Fransa’da “Permakültür Halk Üniversitesi”nin yöneticiligini yapan Steve Read, bu soruya “Tabi ki mümkün” cevabını veriyor. 

İlişkili Haberler


Fransız Permakültür Derneği’nin kurucularından olan Steve Read 1991 yılından bu yana permakültür eğitimleri veriyor.

Daha önce çevre bilimci olarak çalışan Read, önce Antalya’da sonra da İstanbul’da permakültür eğitimleri vermek için Türkiye’ye geldi.

İstanbul’daki eğitimin başlığı “Şehirde permakültür”...

Eğitim 1-5 Nisan tarihleri arasında İstanbul’un farklı noktalarında planlanmış. İlk gün Beyoğlu, Galata... İkinci gün Sarıyer... Üçüncü gün Kuzguncuk, Çengelköy... Dördüncü ve beşinci günler de Santralİstanbul eğitimin durak noktaları...Permakültürü anlamaya ve hayatlarında kullanmaya çalışanlar eğitim için evlerini, bahçelerini açmaya gönüllü olmuş...

İşte bu gönüllülerden ikisi Laura ve Gökhan... Ailelerinin Sarıyer-Büyükdere sırtlarındaki evlerinin önündeki kocaman bahçeyi permakültüre göre düzenlemek istiyorlar. Meksika asıllı olan Laura bu isteğin nedenini şöyle anlatıyor: “Geçtiğimiz yıl, Gökhan ile birlikte Meksika’da permakültüre göre dizayn edilmiş bir bahçeye gittik ve çok etkilendik. Aşağı yukarı Gökhan’in ailesinin sahip olduğu evin bahçesi büyüklüğündeydi ama çok iyi düzenlenmişti. Şimdi hayalimiz bu bahçeyi de o hale getirebilmek.”

Sabahın erken saatlerinde permakültürü öğrenmeye anlamaya çalışan 15 kişi Sarıyer’deki evin bahçesinde biraraya geldi. Grubun içinde kimler yoktu ki... Hollanda asıllı bir çevreci, İstanbul Maltepe Gülsuyu Mahallesi’nde mahalleliyle beraber organik tarım yapmak için uğraşan bir gönüllü, iki çocuğumu nasıl daha sağlıklı yetiştirebilirim diye düşünen bir mimar, Zeytinburnu Tıbbi Bitkiler Bahçesi’nden gelen iki uzman, yıllardır Türkiye’de yoga öğretmenliği yapan şimdilerde de permakültürü öğrenmek için çaba harcayan bu yüzden de bu eğitimi düzenlemek için gönüllü olan Andrew, artık İstanbul’u bırakıp İzmir’de gözlerden uzak bir bahçede yaşamaya karar veren bir makine mühendisi, hevesleri ve bilgileri ile gözleri ışıl ışıl gençler... Herbiri birbirinden çok farklı yaşamlardan gelen bu insanlar birarada Steve Read’i dinlemeye başladı.

Steve, permakültürün temellerini anlatmaya şu sözlerler başladı: “Bir yeri (bu bir bahçe, bir ev, bir tarla olabilir) permakültüre göre dizayn etmek istiyorsanız, dört kelimeyi aklınızdan çıkarmamanız iyi olur... “Hisler”, “Gözlem”, “Sınırlar” ve “Test”.... Hisler, önemli... Dizayn etmek istediğiniz yerde siz neler hissediyorsunuz. Burayı sevdiniz mi, kendinizi burada iyi hissediyor musunuz? Gözlem ise ikinci aşama.... Etrafta neler olup bitiyor, siz kendi bahçenizde muhtemelen hiç hormon ya da tarım ilacı kullanmıyorsunuz, peki ya etrafınızda neler olup bitiyor? Yan komşunuz tarım ilacı kullanıyor olabilir mesela... İşte bu noktada “Sınırlar”ı belirlemek gerekiyor. Belki gidip yan komşunuzla konuşup onunla bildiklerinizi paylaşabilirsiniz, baktınız ikna olmuyor, onun sıktığı tarım ilacından sizin bahçenizin etkilenmemesi için ne tür önlemler alabileceğinizi düşünmeniz gerekir. Bu da sınırları belirliyor zaten... Ve “test” yaptığınız dizayn gerçekten işe yarıyor mu, bunu kontrol etmeniz gerekir. Bu konuşmaların ardından grup permakültüre göre dizayn edilmek istenen bahçede küçük bir tur atıyor... Bize göre sadece yeşil otlar olan bitkileri Steve tek tek tanımlıyor...”Bakın bu yenilebilir bir bitki.” ...”Bu ise ektiğiniz ürünlere böceklerin gelmesini engeller”.... Bahçede yürüdükçe, doğanın kendi haline bırakıldığında nasıl da dengeli bir sistem yarattığını anlıyoruz. Normalde güzel bir bahçe elde etmek için otlar ayıklanıp, sökülecekken, Steve bu otların aslında ne kadar işlevsel olduğunu anlatıyor. Bu arada grubu 42 yıldır bu bahçenin bir kenarında kendi yiyeceğini ekip biçen Abdullah amca karşılıyor. Abdullah amca toprağı kazmış, otları ayıklamış... Belli ki burada tarım yapmak için hayli çaba harcamış... Grup permakültüre göre tarım yapmak için Abdullah amcanın ekip biçtiği bölgenin hemen yanındaki alanı seçiyor ve işe koyuluyor. Toprağı kazmıyorlar... Sadece su taşkınlarını engellemek için derin olmayan su kanalları açıyorlar. Sonra da Abdullah amcanın şaşkın ve ikna olmamış bakışları arasında toprağın üzerini karton kutularla kapatıyorlar... Bu kartonlar toprağı güneş ışınlarından koruyacak ve başka bitkilerin üremesini engelleyecek ama bu arada topraktaki mikroorganizmaların canlanması için de güzel bir ortam yaratacak... Hem toprak kuru kalmasın, hem de mikroorganizmalar çabuk üresin diye kartonlar güzelce ıslatılıyor...Abdullah amca olanlara bir anlam veremiyor... Mikroorganizmalar gıdasını da etraftan toplanan otlar sağlayacak... Otlar ıslak kartonların üzerine atılıyor... İşte hepsi bu kadar.... Toprak kazılmadı... Gübre atılmadı.... Sadece doğaya kendi işini yapması için gerekli ortam sağlandı... Artık geriye bir tek tohumları ekmek kaldı... Aslında herşey bu kadar kolay... İş bitti bile... Steve ile röportaj yapmak için zaman bile kaldı... Klasik soruyla başlayalım...

