Yaşayan en büyük yönetmenlerden Martin Scorsese'nin uzun zamandır Frank Sinatra'nın hayatını anlatacağı biliniyordu.

İlişkili Haberler


2011'de gösterime girmesi planlanan 'Sinatra' adlı filmin kadrosu henüz netleşmese de büyük ihtimalle iki dev aktör, Al Pacino ve Robert De Niro'nun filmde yer alacaklar.

Kesinleşmese de Al Pacino'nun Sinatra'yı, De Niro'nun da Dean Martin'i canlandırması bekleniyor.

Hangisi daha büyük? De Niro mu? Pacino mu?
Onların adları yüz yılı aşan sinema tarihinde birkaç oyuncuyla beraber en üstte yer alıyor. Son dönemde -özellikle Robert De Niro- eski filmlerini aratacak kadar kötü filmlerde oynasalar da yine de filmleri merakla bekleniyor.

Özellikle sinefiller tarafından sorulan ‘Hangisi daha iyi oyuncu?’ sorusunun cevabı elbette yok. Öte yandan iki aktörün kariyerlerine ve hayatlarına bakıldığı zaman çok büyük benzerlikler görülüyor. İkisi de aynı dönemlerde sinemaya başlıyorlar, yükselişleri ve zirveye yerleşmeleri de aynı dönemlerde gerçekleşiyor.

Marlon Brando’dan sonra Jack Nicholson, Dustin Hoffman ve Jeff Bridges ile beraber oyunculukta zirveyi simgeliyorlar. İrlanda asıllı De Niro da İtalyan asıllı Pacino da metot oyunculuğunun en önemli temsilcilerinden aynı zamanda. Eğitim aldıkları ‘Actor’s Studio’nun adı canlandırdıkları karakterlerle birlikte her zaman anılıyor.

BÜYÜK FİLMLERİ
Marlon Brando ekolünden gelen iki oyuncu da son kırk yılın en önemli Amerikan filmlerinin çoğunda yer aldı. ‘Taxı Driver’, ‘Baba 1-2/ The Godfather I-II’, ‘Serpico’, ‘Mean Streets’, ‘Köpeklerin Günü/ Dog Day Afternoon’, ‘Kızgın Boğa/ Raging Bull’, ‘YaralıYüz/ Scarface’, ‘Bir Zamanlar Amerika/ Once Upon a Time in America’, ‘Kadın Kokusu/ Scent of a Woman’, ‘Brazil’, ‘Carlito’nun Yolu/ Carlito’s Way’, ‘Angel Heart’, ‘Büyük Hesaplaşma/ Heat’, ‘Sıkı Dostlar/ Goodfellas’, ‘Casino’, ‘Köstebek/ Donnie Brasco’, ‘Jackie Brown’...

Sinemayı uzaktan yakından takip eden neredeyse herkesin unutamadığı bu filmlerde ikisi de defalarca en iyi performanslarını sergilediler. Unutulmayacak karakterlere hayat verdiler. Defalarca ödül kazandılar. Ama iki dev oyuncunun başarısı, onlarca ödülün, adaylığın ve bütün maddi başarıların ötesinde görülüyor. Yaptıkları işte hep en iyi olarak anılmanın ötesinde görülüyor. Yer aldıkları başyapıtların ötesinde görülüyor. Bu sebeple onları bir arada görmek çoğu sinemasever için büyük bir zevk.

İLK BULUŞMA: THE GODFATHER II
Üzerine en fazla makale yazılan, kendinden sonraki filmleri en çok etkileyen, sinema tarihinin en iyi filmlerinden ‘Baba 2/ The Godfather Part: II’ aynı zamanda kariyerinin başındaki iki büyük aktörün de birlikte yer aldıkları ilk film.

Al Pacino’nun Michael Corleone’yi Robert De Niro’nun da Marlon Brando’yla özdeşen Don Corleone’nin gençliğini canlandırdığı film, usta oyuncuların ortak sahneleri olmamaları sebebiyle çoğu kişi için ilk buluşma sayılmasa da iki aktörün çoğu sahnesi unutulmazlar arasına girmişti.

ÜNLÜ ‘KAHVE İÇME’ SAHNESİ
Amerikan sinemasının en büyük ustalarından Michael Mann’in epik suç filmi ‘Heat/ Büyük Hesaplaşma’da De Niro ve Pacino karşı saflarda yer aldı. Biri polis diğeri ise suçluyu canlandırdı. İlk gösterime girdiğinde iki oyuncunun karşılıklı oynadıkları ‘kahve içme sahnesi’ izleyenleri mest ettiği gibi ‘en ünlü sahneler’e de adını yazdırdı. Filmin sonlarına doğru gerçekleşen sahnede Pacino’nun canlandırdığı Vincent Hanna, De Niro’nun canlandırdığı Neil McCauley’e ‘Bir kahve içelim mi? diye sorar. Bu sahnede gerçekleşen tüm diyaloglar filmin birçok öğesi gibi kültleşir.

90’ların en önemli filmlerinden kabul edilen ‘Büyük Hesaplaşma’nın son sahnesinde iki oyuncuyu bir arada görmek isteyen sinemaseverleri ‘beklenen bir sürpriz’ niteliğinde dramatik bir son bekledi.

14 YIL SONRA, HAYALKIRIKLIĞI
‘Büyük Hesaplaşma’dan sonra ikilinin yeni bir filmde oynamaları gündeme gelse de bu yönde bir proje hayata geçirilemedi. 2000’li yılların başında Michael Mann ikiliyi bir araya getirmek istese de bu projeden de sonuç alınamadı.

İki usta aktörün aralarında bir sorun olduğu yönünde haberlerin çıkması ve özellikle Robert De Niro’nun son yıllarda vasat işlere imza atması hayranlarının beklentilerini azalttı.

Jon Avnet’in yönettiği ‘Righteous Kill/ Orijinal Cinayetler’ yıllardır istenen ve beklenen buluşmayı gerçekleştirmiş olsa da, sonuç hayalkırıklığı oldu.