Safa Önal, Vesikalı Yarim'in neden mutlu sonla bitmediğini şöyle açıklıyor: "Onların biraraya gelmesine imkan ve ihtimal yoktu. Başlangıçtan itibaren imkansız bir aşkı deniyorlardı. Yürüyemezdi o aşk. Yani Sabiha oradan çıkamazdı. Kenar semtin delikanlısı, evli, çocuk babası Halil ile saz kadını Sabiha, yaşamları boyu yapamazlardı. Yani ayrılık, tanıştıkları andan itibaren vardı. Fakat onlar imkansızı denediler. Aşk buydu zaten!.."

Türk sinemasının kült filmlerinden, aynı zamanda hakkında kitap yazılmış tek Türk Filmi olan Vesikali Yarim'in 40. yaşı Beykent Üniversitesi tarafından kutlandı.

2. Türk Sineması Sevgi Günü'nün Onur Ödülleri, filmin yönetmeni Lütfi Akad, senaristi Safa Önal ve oyuncuları Türkan Şoray ile İzzet Günay'a verildi. Lütfi Akad hastalığı nedeniyle ödülünü almaya gelemedi. Beykent Üniversitesi Ayazağa Yerleşkesi'nde çok sayıda davetli ve öğrencinin katılımıyla gerçekleşen etkinlikte sinema eleştirmeni Atilla Dorsay da bir konuşma yaptı.

Aradan geçen 40 yıl, filme ait duyguları, heyecanları azaltmamıştı. 

ŞORAY: HIÇKIRA HIÇKIRA LAVABOYA KOŞTUM
Mutluluktan o kadar içim kabardı ki… Hepinizin kalbini görüyorum… Bu kadar yıl geçmiş olmasına rağmen, izlendiğinde bugün çekilmiş gibi aynı heyecanı veriyor. 200’ün üzerinde film çektim, ilk kez başıma gelmiştir; Safa Önal evime gelip senaryoyu okuduğunda son sayfalarına geldiğinde dayanamadım, hıçkıra hıçkıra lavaboya koştum. Senaryo bu kadar etkilemişti beni. Bu inanılmaz güzel bir filmdir.

GÜNAY: BÖYLE SENARYOLAR ÇOK AZ YAZILDI

Türk Sineması’nın yüzakı filmlerinden biridir. “Sevdiğiniz filmleri sayın” denildiğinde birinci sıraya koyduğum filmdir. Bizim zamanımızda böyle senaryolar çok az yazıldı. Türk Sineması’nda elime aldığım ilk ciltli senaryodur. Çok az lafı olan bir senaryoydu. Sonra çok hayıflandım; Lütfi Ağabey ile neden daha çok çalışamadık, diye. Bir sanatçı başka ne isteyebilir; burada hem alkış hem de ödül var.

DORSAY: ÜZERİNE KİTAP YAZILAN TEK FİLM
Bu filmi kavramak, filmin duyarlılığına katılmak için Türk erkeği olmak, belli bir yaşa gelmiş erkek olmak gerekiyor. Yeni gösterime girecek Amerikan yapımı “Şampiyon” (Oscar adayı The Wrestler) filminde de böyle bir kadın var. Bu Amerikan filmi 40 yıl sonra Vesikalı Yarim’in duyarlılığını tekrarlıyor.

O pavyon, o gece kulüpleri bugün pek kalmadı. Benim kuşağım, o pavyonlara gittik, yaşadık. Oralarda konsomatris hanımlar masaya davet edilir, içki ısmarlanır, dans edilirdi. İzmir’de de böyle bir pavyon vardı. Orada bir kadın tanımıştım, adı Aynur’du. Beni güzelliğinden çok hüznü etkilemişti. "Bana hayat hikayeni anlat" dedim, onu kurtarmayı düşündüm. Kurtaramadım tabii. Aslında o pavyon kadınları Vesikali Yarim’deki gibi namuslu kadınlardı. Aradıkları, bir nefes alabilecekleri, evlerine ekmek götürebilecekleri bir işti. Bu film, bu noktaları anlamadan sevilecek, değerlendirebilecek bir film değildir.

Vesikali Yarim, üzerine kitap yazılan tek film. Kült film, çok önemsenmese de zaman içinde değer kazanır ve yeniden yeniden izlemek isterler.

