Yakın gelecekte prize takarak şarj edebileceğiniz veya güneşten alacağı enerjiyle sizi istediğiniz kadar uzağa götüren bir otomobiliniz olsun ister misiniz? Yenilenebilir enerji yatırımlarının hızla arttığı Türkiye’de, elektrikli araç projeleri de yıllar geçtikçe güçleniyor. İTÜ’nün 2004 yılında hayara geçen Güneş Arabası Ekibi, geride kalan yılların kazandırdığı bilgi birikimi ve tecrübeyle, Türkiye’de elektrikli araçların gelişmesinde öncü ekiplerden biri olarak çalışmalarını sürdürüyor.

İlişkili Haberler


Ekibin lideri Berker Bayazıt, Avustralya’da katılacakları 3021 km’lik yarış öncesinde Ariba araçlarını ortaya çıkaran çalışmaları, karşılaştıkları zorlukları, deneyim ve beklentilerini ntvmnsbc’ye anlattı.

Ariba projesini 2005 yılında hangi amaçla ve nasıl hayata geçirdiniz?

İlk çalışmalar 2004 yılında başladı. Ayrıca o zamanki Ariba ekibi farklıydı. Her iki senede bir mezunlardan dolayı Ariba ekibinin de yenilenmesi gerekiyor. İlk Ariba ekibi, TÜBİTAK’ın güneş enerjisiyle çalışan arabalarla yarış yapılacağını açıklaması üzerine çalışmalara başladı. Elektrik ve Elektronik Mühendisliği bölümündeki arkadaşlar ilk olarak güneş enerjili bir aracın nasıl yapılabileceğini araştırmak için çeşitli firmalara ve akademisyenlere danıştı. Çalışmalar sonucunda 2005 yılında ilk aracımız olan Ariba I ortaya çıktı. O günden bu yana devam ettirdiğimiz çalışmalarla bugün altıncı arabamızı sunduk.

2005’ten bu yana yarışlara katılıyorsunuz. Biriken tecrübe size neler kazandırdı?

Hiç bilmediğiniz bir işe başlamak son derece zor oluyor. Ancak biz bilgi birikimi ve ekip çalışmasıyla öncelikle bir konsept ortaya çıkarmayı, bir araç tasarlamayı öğrendik. Güneş arabası dediğimiz aslında bir elektrikli araç. Ekinimizde bir elektrikli araç yapma kültürü oluştu. İlk arabalarımızı bir yıl içinde ortaya koyabilirken, artık çok daha kısa sürede performansı ve tasarımı daha üstün araçlar üretebiliyoruz. Aynı zamanda ilişkili olduğumuz sektörleri yakından takip ediyoruz ve ekip olarak dak kendimizi geliştiriyoruz.

Nasıl bir çalışma süreciniz var?

İlk önce yarış kurallarına bakıyoruz. Dünyaya duyurulan standart kurallar, aracın tasarımını doğrudan ilgilendiriyor. Kurallar incelendikten sonra ekibimiz görev dağılımına göre çalışmaya başlıyor. Ekibimiz mekanik, organizasyon, elektrik ve malzeme olmak üzere dört ayrı ekipten meydana geliyor. bir taraftan araç içindeki elektriksel donanımın tasarımı, kalıplarının hazırlanması, mekanik aksanının hazırlanması gibi çalışmalar başlıyor. Yarış takvimi ilerledikçe tasarımlar son haline geliyor ve üretime geçiliyor. Bu aşamada yine her ekip kendi sorumlu olduğu kısmın üretimini gerçekleştiriyor. 1,1-5 yıllık bir süre sonunda aracımız ortaya çıkmış oluyor.

Ekibiniz kaç kişi?

18-20 arasında değişiyor. Mezun verdikçe ilgili bölümlerden yeni üyeler alıyoruz.

Yeni eleman alımı süreci nasıl işliyor?

İTÜ web portalı üzerinde bir başvuru formu var. Başvuran arkadaşları bir eleme prosedüründen geçiriyoruz. Elemeden geçen arkadaşları atölyemize çağırarak burada mülakattan geçiriyoruz. Adayların ekibimize adapte olup olmayacağı konusunda da karar verdikten sonra seçtiğimiz arkadaşlar 1-5 aylık eğitimden geçiyor ve sonra çalışmalara başlıyor. Kısaca bir işe alım süreci gibi diyebiliriz.

