Evet, burası İtalya’nın aslında bütün Avrupa’nın en pahalı ve bir zamanlar Hollywood ile yarışan sinema stüdyolarının bulunduğu yer.

Yaklaşık 40 hektarlık alana yayılmış stüdyolar Benhur’dan Fellini’nin ünlü Tatlı Hayat filmine, Martin Scorcese’nin “Gangs of New York ”undan Audrey Hepburn’un oynadığı “Roma Tatili ”ne birçok filmin sahnelerine ev sahipliği yapmış. 1937 yılında Benito Mussolini’nin faşist yönetimi altında, özellikle propaganda filmleri çekilmesi için “sinema en iyi propaganda aracıdır” düşüncesiyle kurulan Cinecitta ’da bu dönemde İtalyan kahramanlığını öne çıkaran filmler çekilmiş. İkinci Dünya Savaşı sonuna Roma’nın bombalanmasından nasibini alan stüdyolar, savaşın ardından bir süre evsiz kalan kişiler için sığınak olarak da kullanılmış.

1950’lerle birlikte ise önce Benhur gibi büyük bütçeli Amerikan filmleri ardından da İtalyanlarında ünlü yönetmeni Federico Fellini’nin filmleri ile anılır olmuş. Stüdyoların bu kadar büyümesinde devlet bünyesinde işletiliyor olmasının da önemi büyük. Ancak İtalya’da gerçekleşen Temiz Eller yolsuzluk operasyonunun ardından İtalya’nın ekonomik krize girerek neredeyse batma noktasına gelmesiyle, 1997 yılında stüdyoların yüzde 80’i özelleştirilmiş. Özelleştirilen stüdyoların karlılığının arttırılması çalışmaları ise artık burada sanatsal filmlerden daha çok “Biri Bizi Gözetliyor” tarzı yapımların ve pembe dizilerin de çekilmesine yol açmış. Son yıllarda zaman zaman stüdyoların kapatılabileceği hatta otel yapılabileceği iddiaları da gündemde… Bu nedenle zaman zaman stüdyoların önünde eylemler de yapılıyor.

FELLİNİ İLE ÖZDEŞLEŞMİŞ BİR MEKÂN
Her ne kadar Antonioni, Rosselini, Vittorio De Sica gibi büyük İtalyan yönetmenlerinin de yolu Cinecitta Stüdyoları ile kesişmişse de stüdyolar için Federico Fellini’nin yeri ayrı.

Stüdyoların girişinde sizi karşılayan “Casanova” filminde kullanılan ünlü canavar başı da bunu destekler nitelikte.

Öyle ya, Tatlı Hayat’tan Casanova ’ya, Satrycon’dan Amarcord’a sinema tarihinde iz bırakmış neredeyse tüm Fellini başyapıtlarında Cinecitta’nın da izi var.

Ama elbette ki Cinecitta sadece Fellini ile sınırlı değil…

KENDİNİZİ BİR ANDA ANTİK ROMA’DA BULUYORSUNUZ
Cinecitta Film Stüdyoları’nı gezerken bir anda rehberimiz “Şimdi zamanda yolculuğa hazır mısınız?” diye soruyor. Antik Roma kıyafetleri içinde iki kişinin durduğu bir kapının önündeyiz. Ardından kapılar açılıyor ve adeta zamanda 2000 yıl öncesine gidiyoruz. Tabi etraftaki set ekibini ve kameraları saymazsak…

Her şey tarih öncesine ait gibi görüyor. Günümüzde var olmayan “Forum Romanum” burada olduğu gibi canlandırılmış. Mermer sütunlardan, taş basamaklara… Ama aslında ne mermer gerçek mermer, ne de taş gerçek taş…

Özel maddeler ile yapmış dekorlar, normalde olacağı ağırlığın yüzde biri ağırlığında bile değil. İşte sinemanın hileleri karşınızda diye açıklıyor bunu rehberimiz.

SİNEMA MÜZESİ’NDE BÜYÜLENİYORSUNUZ
Cinecitta Stüdyoları’nda yer alan bir başka etkileyici bölüm ise stüdyonun küçük müzesi.

Önünde Gladyatör filminde kullanmış iki heykelin bulunduğu bir kapının ardından stüdyolarda yer alan küçük sinema müzesine giriyorsunuz. Küçük olduğuna bakmayın burası oldukça etkileyici bir bölüm. İlk olarak sizi Fellini’den Scorcese’ye ünlü yönetmenlerin eşyaları karşılıyor. Ardından müzenin odaları boyunca gezerken bir filmin kıyafet seçiminden, sahne çizimlerine nasıl yapıldığını oda oda geziyorsunuz.

Cinecitta Stüdyoları’na Roma’dan Termini İstasyonu’ndan kalkan otobüsler ile ulaşabilirsiniz. Stüdyoları gezmek için ise 20 Euro bir ücret ödemeniz gerekiyor. Stüdyo bölümünü gezmeniz için yanınızda bir rehber bulunması şart. Bu nedenle stüdyolara gitmeden önce rezervasyon yaptırmanız gerekiyor. Özellikle ziyaretçinin yoğun olduğu yaz aylarında ise saat başı rehberli turlar düzenleniyor.

Bu arada Cinecitta Stüdyoları’nı Türkiye’den gelmiş bir grup olarak gezdiğimizi görenler şaşırdı. Ne yazık ki buraya Almanya’dan gelenler dışında çok fazla Türk gelmiyormuş. Oysa stüdyoları gezmek için derin bir sinema bilgi ve ilgisine sahip olmaya gerek yok, dekorların arasında gezerken Antik Çağ’dan Ortaçağ’a ve derken 1920’lerin New York’una tarihte kaybolmak bile önemli bir neden!