ÖNAL: TÜRKAN HANIM’A AİT BİR ŞEY SÖYLEMEK İSTİYORUM
Filmin

40 yıl sonra ayakta kalacağı, sonra da böyle bir kutlamada bulunabileceğim aklıma gelmezdi. Bu, herkesin görebileceği birşey değildir. Filmin eğrisi doğrusuna denk gelmiştir. Filmin müziği hâlâ vazgeçilemez haldedir. Çok yaşasın Vesikali Yarim ve onu yaşatanlar…

Türkan Hanım’a ait bir şey söylemek istiyorum: Türkan Hanım’dan başka giyinmeyi ilim haline getiren ikinci bir oyuncu tanımadım. Filmdeki final kıyafeti, o alayın etkisini nasıl artırmaktadır.

AŞK BUYDU ZATEN!..

Safa Önal'ın, İş Bankası Kültür Yayınları'nın nehir söyleşi dizisinden yakında çıkacak olan "Ne Kadar Gamlı Bu Akşam Vakti" kitabından Vesikalı Yarim'le ilgili küçük bir alıntı yapalım:

Daha çok, aşkı anlatmaya… ve cinselliği öne almadan, nasıl anlatırızı düşünmeye çalıştık, elimizden geldiği kadar!.. Ben böyle düşünerek yazdım. Lütfi Abi de eklememiştir. İstese ekleyebilirdi ya da benden isteyebilirdi. Ama biz, inadına böyle farklı ama çok inandırıcı, çok yaşayan, çok içe vuran… Yüreğe oturan bir 'şey' yapmak istedik…

Mesela Sabiha kalkar öğrenmek için gerçeğini Halil’in… Evli midir, bekar mıdır, dul mudur, nedir?.. Aslını öğrenmeden de yüklenmez Halil’e, küsmez! Babanın manav dükkanına gider, elma ister…

Baba, elmaları kesekağıdına koyarken, “Halil nasıl?” der sadece… Bir tek bunu sorar… Sabiha taş kesilir, sahne biter… Yoksa, çok kolaydı. “Benim oğlum evli, gencecik karısı var, çocuğu var. Sana erkek mi yok” demesini bilirdi. Hazır ayağına gelmiş kadın! Böyle sulandırmadan, kör kör parmağım gözüne haline düşmeden, daha farklı insanlar da vardır diye düşünmek gerekir. “Vesikalı Yarim” onun için eskimez. Bir tek “Halil nasıl?” diye sorar, o kadar. Hiçbir şey yapmaz; ne yüzler, ne suçlar, ama Halil’i merak ettiği için de sormaz. “Ben biliyorum senin kim olduğunu. Buraya elma almaya gelen bir müşteri olmadığını. Sen benim oğlumun aşıkı, maşukusun” dememek için Halil’i sorar! Onu tanıdığını belirtmek için sorar. Orada sadece Halil’i sorması, her şeyi bildiğini bir tek diyalogla halletmek güzeldi, vurucu ve gerekliydi…

Cengiz Semercioğlu, Hürriyet’te “Unutulmaz Diyaloglar” diye iki sütun yazı yazdı, sırf diyaloglarını. “Bugün kendi sivilcelerini ve iç meselelerini sinemanın en büyük sorunu zannedip, ona göre film yapanlar, alsınlar bu filmi gece-gündüz seyretsinler. Ders kitabı gibi” diye yazmıştır. “Vesikalı Yarim” dedikleri gibi, kült bir film oldu. Bu kadar zaman geçti, daha nice zamanlar geçer, Vesikali Yarim, isterim ki bütün zamanlara dirensin.

Önal, "Final konusunda bir tereddütünüz oldu mu? Yani kavuşturayım onları diye ..." sorusuna da şu yanıtı veriyor:

Asla!.. Bak kesindi o. Onların biraraya gelmesine imkan ve ihtimal yoktu. Başlangıçtan itibaren imkansız bir aşkı deniyorlardı. Yürüyemezdi o aşk. Yani Sabiha oradan çıkamazdı. Kenar semtin delikanlısı, evli, çocuk babası Halil de saz kadını Sabiha ile yaşamları boyu yapamazdı. Yani ayrılık tanıştıklarından itibaren vardı. Ama onlar imkansızı denediler. Aşk buydu zaten!..