“TATİL BİLE YAPAMIYORUZ”

Neden bu kadar titiz bir üye kabul sisteminiz var?

Aslına bakarsanız uğraştımız proje çok kapsamlı ve daha fazla insanın çalışmasını gerektiriyor. Ancak daha fazla insan almak çok daha fazla karmaşa ve sıkıntıya neden olabiliyor. Bu yüzden seçebileceğimiz en iyi 20 öğrenciyi belirleyerek hareker ediyoruz.

Üniversite için her yönüyle profesyonel bir çalışma yaptığınız görülüyor. Peki bu sürecin sıkıntıları olmuyor mu?

Ekibimize kabul etmediğimiz arkadaşlardan çok büyük bir tepki almıyoruz ama sonuçta çok profesyonel yaklaşmak zorundayız. Eleme sürecinde değişmeyen standartlarımız var. Kısaca bizim elimizde olan bir durum değil. Çok özveri gerektiren bir çalışmadan bahsediyoruz. Lisans seviyesinde 2-3 yıl çalışıyorsunuz. Dersler zaten yeterince yorucu oluyor. Üzerine bir de böyle bir çalışmada yer alıyorsunuz. Dahası, sponsorlarımızın faaliyetleri kapsamında belli etkinliklerde, fuarlarda yer almamız gerekiyor. Projenin organizasyon ayağı da oldukça yorucu. Tüm bunlar öğrencilerin çok daha fazla vaktini alıyor. Yaz tatili bile yapamaz hale geliyoruz. Atölyede yatıp kalkıyoruz.

Genel olarak bakıldığında tüm bu çalışma sistemi İTÜ’ye ayrı bir disiplin ve tecrübe kazandırıyor olmalı?

8 farklı bölümden 18 ö��rencinin yer aldığı bir ekibimiz var. Farklı bölümlerden bu kadar öğrencinin çok uyumlu çalışması gerekiyor. Tek bir hata, yapılan tüm çalışmaları suya düşürebliyor.

İTÜ, Ariba ekibini tıpkı babadan oğula geçen bir model gibi sürekli koruyabilecek mi?

Şu an aramızda 5-6 tane birinci sınıf olan arkadaşımız var. Biz, gelecek gördüğümüz arkadaşları eğitmeye başlıyoruz. Onlar da bizler gittikten sonra kendilerinden sonra gelen üyeleri yetiştiriyor. Kısaca bir babadan-oğula sistemi var denilebilir?

Bu organizasyonun birçok prensibi de olmalı?

Evet. Sahip olduğumuz prensip ve standart örneğin eleme sürecinde ortaya çıkıyor. Bu sene 500 kişi Ariba ekibine dahil olabilmek için başvurdu. Biz her zaman yaptığımız eleme sürecini gerçekleştirerek bu sayıyı 10’a düşürdük. Ayrıca, tüm çalışmaların arkasında ciddi bir dokumantasyon çalışması da var. Sadece öğrencilerin zihninde kalan bilgileri kullanmıyor, bilgi biriktiriyoruz. Aramıza yeni katılan arkadaşlar hem bizlerden öğreniyor, hem de hazırladığımız yazılı bilgilerden yararlanıyor. Araç nasıl yapılıyor, hangi malzemeler tedarik ediliyor, hangileri nasıl üretiliyor vb. gibi her aşamayı öğreniyorlar. Dahası, yurt dışındaki firmaları takip ediyor, nasıl çalışıyorlar izliyor ve bilgi topluyoruz. Raporlama süreci sayesinde her yeni gelen sıfırdan başlamak yerine kendini hemen bir eğitim süreci içinde buluyor. Güneş aracı projesi gerçekten farklı bir şey çünkü bir bölüm dersi alıp bir anda burda çalışamıyorsunuz. Çok büyük bir emek harcayıp ortaya bir ürün koymanız gerekiyor.

Güneş enerjili araçların gelişim hızları hakkında ne düşünüyorsunuz?

Elektrikli arabalar bataryalara dayanıyor ve önlerindek en büyük engel de batarya. Bataryalar tehlike ortaya koymaları (aşırı ısınma ve çarpma durumunda patlama) hem de sağladıkları menzil açısında halen geliştirilmeye çalışan bir alan ve çok hızlı ilerliyor. Yakın zamanda elektrikli araçların çok daha fazla yaygınlaşacağı kesin gibi. Güneş arabası ise temek elektrikli araç konseptinde biraz daha farklı bir yere sahip. Biz aracımızı prize takarak da şarj edebiliyoruz, güneşten enerji alarak da çalıştırabiliyoruz. Bugün panellerin maliyeti çok yüksek. Ancak seri üretimde bu teknolojiyi arabalara uygulamak isterseniz maliyet ciddi oranda düşecektir.