- Neden şehirde permakültür?

Dünya nüfusunun yüzde 50’sinden fazlası şehirlerde yaşıyor. Bu durumda insanların neden şehirde yaşamayı tercih ettiğini bir düşünmek gerekiyor. Neden kırsaldaki yaşamdan kopmak zorunda kaldılar? Şehirdeki yaşam insanlara iş imkanı sağlıyor. Ama bu arada pek çok insan şehirden kırsala göçetmek istiyor. İşte bu noktada Permakültür dizaynını kullanmak mümkün. İnsanların şehirdeki yaşamlarını kolaylaştırabiliriz . Şehirdeki yaşamı yeniden düzenleyebiliriz. . Buralarda sebze yetiştirmek, arıcılık yapmak mümkün. Büyük büyük binaların içinde yaşamak zorunda değiliz. Buralarda şehir köyleri yaratmak mümkün. Bunu dizayn etmek zor değil. Sadece bakış açılarımızda değişiklik yapmamız gerekiyor. Hepimizin daha iyi bir atmosferde yaşamak hakkımız.İnsanlar 40 yıldır oradan oraya koşturuyor. Ve değişen hiçbir şey yok. İnsanların bu koşturmacasının altındaki temel neden para... İnsanlar şunu tekrar hatırlamalı... Para sadece paradır, para insanlara saygı getirmez. Bu arada insanlar borçlarını kapatmak için koşturup duruyorlar, Amerika’da, İngiltere’deki durum bu. Permakültürün en önemli kısmı burada. İnsanlar daha az tüketip, daha az harcama yaparlarsa zaten daha çok paraya ihtiyaç duymayacaklar. Bu noktada durup hayatlarına bakma şansları olacak. “Ben hayatımda ne yapmak istiyorum?” sorusunu sorabilecek. Bu noktada da yaratıcılık süreci başlıyor.

- Permakültür senin hayatında ne değiştirdi?

17 yıldır Permakültür içinde yaşıyorum. Daha önce çevre bilimci olarak çalışıyorum. 17 yıl içinde permakültürün tüm dünyada nasıl yayıldığını görebiliyorum. Artık küçük bebekler bile permakültür içinde yaşayabiliyor. Permakültür ile yaptığımız her kursta insanların ne kadar muhteşem olduğunu görebiliyorum. Bu kadar çok çalışmamız gerekmiyor. Eğer doğru dizaynlar yaparsak bu kadar çok koşturmamıza gerek yok. Permakültür dizaynın temelinde problemi çözüme dönüştürmek vardır. Daha önce çevre sorunları ile ilgili çalışırken çevre sorunlarının son derece farkındaydım. Ama permakültür ile bu sorunları çözmemin çok zor olmadığını gördüm. Çözüm orda sadece uygulamak gerek. Fransa’da permakültür temeline dayalı bir sistem yaratabildik ve bunu iki yılda yaptık.Permakültür ile insanları sevmeye başladım. Daha genç iken insanlara daha mesafeli davranırdım. Permakültür ile insanların ne kadar muhteşem olabileceğini gördüm. İnsanları problem kaynağı olarak değil de çözüm merkezi olarak görebilirseniz çözüm de kendiliğinden gelir. İstanbul’da yaşayan 18 milyon kişi sorunun temeli değil, onlar çözümün kaynağı aslında. 18 milyon kişinin İstanbul’u düzenlemeye başlarsa tüm sorunlar iki hafta içinde çözülür.”