Son dakika haberi! İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, Bakanlığının 2018 yılı bütçesinin görüşüldüğü TBMM Plan ve Bütçe Komisyonunda milletvekillerinin sorularını yanıtladı.

Komisyonda olumlu ve olumsuz eleştiriler yapanlara teşekkür eden Soylu, gözden kaçan 6-7 noktayı not aldıklarını, bunları bundan sonraki karar mekanizmalarına dahil edeceklerini söyledi. 

Türkiye'nin 20. yüzyılın kodlarından, dayattığı kavramlardan, tanımlamalardan kurtulması gerektiğinin altını çizen Soylu, 20. yüzyıla saplanıp kalınması durumunda, fırsat pencerelerinin açıldığı süreçlerin yönetilmesinde aciz kalınacağını ifade etti.

Yaklaşık 14 aydır İçişleri Bakanlığı yaptığını hatırlatan Soylu, "Benim görevim, milletin talebiyle, devletin ortaya koymuş olduğu süreçle, benim hükümetimin ortaya koymuş olduğu programı yürütebilme kabiliyetini taşıyabilmektir. Etrafımız ateş çemberi. Biz dünyanın en pahalı coğrafyasında, arazisinde oturuyoruz, bu sürekli devam edecek." diye konuştu.

Bu coğrafyanın enerjiden, modern ipek yoluna kadar Türkiye açısından çok önemli fırsatlar ve riskler taşıdığına dikkati çeken Soylu, şöyle konuştu:

"Avrupa daha düne kadar bizi kendi Ortadoğu sınırını koruyacak bir ülke olarak nitelendirdi. Amerika bizi bir karakol olarak nitelendirdi. Bir şeyi unuttular, sadece karadan insanlar gelmiyor, denizden de gelebileceğini, gemilerle, kayıklarla, filikalarla yüzbinlerce insanın kendi ülkelerini istila edebileceğini, yaptıkları haksızlıklarla bir gün karşı karşıya kalabileceklerini, kendi milli gelirlerine yönelik Afganistan'dan oraya kadar bir süreç oluşturabileceklerini unuttular. Şimdi 'yandım Allah' diye Türkiye'ye yanaşıyorlar. İşimizin kolay olduğunu söylemiyorum. Almanya FETÖ'yü, PKK'yı, DHKP-C'yi besliyor. Bunların hepsinin acısını bizler çekiyoruz. Mağaralarda ele geçirdiğimiz silahların hangi ülke menşeli olduğunu ifade etmek istiyorum, dost, düşman falan yok. Bütün ülkeler, Türkiye'nin yönetilemez bir noktaya gelebilmesi için..."

"BİR EMPATİ KURALIM"

Eleşkirt'te bugün 5 teröristin etkisiz hale getirildiğini belirten Soylu, ilk aldığı kurşunla bir askerin şehit olduğunu söyledi. Soylu, "Bu kesin bir kuraldır, bir mağaraya giren ilk kişi şehit olacaktır. Şehit olmama ihtimali çok düşüktür. Bunların hepsi bir film mi, bir senaryo mu?" dedi.

İstibdattan bahsedenler olduğunu hatırlatan Soylu, şöyle devam etti:

"Bir empati kuralım. Ben 6-7 Ekim gününden üç gün önce Güneydoğu'daydım. Birçok arkadaşım, hatta milletvekili arkadaşım beni aradılar. 'Ne görüyorsun?' dediler. 'Garip bir barut kokusu hissediyorum' dedim. Bir patlama olacak, ne olduğunu bilmiyorum. Ama burada insanlar ürkütülmüş, korkutulmuş, insanlar ses çıkaramıyorlar. Burada bir şey var. Bir karine değil, tecrübe. Şimdi bütün bu süreç içerisinde Kandil orada duracak, Diyarbakır'da Kürt kardeşim hürriyeti, özgürlüğü, kendi karar vermesi konusunda irade belirleyecek öyle mi? Ben aklımı peynir ekmekle falan yemedim, kimse şaşırmasın. Bunun hepsini biliyoruz. Geçen hafta gittik Hakurk, Avaşin Basyan, Haftanin kampı öteki tarafta, sınırlarımızın hemen ötesinde duracak, biz sınırlarımızın dışına çıktığımız zaman eleştiri ortaya konacak. Gördük. Sayın Cumhurbaşkanımızın iradesiyle çıktığımız yer neresi? Cerablus, El-Bab. Biz orada ne yapıyoruz? Bizim orada da jandarmamız, polisimiz, kaymakamımız var. Öyle güçlü geleneklerimiz, medeniyet anlayışımız var ki gittik hiç kimseyi rahatsız etmeden sadece onlara yol göstericiliğin nasıl olduğunu ortaya koyduk."