“BÜTÇE KONUSUNDA SIKINTI ÇEKİYORUZ”

5-10 yıl içinde yarı yolda kalmayacağı konusunda kamuoyunun tatmin olacağı güneş enerjili araçlar piyasaya sürülme olasılığı nedir sizce?

Bunun gerçek olacağını düşünüyoruz. Ancak güneş panelli dört kişilik bir aile arabası ortaya koymak çok kolay olmayacaktır. Örneğin bir bir strateji ekibine sahibimiz ve aracımızı nasıl daha etkin kullanacağımızı bu ekibin çalışmalarıyla değerlendiriyoruz. Fosil yakıtlı araçları kullanırken aklımıza hiçbir teknik detayı getirmiyoruz. Ancak işin içine enerji girince her şey değişiyor. Her şeyi hesapladığımız gibi, yazılımlarla aracın hareketleri daha otomatik bir hale geliyor. Örneğin yokuşta kalkmak istediğinizde araç buna izin vermeyecek ve menziliniz artacak.

Öneğin malzeme ekibimiz de şu an karbon fiber kalıp üzerinde çalışıyor. Ariba 6, 160 kg ağırlığında. Kullandığımız otomobillerin ne kadar ağır olduğunu biliyoruz. Zamanla motor, şanzıman ve diğer sistemlerin aradan kalkmasıyla araçlar çok hafifleyecek.

İTÜ gelecekte Türkiye’nin ilk güneş enerjili aracını üretebilir mi?

Bu soru bize çok geliyor ancak İTÜ’den çok sektörle daha ilgili bir soru. İTÜ’nin Ariba ekibi, mezun olanlar da dahil çok rahat elektrikli bir araç yapabilecek bilgi birikimine sahip. Ayrıca, ekibimizde olsun, geçmişteki üyelerimizden olsun, sektördeki firmalarda çalışan, yurt içi ve yurt dışındaki otomobil sektöründe yer alan arkadaşlarımız var. Tüm bu insanları bir araya getirebilirseniz, size bir elektrikli araç üretirler. Ancak tabii ki Türkiye’de seri üretime geçilmesi için birçok diğer faktörün ele alınması lazım.

Çok sayıda sponsorunuz var. Buna rağmen karşınıza çıkan temel sorunlar neler?

Ariba araçlarının üretilmeye başladığı ilk yıllarda sadece Türkiye içindeki yarışlara katıldık ve çok büyük bütçelere ihtiyaç duymuyorduk. Küçük sponsorlarla yolumuza devam ediyorduk ancak yurt dışına açıldıktan sonra bütçemiz ciddi oranda arttı. Şu an 600 bin TL’lik bütçemiz var. Yurt dışındaki rakiplerimizin ise 1,5 milyon dolar civarında bütçeleri bulunuyor. Karşılaştığımız en büyük zorluk, araç geliştirme sürecinde bir yandan sponsor aramaktı. Biz sponsorları sabitleyerek yolumuza devam etmeyi ve böylece zamandan kazanmaya çalışıyoruz. Yurt dışındaki rakiplerin sponsorları belli. Bir yarışa katılıp katılmama gibi bir sıkıntı çekmiyorlar. Üretim esnasında gereken malzemeyi almak konusunda endişe yaşamıyorlar. Bu tür sıkıntılarımız olsa da geçmişe kıyasla çok daha iyi bir noktadayız.

Güneş enerijisi projeleri geliştiren ve bu teknolojiye odaklı şirketlerle çalışmayı düşünüyor musunuz?

Aklımızda bu var ancak yarışma kurallarına göre hareket etmek zorundayız. Güneş paneli belirttiğim gibi çok pahalı ve tedarik etmemiz gerekiyor. Bize de firmalardan teklifler geliyor ama beraber çalışmak için şartların uygun olması lazım. Hem yarışmak, hem araç geliştirmek, hem de güneş paneli alanında Ar-Ge yapmak için çok ciddi bir ekibe sahip olmak zorundasınız. Ya da hiçbir finansal kaygınızız olmaması lazım ki doğrudan Ar-Ge ile uğraşın.

