ne kadar sıkıştırıldığı ve çaresizleştirildiğini gösteriyor.

Olaylardan neyi kasdettiğinizi daha açık söyler misiniz?
Yaşadığımız son 20 yıldaki bütün olayların kitleler üzerindeki etkisi. Medyanın etkisi en çok şehir üzerinde. Haberlere çok daha iyi ulaşabiliyor. Bir sürü olumsuzluğun ilk duyulduğu ve yaşandığı yerler, büyük şehirler. Büyükşehirler büyük bir göç etkisi altında da kaldı. Ve şehirler adeta göçlere teslim oldu ve hazırlıklı değildi. Şehirleri toplumun en bilgili kesiminin, örgütlenmeye yatkın kesimimin yaşadığı yerler olarak düşünürüz ama, bunun böyle olmadığını gösteriyor araştırma. Gelecek dönemlerde büyük şehirlere daha fazla önem vermek gerekiyor.

80 ÖNCESİ KUŞAK ÇOCUKLARINI ÖRGÜTLENMEDEN UZAK TUTUYOR
Araştırmanızda 30-34 yaş grubunda örgüt sözcüğünün ağırlıklı çağrışımı “terör” olmuş. 1980’den sonra PKK terörünün başladığı dönemde dünyaya gelen bir kuşak...
Bizim algıladığımız 80’den önceki kuşakta kendi çocuklarına tamamen örgütlenmeden uzak durması tavsiyesinde bulunuyor; kendileri onun içinde olsa dahi. O kuşağın ne yazık ki çok fazla sivil toplum örgütlenmesine yönelmediğini görüyoruz. Aslında hep eleştirdiğimiz, “Niye gençler toplumsal sorunlarla ilgilenmiyor, niye toplumda duyarlılık azalıyor?” eleştirimizin önemli nedenlerinden biri aslında bu.

TOPLUM ESKİ PRANGALARINI ATIYOR
1980 sonrasında STK’ların sayı ve etkinliklerinde artış görüldüğü söylenirken, bu çelişki oluşturmuyor mu?
Şu anlamda çelişki oluşturmuyor. Yeni gençliğin yavaş yavaş bu ruh halinden kurtulduğunu toplumda örgütlenme anlayışının yeniden oluşmaya başladığını 90’lardan sonra biz de gözlemliyorduk. Özellikle 2000’ler bu konuda olumlu bir yöne gidildiğini gösteriyor. Ama bir geçiş dönemi bu. Bir yandan örgütlenmeye ilişkin algı olumlu yönde değişiirken, diğer yönden geçmişin olumsuz algısının hala hakimiyetini sürdürdüğünü söyleyebiliriz. Ama bu rakamlar olmumluya doğru gidişi de işaret ediyor. Dolayısıyla bu bir çelişki değil, geçiş olarak yorumlanabilir. Toplum yavaş yavaş adeta eski prangalarını atarak yeni bir yöne doğru evriliyor. Burada da şu çok önemli: bu örgütlenmelerin sağlıklı ve iyi olması koşuluyla olumlu bir pencere de var bu rakamlarda.


İNSANLARI KATILIMA DAVET ETMEK ÇOK ÖNEMLİ
Önerileriniz...
Şu çok açık; hem kamunun hem özel söktörün, hem bütün demokratik kurum ve kuruluşların Türkiye’de örgütlenme özgürlüğünü desteklemeleri, bireylerin biraraya gelerek örgütlenmesinin ne kadar önemli ve olumlu birşey olduğunu topluma aktarmaları gerekir. Çabamız bu yönde olmalı. Çünkü günümüz demokrasileri sadece siyasi partilerin olduğu demokrasiler değil, katılıma müsait demokrasiler de. İnsanları katılıma davet etmek çok önemli. Bu daveti hep birlikte yapmalıyız. Ve bireylerin bundan zevk almasını sağlayacak ortamı yaratmalıyız.

Nasıl bir zevk?
Örgütlenme bir baskı görme nedeni değildir. Tam tersi bizim gurur duyacağımız, topluma katkı yapma kanallarıdır. Böylece kendimizi düşünmekten kurtulup, toplum için de birşeyler yaptığımızı hissedip, zevk alabiliriz. Araştırmanın bir önemli boyutu da yasal mevzuatla ilgili. Yurttaşlar genel olarak örgütlenme özgürlüğü hakkınının düzenlenmesiyle ilgili problemlere de işaret etmişler. Yasal düzenlemelerin genişletilmesi gerektiğini gösteriyor.

YASALAR YETERLİ GÜVENCEYİ VERMİYOR
Önce yasal olan bir hak, olağanüstü dönemlerde cezalandırılıyor; yasadışı kabul edilebiliyor. 1980 öncesindeki örgütlenmeler nedeniyle 80 darbesinden sonra canı yanan çok insan oldu...
Hukuk boyutu da var. Örgütlenme özgürlüğünün iyi kullanılabilmesi, hukuki açıdan özgürlüğün en geniş şekilde kullanılabilecek bir düzenlemeye kavuşmasına bağlı. “Yasalarımız yeterlidir” diyenlerin oranı, yüzde 28.6 da kalmış. Bunun geliştirilmesi gerekecek.