"HESABINI BİZE SORARLAR"

Soylu, Güneydoğu'da yaşayan insanların 40 yıldır PKK terörüyle mücadele ettiğini anımsatarak, 13-14 yaşındaki çocukların, kızların dağa çıkarıldığına dikkati çekti. En son ele geçirdikleri dijital belgede binin üzerinde fotoğraf olduğunu anlatan Soylu, "O kızları bir görmenizi isterim. Burada özgürlükten, hürriyetten, işkenceden, her şeyden bahsediyoruz, bunlar bizim ülkemizin kızları. Başka bir ülkenin kızları değil" diye konuştu.

Akıllarını hiçbir yere esaret vermediklerini vurgulayan Soylu, şunları kaydetti:

"Bir iradeyle tartışıyoruz, konuşuyoruz ve gereğini de yerine getiriyoruz. Ama 50-100 yıl sonra bunun hesabını bize sorarlar, biz bugün yapmazsak. Hangi güvenlikçi politikalardan bahsediyorsunuz? Ne güvenlikçi politika yapıyormuşuz biz? Yüksekova'da gezdiğim esnaf, güvenlikçi politikamızdan negatif ne etkileniyor? Üç kere Çukurca'ya gittim. Tam tersi, eğer onların demokratik haklarını, özgürlüklerini teminat altına almazsak, 'hastaneden yararlanamıyoruz, öğretmen gelmedi, hiçbir şey yapmadınız' diyor. Güneydoğu'da şu anda öğretmen eksiğinin olduğu yer yok neredeyse. Peki biz bunu nasıl sağladık? 'Hiçbir sosyal politika ortaya koymadınız' deniliyor. Biz bunu nasıl gerçekleştirebilme şansına sahip olabilirdik?

15 Temmuz'u o Amerika'daki, Pensilvanya'daki alçak, hain mi yaptı zannediyorsunuz? Öyle mi? Eğer öyle zannediyorsak oturmayalım burada. Kandil'e o ülkenin mensupları gidiyorlar, üç gün duruyorlar, beni yanlış anlamayın ama HDP'nin politikaları değişiyor. Ben bunu takip etmekle yükümlüyüm. Ne olduğunu görmüyor muyuz, anlamıyor muyuz? Bu konuda kararlılığımız açık ve nettir."

"ESPRİ YAPILACAK MESELE Mİ?" 

Milletvekilleri arasında namaz kıldığı için çeşitli sebeplerle mahkemelere çıkarılanlar, etnik kökenlerinden ve anlayışlarından dolayı ötekileştirilenler olduğunu dile getiren Soylu, bu travmaların hepsini ortadan kaldırmaları gerektiğini söyledi.

Silahlı terör örgütleriyle mücadeleye değinen Soylu, "Ben ayda, uzayda yaşamıyorum. Önümdeki bilgileri, gelen hadiseleri görüyorum. Nuriye Gülmen meselesinde bunu defalarca anlatmaya çalıştım. Beni her türlü suçladınız. Üç kere kızımın etrafından DHKP-C'li teröristler alındı. Ama neyimi kaybedersem kaybedeyim, bu örgüt tarihinin en acı tecrübelerini yaşayacak. Ben evden çıkarken, her sabah ya oğlumun ya da kızımın öldürüleceğini düşünerek ve kendimi buna alıştırarak çıkıyorum. Bunu çok net söylüyorum" diye konuştu.

Nuriye Gülmen'in, 2012'de Kütahya'da bir olaydan dolayı cezaevine girdiğini ve daha sonra tahliye edildiğini anlatan Soylu, şunları söyledi:

"DHKP-C'de çok önemli bir şey vardır, hapisten çıktıktan sonra gidip bir özgeçmiş sunmak denilen bir hadise söz konusudur. Şu anda 12 tane davası var, bir tanesi Yargıtay'da. Hani diyorlar ya 'Bunun hiçbir şeyi yok' diye. Aynısı Semih Özakça için geçerli, dört tane davası var. Yine son duruşmalarda tanıklar çıktı, ifadeler verdiler. DHKP-C'nin üst düzey yöneticileri. Ben bir şey yapmaya çalışıyorum, bir şey anlatmaya çalışıyorum. CHP'yi ve birtakım arkadaşlarımızı buradan geri çekmeye çalışıyoruz. Burada bir terör örgütü mensubiyeti var. Bırakın hukuk davasını yürütsün. Biz de bekliyoruz hukuk davasının ne olcağını. Bırakın komisyon kendi kararını versin, ortaya koysun. Eskişehir'de o DHKP-C'nin yöneticilerinden şu anda ifade verenlerin nasıl beraber bomba yaptıklarını, orada eyleme katıldıklarını net bir şekilde anlatıyor. Tarih belli. Burada ifadem şu; biz siyaseti bu ambargodan kurtarmalıyız."

