İlk EP’leri ‘Into the Light’ın ardından ilk albümleri ‘Aftermath’ı da yayınlayan Soaked, enerjik olduğu kadar karanlık ve sert duruşuyla da öne çıkarak son günlerin en çok takip edilen gruplarından biri haline geldi.

Türkiye’de elektronik müziğin başarılı temsilcilerinden olarak gösterilen Soaked, Balamir Nazlıca (besteler, sözler, vokal, klavye, artwork), Hatice Arıcı (Back-vokal, klavye) ve Emrah Akar (Gitar) ile yolculuğuna devam ediyor.

Soaked’un 2003’e dayanan bir geçmişi var. Bugüne dek geçirdiği aşamalar sonrasında son dönemin en çok ilgi gören ve adından söz ettiren gruplarından biri oldunuz. Bu süreçte Soaked’u başarı konusunda en çok tetikleyen öğeler neler oldu?
Hatice:
İlk olarak, temellerinin 2003'e, Balamir'in kişisel üretimlerine dayanıyor olması ve hala onun üretimlerinin şekillenmeleri üzerinden gidiyor olması tutarlılık getiriyor aslında. Ama başarı çok çalışmak, sistemli çalışmak, bilinçli çalışmak, vazgeçmemekten geçiyor. Müziğimize, yaptığımız işe, birbirimize inanmak ve her koşulda hayallerden vazgeçmeyerek gerçekçi olmak en temel öğeler.

2 yıla 1 EP, 2 video klip, yurtiçi ve yurtdışı konserler ve bir de ‘Aftermath’ albümünü sığdırdınız. In Light ve Gemlike şarkılarına çektiğiniz videolar da oldukça ilgi çekici. Bunların yanı sıra projemefon’da da başarılı oldunuz. Yeni bir klip daha geliyor mu?
Emrah: Evet, yeni klibin çekimlerini tamamladık, yakın zamanda hazır olacak. Projemefondaki başarımız imkanlarımızı arttırdı ve klip konusunda haliyle daha serbest düşünebilmemize olanak verdi. Klipte yine Soaked'un tavrına ve Emre Akay'a yakışır imzalar var, ki zaten Soaked + Video = Emre Akay gibi bir denklemi benimsedi artık bu ekip.

Soakedart.com’a ve albümünüze baktığımızda her şey oldukça ahenkli ve bir konsept çerçevesinde ilerliyor. Ayrıca çizimler oldukça karanlık ve sert. Soaked’un müziği, şarkı sözleri ve çizimlerle kendi kendini oluşturan ve tanımlayan bir konsept olduğunu söyleyebilir miyiz?
Balamir:
Soaked bir konsepttir cümlesi bir yıl önce ortaya çıktı. Bunun da arkasında durmak istiyoruz. Çok hayallerimiz var (herkes gibi) ama aradaki fark şu: biz son iki yılda bir EP, bir albüm, üç video klip, sayısız konser ve festival yaptık. Bu üretimlerin üzerine benim çizimlerim de eklendi. Rahatsızlığı seviyoruz. Çizimlerin de tadı oradan geliyor. Çizimler veya görsel olmadan işitselin anlamını bilmiyorum.

Şarkı sözleri benden çıkıyor ve bol bol evde duran top 100 klasik kitaplardan esinleniyorum. Çizim içinse son 20 yıldır çizgi roman koleksiyonumdan ilham alıyorum. Aç, içlerinde kaybol! Bunlar bir araya gelince bir şeyler çıkıyor. Bunu yapabilmek için yılların emeği sözkonusu. Sanatımı kimse için değil yalnızca kendim için yapıyorum. Keşif benim için. Çocukluğumdan beri böyleyimdir. Boşlukta ne var, bir sonraki adım ne olabilir? Konsept aslında bu. Diğer tüm artwork, VJ performansları ve çıkan enerji bizim illuzyonumuz - ya da en azından bu benim illuzyonum.

Müzikal anlamda sizleri şimdiye dek en çok etkileyen ve örnek aldığınız müzisyenler hangileri?
Balamir:
Bunun yerine kendim bir soru soracağım ve yanıtlayacağım. Eskisi kadar çok müzik dinliyor musun? Hayır dinlemiyorum. Uzun zaman önce de hayran kavramını veya esinlenme ya da beğenme kavramını yitirdim, bilinçli bir şekilde... Ne demek istediğimi anlayacak bir çok insanın olması beni psikolojik olarak rahatlatıyor.

Emrah: Enstrümanistlik anlamında çok yönlülüğü ile Andy Timmons başı çekenlerden. Müzikal anlamda dönemsel olarak Dream Theater, Queen, Pink Floyd, son zamanlarda ise Electro Deluxe ve Jamiroquai...