Fotoğraf: Müfit Y. Gökmen
Fotoğraf: Müfit Y. Gökmen

“ELEKTRİKLİ ARAÇ MÜHENDİSLERİ ARTACAK”

Gelecekte yerel veya uluslararası çapta ortak proje geliştirmeyi düşünüyor musunuz?

Bu tür bir projeji uluslararası alanda yapmak çok zor. Bu konuda teklifler geldi ama takvim uydurmak çok zor. Siz eğitim sürecindeyken bir diğer ülkede tatil olabiliyor.

Anlaşılan o ki en zor iş projenin organizasyon kısmı?

Kesinlikle. Şunu çok içten söyleyebilirim ki aracı yapmak o kadar zor değil. Zor olan gereken organizasyonu yaparak ekip halinde çalışmak.

Avustralya’da 3021 km uzunluğunda bir yarışa katılacaksınız. İlk deneyimin ardından sizi neler bekliyor?

2009 yılında World Star Challenge’da ‘The Best Newcomer’ ödülünü aldık. 2011’de ise çok daha iyi bir araç yapmıştık ancak lojistik sponsor bulamadığımız için yarışa katılamadık. Bu yıl katılmak istiyoruz ve iyi bir sonuç elde edeceğimize inanıyoruz.

Fotoğraf: Müfit Y. Gökmen
Fotoğraf: Müfit Y. Gökmen

Yarış hakkında biraz bilgi verir misin?

4 günde tamamlanması planlanıyor ancak hava durumuna göre 7 güne uzayabiliyor. Yağmur yağması halinde araçların hızı düşüyor. Ariba 6’nın ortalama saatte hızı 70-80 km. Maksimum hız olarak saatte 120-130 km’yi zorlayabilir.

Yarıştaki öncelikli amacınız nedir?

İlk olarak hedefimiz yarışı tamamlamak. 3021 km herkesin bitirebileceği bir mesafe değil. Rüzgar araçları olumsuz etkiliyor, yağmur yağabiliyor, yangın çıkabiliyor... Bu etkenlere karşı koyup yarışı tamamlamak ve ikincisi, Türkiye’ye sağlıklı veriler alarak dönmek istiyoruz. Böylece gelecekteki arabalarımızı geliştirirken çok değerli bilgilerden yararlanacağız. Son olarak, ilk beşe girmemiz çok önemli çünkü büyğk bütçeli rakiplere karşı yarışacağız. Örneğin Tokyo Üniversitesi, Panasonic, Yamaha gibi sponsorlara sahip. Diğer rakipler arasında Massachusetts Teknoloji Enstitüsü, Stanford, Michigan State, Cambribge gibi üniversiteler var. Ama tüm güneş arabalarına baktığınızda en üst seviyelerde olduğumuz söyleyebilirim. İlk üçe girebilmek de bizim için harika olur.

Bütçemiz yetmediği için ya da yasal durumlardan dolayı Türkiye’ye getiremediğimiz, bütçemizin yetmediği malzemeler var. Türkiye’de yapamadığımız testler var... Ancak bunlar iyi bir çalışma ortaya konduğu sürece çok önemli değil.

5 yıl içinde Ariba projesi nasıl bir noktaya ulaşacak?

Öncelikle ülkemizde elektrikli araç mühendisleri yetişmesine katkıda bulunacak. Öğrencilere bu alanda çok fazla bilgi kazandırıyor. Ayrıca yayınlar çıkararak akademik hayata katkıda bulunuyoruz. Ticarileşme çalışmaları yapılıyor yavaş yavaş. Dünya standartlarına ulaşan projeler sundukça, piyasaya sunulabilecek teknolojiler ortaya çıkacak. Proje devam ettikçe daha büyük, belki de 4 kişilik bir aile aracı üzerinde de çalışılabilir. Mühendislik altyapımızı koruyarak çalışmalarımıza devam edeceğiz.

Türk basınından nasıl bir ilgi gördünüz?

Türkiye’de çok fazla ilgi yoktu. Organizasyonlarla ilgi toplamaya başladık. Yurt dışındaki yarışlarda ekipler bir ajansla gelip tüm yarışı kaydediyordu. Türkiye’de benzer çalışmaları yavaş yavaş görmeye başlıyoruz...