Süleyman Soylu, toplantı ve gösteri yürüyüşleriyle alakalı son 4-5 aydır meşru taleplere izin verdiklerini dile getirdi. CHP'nin yürüyüşlerini hatırlatan Soylu, "Hangi OHAL'den bahsediyoruz? OHAL'i uyguladığımız yer net, açıktır. OHAL'i uyguladığımız yer teröristedir. OHAL'i uyguladığımız yer demokrasiyi istismar eden, onu küçültmeye çalışan marjinal gruplardır" dedi.

İçişleri Bakanı Soylu, "Önümüzde önemli bir süreç var ve bu süreci hep birlikte, fay hatlarımızı tetiklemeye çalışanlara müsaade etmeden, demokratik bir süreçte geliştirebilirsek ve yönetebilirsek biz başarılı oluruz. AK Parti bu demokrasiyi yükseltme ve geliştirme anlayışından hiçbir gün vazgeçmemiştir. Bugün var olmasının sebebi budur. Bugünkü siyasi partiler tesadüfi burada değildir. Millet bir oyun hesabını yapar." diye konuştu.

"BENİM GÖREVİM ARAŞTIRMAK"

AK Parti'nin gerek terörle mücadelede gerekse demokrasinin yükseltilmesinde çizgisini net bir şekilde ortaya koyduğunu vurgulayan Soylu, "Bazen zamanın ruhu öyle mecburiyetler ortaya koyar ki onu yapmak durumundasınız. Biz hepsini biliyoruz" dedi.

Bazı milletvekillerinin "Şu adamları polis öldürdü, katletti" ifadelerini kullandığını aktaran Soylu, katletmenin, bilerek bir kişinin öldürülmesi anlamına geldiğini söyledi.

Güneydoğu'da ve Doğu'da ne kadar böyle mesele olduysa ya kendisinin ya AK Parti'den bir kişinin ya da valinin gittiğini belirten Soylu, şunları kaydetti:

"Eksik olmaz mı? Kaza olmaz mı? Teknik bir arızadan dolayı gerçekleşemez mi? Veya kasıt da olabilir. Benim görevim bunu araştırmak. Ben bunu bugüne kadar kendi bakanlığım dönemimde hangi mesele olursa olsun hiçbirini boşa düşürmeden idari ve ondan sonra üzerime düşmüşse adli tahkikata yönlendirme konusunda... Ben adli tahkikat açtırma yetkisine sahip değilim ancak müracaat ederim meseleyi gördükten sonra. Şunu net bir şekilde söylemem lazım; bu kadar büyük terörle mücadele veriyoruz, DHKP-C, PKK, DEAŞ'la, işin uyuşturucu, göç bölümüyle yürümeyen mücadele yok. 15 Temmuz, FETÖ bir ülke için yaşanmaması gereken bir süreçtir. Ama bu yaşandı. İfade etmeliyim ki 23-24 bin civarında emniyet amirimiz vardı, şu anda zannediyorum 8-9 bin civarında. Bu kadar basit. Bütün buna rağmen bu süreçleri yürüyoruz. Aynı şey jandarmamız için geçerli."

"DEMOKRASİDEN, HUKUKUN ÜSTÜNLÜĞÜNDEN AYRILMAYIZ"

Bütün bunları yaparken hukuka uyduklarının altını çizen Soylu, "Niye işkence yapalım ki? İşkencenin meşruiyeti nerededir? Nasıl yapılabilir işkence? Kim 'işkence yapılabilsin' diye bir şey söyler? Biz sonucu almak isteriz. Konuşur, konuşmaz. İşin başka türlü noktasında hukuken gider, eğer ceza alacaksa hapishaneye girer. Türkiye'de işkenceye sıfır tolerans söz konusudur. Yukarıdan aşağıya bütün herkes, bakanından bekçisine kadar bu noktada hemfikirdir" dedi.

Eksik ve aksaklıkların olabileceğini ifade eden Soylu, Türkiye'nin demokrasiden, hukukun üstünlüğünden ayrılmayacağını söyledi.