Hatice: Ben rahatsız edici şeylerden, beni rahatsız eden şeylerden besleniyorum. Önyargılardan özellikle. Ezber bozmak önemli. Ama bunu bencilce yapıyorum, derdim kimseye bir şey anlatmak, iletmek değil. En azından bu projede değil. İnsanların rahatsız oldukları şeylerle beslenip onlara bunu geri sunduğunuzdaki bilinçsizliği seviyorum. Bu anlattıklarımın çağrıştırdığı müzisyen ve sanatçıların üretimlerimde etkisi olduğunu belirtebilirim sanırım.

Müziğinizde synth-pop (80'lerin popüler müzik tarzlarından biri) öğeleri yoğun olmakla beraber tarzınız rock müziğe de oldukça yakın. Siz müziğinizi nasıl tanımlıyorsunuz?
Emrah:
Açıkçası dün gerçekleştirdiğimiz klip çekiminden sonra kesinlikle bir "pop" grubu olduğumuzu düşünmüyorum. Biz baya metal gibi hisseden, çalan ama synth müzik yapan bir ekip olduk. Altyapı, klavye ve vokaller bu tarzın normlarını uygularken rythim sessionda gitar ve davulun sert partisyonlar çalması bende bu müziğe synth-rock deme ihtiyacı uyandırıyor ve bence ortaya çıkan enerji uyumsuz değil aksine çok güçlü.

Soaked’un işitsel olduğu kadar görsel bir grup olduğunu da söyleyebiliriz. İnternette de oldukça sıkı takipçileriniz var. Soaked’u bu kadar sevilen bir grup yapan sizce nedir?
Hatice:
Dinleyicilerle, takipçilerle iletişimde olmayı seviyoruz. Yalnızca internette de değil, konser öncesi sonrası gelin sohbet edelim diyoruz, onları tanımaya çalışıyoruz. Stüdyo kayıtlarına davet ediyoruz. Bu güzel bir iletişim ve enerji. Ama asıl etken tabii ki şudur; insanları kandırmıyoruz. Onlara bir şey satma derdimiz yok. “Bak kardeşim, bu benim müziğim, görselim, üretimim, performansım; gel, seversen sen de bir parçası ol...” Samimiyet en önemli etkendir, ve tabii ki bunun getirdiği iyi müzik, iyi üretim, iyi enerji. Piyasa koşulları ne olursa olsun insanlar ciddi ve iyi üretimi anlıyor ve değer veriyorlar.

Son dönemde en çok beğendiğiniz/beraber çalışmak istediğiniz yerli ve yabancı müzisyenler kimler ve 2011’in sizi en çok heyecanlandıran, en başarılı albümü hangisi?
Balamir: M83. Björk açıkçası çok dinlediğim bir sanatçı değil. Ama en son Biophelia'da çok kıskanılacak bir hareket yapmış. O da bir konser açılışında yeni albümün konsepti için David Attenborough ile çalışmış. Işte burada kafayı yedim. Kendisini hepimiz biliriz muhtemelen ama belgesel manyağı bir insan olarak enfes bir calışma olmuş diyorum. O projede yer almak bir parçası olmak isterdim.

Hatice: Ben eski kafalıyım biraz. Yeni şeyleri tesadüfen buluyorum. Bu huyumu değiştirmeye çalışıyorum. Son dönemde Lykke Li'yi keşfettim, bayıldım. Metronomy gülümseyerek yaptığım bir keşifti, albümleri güzeldi. Yerlilerden, çok güzel üretimler var. Kök, Acaip Ademler, DDR ve She Past Away beni mutlu eden ekipler.

Emrah: Yerli yeni gruplar içinde birçok güzel çalışmalar var ama yerli grup denildiğinde aklıma ilk gelen isim hep Mor ve Ötesi. Beni heyecanlandıran diyemeyeceğim ama en başarılı albüm sanırım Adele'in 21 albümü. Gerçi albümün değil de daha çok Adele’in sesinin beni etkilendiğini de belirtmeden geçemeyeceğim.

Ghetto, Babylon ve Roxy gibi İstanbul’un belli başlı mekânlarında konserler veriyorsunuz. Önümüzdeki günlerdeki programınızda neler var?
Hatice: İstanbul canlı müzik performansı, mekanlar, organizasyon açısından fena durumda biliyorsunuz. Bir elin parmaklarını geçmiyor mekanlar malesef. Bu sene İstabul konserleri kadar şehirdışı ve yurdışına da ağırlık vereceğiz, çalışmalar o yönde. 20 Nisan Cuma akşamı SALON İKSV’deyiz. Sonrasında günü kesinleşmemiş ama yüksek muhtemel konserler var. Yurtdışı görüşmeleri devam ediyor, bu sene sanırım daha fazla gezeceğiz. Konser haberleri için dinleyicilerin iletişim kanallarımızı takip etmelerini önerebilirim.