Ertuğrul Mavioğlu ve Ahmet Şık'ın Ergenekon soruşturmasıyla ilgili süreci anlattıkları "Kırk Katır Kırk Satır, Ergenekon'u Anlama Kılavuzu" adlı kitap nedeniyle yargılandıkları dava Kadıköy Adliyesi'nde görüldü.

Davada karar bekleniyordu ancak gazeteci Ahmet Şık, halen Ergenekon soruşturmasında tutuklu bulunduğu Silivri Cezaevi'nden getirilemedi.

Cezaevinden mahkemeye yollanan yazıda araç ve şoför yetersizliği nedeniyle Şık'ın gönderilemediği belirtildi.

''Soruşturmanın gizliliğini ihlal'' suçundan açılan dava duruşmaya Ahmet Şık getirilmeyince 13 Mayıs'a ertelendi.

'AHMET ŞIK GELMEDEN BU DAVA BİTMEZ'
Gazeteci Ertuğrul Mavioğlu, duruşmanın ardından gazetecilere yaptığı açıklamada, Ahmet Şık ile yargılandıkları ''Kırk Katır, Kırk Satır'' adlı kitapla ilgili davanın duruşmasının gecikmeli olarak başladığını söyledi.

''Duruşmada, Ahmet Şık'ın mahkemeye Silivri Cezaevi’nden araç yokluğu nedeniyle getirilmediği yönünde bir müzekkere yazıldı''diyen Mavioğlu, avukatları Fikret İlkiz'in de mahkemede, bugün cezaevinden kaç tutuklunun hangi mahkemelere götürüldüğü, nereye sevk edildiği ve kaç araç ile şoför bulunduğunun sorulması talebinde bulunduğunu kaydetti.

Mavioğlu, Resmi Gazete'de yayımlanan Asliye Ceza Mahkemelerinde savcı bulunmaması tebliği nedeniyle duruşmaya savcı girmediğini de anımsatarak, ''Dolayısıyla bir mütalaa verilmesi söz konusu değil. Duruşma 13 Mayıs'a ertelendi. Hakim de avukatımızın talebi doğrultusunda Ahmet Şık'ın 13 Mayıs'ta muhakkak surette duruşmada hazır edilmesine ve Silivri Cezaevi'nden bugün neden getirilmediğine dair avukatımızın sorduğu bir dizi sorunun sorulmasına karar verdi. Ahmet Şık gelmeden bu dava bitmez'' diye konuştu.

'MESLEKLERİNDEN DOLAYI YARGILANIYORLAR'
Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) Genel Başkanı Ercan İpekçi de, Gazetecilere Özgürlük Platformu'nu oluşturan örgütler adına bir heyet halinde bugün buraya geldiklerini ve davayı izlediklerini belirterek, her kesimden, her yayın grubundan gazeteciler hakkındaki davaları yakından takip etmeye gayret ettiklerini söyledi.

İpekçi, Türkiye'de basın ve ifade özgürlüğü üzerindeki baskıların arttığı bir sürecin yaşandığını ifade ederek, ''Bu demokrasi mücadelesini meslektaşlarımız bizzat yaşayarak veriyorlar. Cezaevlerindeki gazetecilerin, terörist, terör örgütü üyesi, terör örgütü propagandası yapmak gibi iddialarla yargılanmasını reddediyoruz'' dedi.

İpekçi, cezaevlerindeki gazetecilerin hiçbirinin terörist ve terör örgütü üyesi olmadığını, mesleklerinden dolayı yargılandıklarını savundu.

'YANSAK DA DOKUNACAĞIZ'
Şık ve Mavioğlu'nun duruşması öncesinde yürüyüş düzenlendi.

Kadıköy Altıyol'daki Boğa Heykeli önünde ''Yansak da dokunacağız'' pankartı arkasında toplanan gazeteciler, ''Şiirden, kitaptan bomba olmaz Başbakan'', ''Ahmet, Nedim onurumuzdur'' şeklinde sloganlar atarak, yağmur altında Bahariye'deki adliye binasına kadar yürüdüler.

Yürüyüşü gerçekleştiren gazeteciler adına basın açıklamasını okuyan Can Dündar, ''İleri demokrasi'' diye ifade edilen bir ülkede yaşanıldığını belirterek, 57'den fazla gazetecinin tutuklu olarak cezaevinde yattığını, 4 binden fazla gazetecinin de davasının sürdüğünü söyledi. Şık ile Mavioğlu'nun kontrgerilla ve Ergenekon'u anlatan kitapları nedeniyle yargılandıklarını dile getiren Dündar, eserin iki yazarından biri olan Mavioğlu'nun yanlarında olduğunu, diğer yazar Ahmet Şık'ın ise ''Bu kitaplarda deşifre ettiği Ergenekon örgütüne üye olmak'' iddiasıyla 6 Mart'tan bu yana cezaevinde bulunduğunu anımsattı.

'TÜRKİYE POLİS DEVLETİ HALİNE GELİYOR'
Şık ile beraber tutuklanan gazeteci Nedim Şener'in de halen cezaevinde olduğunu ifade eden Dündar, iddia makamının ''elimizde deliler var'' demesine rağmen, henüz bu delillerin görülmediğini söyledi.

Şık ile Şener'in gazetecilik faaliyetlerinin sorgulandığını kaydeden Dündar, ''Gazetelerin basılıp, bilgisayardaki dosyaların silindiği, basılmamış kitapların toplatılıp yok edildiği, telefonların dinlenip elektronik postaların izlendiği bir ülke, yalnız gazeteciler için değil, özgür düşünceye sahip herkes için güvenilir olmaktan çıkmıştır. Türkiye her geçen gün polis devleti haline geliyor. İtiraz eden herkesin Ergenekon, KCK ya da Devrimci Karargah bohçasına atılması memleketteki korku iklimini yaygınlaştırıyor'' şeklinde konuştu.

Dündar, ''Bir şiir okuduğum için beni hapse attılar'' diyen bir Başbakanın yönettiği bu ülkede, insanların kitap yazdıkları için cezaevine konulduğunu anlatarak, ''Biz Türkiye'nin karanlık geçmişinin aydınlatılmasını istiyoruz. Derin devletin tarihe gömülmesini istiyoruz. Darbelerle hesaplaşmak istiyoruz. Bir nebze olsun tereddüt duymadan... Ama bugün yapılanlar, Ergenekon-derin devlet yöntemlerinin hala kullanıldığını gösteriyor. Basın özgürlüğü herkese lazım. Adalet de herkese lazım olacak'' dedi.

Gerçeklerin aydınlatılmasını istediklerini, gerçek kişilerin gerçek suçları nedeniyle yargılanmasını beklediklerini de ifade eden Dündar, herkese eşit mesafede duran bir adalet istediklerini ve ''yansalar da dokunacaklarını'' söyledi.

Yürüyüşe, Türkiye Gazeteciler Sendikası Genel Başkanı Ercan İpekçi, DİSK Genel Sekreteri Tayfun Görgülü, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti yöneticileri ile çok sayıda gazeteci katıldı.