Doğu ve Güneydoğu'da bazı belediyelere başkan vekili atanması konusunda sürekli eleştirildiğini belirten Soylu, kayyum belediyelerin vatandaşa hizmet etmelerini sağlamaya çalıştıklarını söyledi.

15 Temmuz darbe girişiminde gerekli dersi çıkardıklarını dile getiren Soylu, "15 Temmuzdan çıkardığımız ders, aslında Türkiye'yi geçmiş hükümet sisteminde karşı karşıya getirdikleri istikrarsızlıklardan, sadece kendi sistemimizi korumak adına uğraşmamızdan ve siyasetin sürekli oyuncak olmasından kurtarmaktır" diye konuştu.

16 Nisan referandumunun bu ülkenin bir daha aynı badirelerle karşılaşmaması için adım olduğunu ifade eden Soylu, Türkiye'nin istikrara ve siyasetin şeffaf olmasına ihtiyacı olduğunu vurguladı.

Soylu, muhalefetin iç siyasette iktidara karşı kendi pozisyonunu alacağını belirterek, "Karşı tarafta Avrupa, ABD benimle eş kampanya yürütürse işin altına başka olgular sokmaya çalışıyorsa, ben buna bakmak zorundayım. Hepimiz bakmak zorundayız. Biz tehditleri görmek zorundayız" değerlendirmesinde bulundu. 

Terörle mücadelede bir süreç olduğunu ve 14 aydır İçişleri Bakanlığı yaptığını anımsatan Soylu, şunları kaydetti:

"Ben hiçbir gün 'PKK şu tarihte bitecek' demedim. Ben hep mümkün olduğu ölçüde süreç tanımı yapmaya çalıştım. 'Baharda şunu yapacağız, sonbaharda şunu yapacağız.' Nasıl strateji ile gittiğimizi biliyoruz. Yapacağımız şey açık ve nettir. Bir, sınırımızın 25 kilometre ötesindeki kampların tamamını tarumar etmek. İki Kandil'e gidip oturacağız ve orada bizim hakimiyetimizin ortaya konulduğunu göreceğiz. Kürt vatandaşımız Kandil'in korkusundan ve endişesinden, istediği kadar siyaset yapsın istediği kadar başka partiden olsun, istediği yere oy verebilme hakkı olsun, sonuna kadar hürmetimiz ve saygımız sonsuz ama tehditle değil.

Ben nasıl tehdit edildiğini gördüm. Batıdaki hiçbir siyasetçi Doğu'da ve Güneydoğu'da bir seçimde bulunmamıştır. Ben bulundum. Nasıl insanları tehdit ettiklerini, nasıl arabalara doldurup teker teker oy verme konusunda yönlendirdiklerini, nasıl insanları korku içerisinde tuttuklarını... Kolay kolay bir teşkilat başkanı okulda sorumluluk yapmaz. Bilerek ve tecrübeyi yaşayabilmek için, nasıl bir süreç var görebilmek için oraya gittim."

Yapılması gerekenin demokrasiye sahip çıkmak olduğunu vurgulayan Soylu, demokrasinin sürdürülebilir hale getirildiği andan itibaren Türkiye'nin yükseleceğini ve yükselmeye devam edeceğini belirtti.

Türkiye'ye gelen bazı yabancı ülke vatandaşlarının gözaltına alınması nedeniyle kendisine kızıldığını ifade eden Soylu, şöyle konuştu:

"Senin ne işin var PYD kampında? Benim ülkemde ne işin var? Hadi bakalım gidelim Almanya'ya, İngiltere'ye, Amerika'ya da onlara karşı olan ülkelerin, terörist olanların kamplarında bulunalım, ondan sonra orada o işi yapmaya çalışalım, bakalım bizi sokacaklar mı?

Ben İçişleri Bakanı olduğum sürece, Sayın Cumhurbaşkanımızın da hepimizin bilgisi dahilinde, bu ülkede ajan faaliyeti yapmaya çalışan kimseye müsaade etmeyeceğimizi bilmenizi istiyorum. Çok net. Bu bizim görevimiz. Bu kararlılığı ortaya koymalıyız. Avrupa'dan geldiler, söyledim onlara. 'Suriyeliler'e yardım etme adı altında Suriye ile Türkiye arasında ajan faaliyetler gerçekleştiriyorsunuz, ajanlarınızı alın. İnsani yardım yapmak istiyorsanız boynumuz kıldan ince kardeşim, yapın ama bu ülke sizin tarlanız falan değil'. İstedikleri gibi oynayacaklar, eski Türkiye kodlarıyla beraber hareket edecekler, biz hiçbir şey yapmayacağız öyle mi? Birçok dernek kapatıldı. Bana dediler ki 'Bu dernekler niye kapatıldı?' 'Alın, şu adamlarınız yüzünden.' Çok önemli bir mücadele gerçekleştirdiğimizi ve bu mücadelenin tek bir alanda yürümediğini ifade etmek istiyorum. Bu bizim mücadelemiz ama bunu terörden arındırabilme fırsatını ortaya koymak gerekir düşüncesi içerisindeyim." 

