İstanbul Mısır Çarşısı'nda 1998 yılında meydana gelen patlamayla ilgili yargılanan sosyolog Pınar Selek, üçüncü kez beraat etti. İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi iki kez beraat kararını bozan Yargıtay 9. Ceza Dairesi'nin bozma kararına direndi, son sözü Yargıtay Genel Kurulu söyleyecek.

Banu Güven'le Artı programına Berlin'den canlı yayın konuğu olan sosyolog-yazar Pınar Selek, mahkemenin bugün verdiği kararı yorumladı.

Pınar Selek'in dikkat çeken sözleri şöyleydi: "13 yıl bizim için ağır geçti, en ağırı annemi kaybetmemizdi. Kardeşim hayatını değiştirdi, benim için avukat oldu. Hayatımız çok değişti ancak bir yandan da sevgimizi hiç yitirmedik.

Belki tamamen bitmedi, bazı prosedürler var belki de. Ben hala kaygılıyım. Adaletin hukuktan ayrılmadığınız müddetçe, sabırlı olduğunuz sürece, gerçekten mücadeleyi iyi verdiğiniz sürece kazanabileceğini gösterdi. Türkiye bugün bunun çok güzel bir örneğini yaşadı.

Ben başka bir davadan cezaevine atılmıştım ve Mısır Çarşısı'nın bombalanmasından suçlandığımı 1,5 ay sonra cezaevinde televizyondan öğrendim. Bir başkasının ifadesine dayanılarak suçlanıyordum. Daha sonra dava açıldı ve iki dava birleştirildi.

İfadeyi veren genç insan mahkemey gelip ifadesini baskı altında ve zorla verdiğini söyledi. Ardından gerçekten büyük bir hukuki mücadele başladı. Hiçbir hukuki kanıtı olmadan uzun süre kötü bir suçlamanın hedefiydik. Beni suçlayan hiçbir ifade yoktu, sadece bu şahsın işkence altında söylediklerine dayanıyordu suçlama.

Mısır Çarşısı'ndaki patlamanın bombadan değil başka bir unsurdan olduğunu polis ve olay yeri inceleme raporları daha ilk günden açıklamıştı. Ben de öyle biliyordum, ta ki televizyondan suçlandığımı öğrenene kadar.

Daha sonra mahkeme bilirkişi raporlar istedi ve var olan kanıt durumlarına bakarak beraat ettim, tarih 2006'ydı. Karar bozuldu usulden dolayı ve 2008'de yeniden beraat ettim. 2009'da bir kez daha bozuldu karar. Bu uzu süreçte çok güçlü bir hukuki mücadele verildi, başta babam, kız kardeşim ve diğer avukatlarla. Adalet mücadelesine binlerce kişi katıldı bu yıllarda.

Bugün yüreğim İstanbul'daydı. İlk haberi aldığımda 'Karar Yargıtay'da tekrar bir uzama sürecine girer mi?' diye düşündüm. İnsan bitmesini çok istiyor ama biteceğine de inanamıyor bir türlü. Çok kötü kabuslardan uyanınca 'Bitti mi bu rüya?' diye sorarsınız ya, çok garip duygular içerisindeyim. Mutluluk, şaşkınlık, yorgunluk, şok hepsi beraber.

Açıkçası şöyle düşündüm kendi kendime: Daha ne olacağını bilemiyorum fakat tahmin de etmiyorum. Var olan deliller ortada. Mahkemeye izleyici olarak katılanların da hakimlerin de buluştuğu ortak nokta kesin beraat. Fakat karmaşık duygular içerisindeyim. Babam ve kardeşimle kısaca bir dakika telefonda konuşabildim. Karar çıktığından bu yana sürekli duygularımı anlatıyorum ve duygularım üzerine düşünme fırsatım olmadı. Sonra kendi kendime 'Pınar dedim sen sonrasını düşünme, bunun mutluluğunu yaşa. Bundan sonra da devam edebilir.' Ben şuna inanıyorum, biz bu adalet mücadelesini kazandık. Yakında 'Artık her şey bitti, bu dosyayı rafa kaldırdık' diyebileceğiz.

Avrupa'da konferanslara katılıyorum ve orada bana 'Türkiye'de demokrasi var mı?' sorusu yöneltiliyor. Hep söylediğim şey ise şu: Bazı sorunlar olabilir ama Türkiye'de çok güçlü bir demokrasi mücadelesi var ve bunu küçümsememek gerekiyor. Bu son olay da bunu gösterdi.

Adalet mücadelesi ısrarla sürdürüldüğünde kazanılabiliyor. Adalet mücadelesinin içine birbirinden çok farklı insanlar girdi, çok farklı görüşteki insanlar adalet için biraraya geldi. Türkiye'de bu olabiliyor. Benzeri pek çok dava var ve bu olay bize güç veriyor.

2006 yılında karardan önce mahkemeye verdiğim uzun savunmada şunu söylemiştim: Bu süreçte mağdur ben değilim aslında, asıl mağdurlar işkenceyle ifade vermek zorunda kalan genç insanlar, başta Abdülmecit Öztürk ve diğerleri. Onların trajedisi gerçekten bir film ya da roman olabilir.

Şu an doktora çalışmalarım sürüyor burada, çalışmalarımı daha rahat sürdüreceğim elbette bundan sonra. Ruh halim de açıkçası çok iyi değil, biraz ortalık durulsun. Bugün İstanbul'daki arkadaşlarım kutlama için şenlik yapmışlar, Berlin'deki arkadaşlarım da kutlama düzenliyor. Sanıyorum burada üç kişinin ruh hali birbirine benziyor. Babam, kardeşim ve benim ruh halimiz benziyor. Babam ve kardeşim eve gitmişler, şimdi ben de karışık duygular içerisindeyim. Kutlama yapacak bile mecalimiz yok.

Biraz rahatladıktan sonra ilk fırsatta Türkiye'ye geleceğim."