Yunan dili ve kültürü içerisinde bir İslam dünyası pek çoğumuza inanılmaz görünecektir. Oysa Osmanlı döneminde Giritte yaşayan Müslümanlar Rum dilinde bir İslam dünyası yaratmış. Akdenize yakışır geçişkenliklere etkileşimlere açık bir İslam.

Ne yazık ki çıkıp geldikleri Anadolu’da hor görülmüş Giritli mübadillerin dili. Sonuçta geri çekilmiş türküler, maniler, nefesler mekansız kalmış! Ne Yunanistan’da ne Türkiye’de kimselere yar olamamış. Murat Küçük’ün geçtiğimiz günlerde yayınlanan ilk romanı Lamekan unutulmuş Rumca nefeslere bir ağıt!

Osmanlı İmparatorluğu zamanında Girit’te yaratılmış Rumca nefesler, mübadeleden sonra Anadolu’da sürdürmüş yolculuğunu. Sürdürmüş sürdürmesine ama “Vatandaş Türkçe Konuş” diye diye erittiğimiz azınlık kültürleri gibi bu müstesna varoluş da çekilmiş kabuğuna. Hanelerde gizli gizli söylenmiş ve giderek söylenmez olmuş!

Unutulmuş mu hepten?
Bugün Giritli mübadillerin kaçı biliyor dedelerinin konuştuğu dili? Mübadil olup geldikleri Anadolu’da hor görülmüş Rumcaları! Güzelim türküler, maniler, nefesler mekansız kalmış. Murat Küçük ilk romanı Lamekan ile bu topraklarda mekan bulamamış, giderek unutulmaya terk edilmiş Rumca nefeslerin izini sürüyor.

“Her şey yıllar evvel Karataş’ta varlığından haberdar olduğum Giritli Bektaşi Babası’nın öyküsüyle başladı” diyor Küçük. “Onun imgesi zamanla zihnimde başka mübadil öykülerle birleşti, gelişti ve giderek romandaki karaktere, Girit’te Horasanlı Ali Baba Dergahı’ndan İzmire uzanan Rumca nefeslerle dolu bir yolculuğa dönüştü.”

Yirminci yüzyıl başlarında İzmir’de bir Bektaşi Dergahı’nda yaşanan cinayeti konu edinen Lamekan, kozmopolit şehrin bugün Namazgah olarak tanıyıp bildiğimiz mutena bir semtinde doğup büyümüş Ali Yakup Derviş’in öyküsü etrafında şekilleniyor.

Arka planını, dönemin İttihat ve Terakki Fırkası iktidarına muhalefet eden Osmanlı Demokrat Fırkası ve Osmanlı Sosyalist Fırkası gibi İzmir’de taraftar bulmuş renkli siyasi oluşumların yarattığı son derece canlı adem-i merkeziyet tartışmalarının oluşturduğu romanda Ali Yakup, İzmir çevresinde hayat bulmuş Hurufi geleneği ve Şeyh Bedreddin düşüncesinin sonraki yüzyıllarda üç semavi dini bütünleştiren gizli bir tarikata evrildiğini fark edecek, şehrin kaderini belirleyecek Türk-Yunan çekişmesinin orta yerinde İslam, Hırıstiyan ve Yahudi inançlarının ortak kültürel kökenlerine vurgu yapan tarikatın, birlikte yaşama çağrısını çoğaltıp çoğaltamayacağı sorusu zihnini kurcalamaya başlayacaktır.

Annesi bir Rum prensesiydi Şeyh Bedreddin’in! Yıllar sonra isyanın eşiğinde İzmir’den bir kalyon ile Sakız Adası’na geçtiğinde Rumca hitap etmişti Sakız’ın Hıristiyan ahalisine. Onlara neler anlattı? Nasıl bir dünyaydı istediği? Hurufi dervişlerle isyanın kanla bastırıldığı İzmir dağlarında Şeyh’in öğretisini hala izleyen Rum köylülerin ortak paydaları neydi. Hilmi Baba ve Hoca Dimitri’nin söylediği Bedreddin nefesleri tarikatın hala yaşadığının işareti olabilir miydi?