TÜRKİYE'DEKİ SURİYELİLER

Türkiye'de 3 milyon 402 bin 808 Suriyeli bulunduğunu kaydeden Soylu, "Suriyeliler kayıt altındadır, sürekli güncellemeleri yapılmaktadır. Emniyet ile Göç İdaresi arasında bir entegrasyon sağlanacak. Göç İdaresi tamamen kendisine aldı. Bundan sonra bütün işlemler daha hızlı" dedi.

Belediye başkanlarının yurt dışına çıkışlarında izin alma şartına ilişkin bir soruya Soylu, "Bunlar yerel yönetici, uluslararası yönetici değil. Bana isterse kızsınlar. İzin vermiyor değiliz, veriyoruz. Partisini söylemeyeyim, ilçesini de söylemeyeyim, 2014'ten 2016'ya kadar, bu yasak gelene dek toplam 185 çıkış yapmış, 557 gün yurt dışında kalmış beyefendi" yanıtını verdi.

Süleyman Soylu, yüzlerce gün yurt dışına çıkan başka belediye başkanlarının da olduğuna dikkati çekerek, "Bunlar kamu yöneticisi. Bu bizim sorumluluğumuzda" diye konuştu. Soylu, AK Parti'li 347 belediye başkanına bin 388 gün, CHP'li 165 belediye başkanına 610 gün, MHP'li 48 belediye başkanına 188 gün yurt dışına çıkış izni verildiğini söyledi.

Ailevi nedenler ya da uluslararası toplantılara katılım konusunda belediye başkanlarının yurt dışına çıkışına izin verdiğini dile getiren Soylu, siyaset kurumunu halk nezdinde itibarlı tutmak zorunda olduklarının altını çizdi. Soylu, belediye başkanı yurt dışında olduğunda belediye hizmetlerinde aksamaların olabileceğine işaret etti.

BİREYSEL SİLAHLANMA

Soylu, 2016 ve 2017 yıllarında polis bölgesinde bulundurma, taşıma ruhsatı, yivsiz tüfek olmak üzere toplam ruhsat verilme sayısının 233 binden 174 bine, oransal olarak yüzde 25'e düştüğünü anlatarak, jandarma bölgesindeki düşüşün yüzde 39 olduğunu kaydetti. 

Bu konuda idari para cezalarını artırdıklarını, tüfekler için 200 lira olan cezayı 2 bin liraya çıkardıklarını anımsatan Soylu, ruhsatsız tüfek bulunduranlara kesilen cezanın 500 lira olduğunu söyledi. 

Tüfeklerin kargoyla gönderilmesi konusunda tek tek araştırma yaptıklarını ifade eden Soylu, merdivenaltı üretime müdahale edildiğini kaydetti. İnternet satışları konusunda da tedbirler aldıklarını belirten Soylu, 55 internet sitesinin kapatıldığını, idari para cezaları kesildiğini bildirdi.

"YENİ SİSTEM KURUYORUZ"

Diyarbakır Belediyesi üzerinde yaptıkları araştırmada, belediye işçileri ve memurlardan "PKK'nın maaş kestiğini" gördüklerini anlatan Soylu, vergi veren vatandaşın hakkını korumanın görevleri olduğunu vurguladı.

İçişleri Bakanı Soylu, memuriyetle alakalı 54 bin 696 şahıs hakkında güvenlik soruşturması olduğunu, 11 bin 114 vatandaşın işlemlerinin devam ettiğini açıkladı. Soylu, yeni bir sistem kurduklarını, vatandaşı mağdur etmeden bir hafta, 10 gün içerisinde bunu bitirme fırsatlarının olacağını söyledi.

Soylu, Türkiye'de yaşayan Suriyelilerin 2017 yılında 23 bin 896 asayiş olayına karıştığını, bunların polis sorumluluk bölgesinde meydana gelen toplam asayiş olayları içindeki oranının yüzde 1.45 olduğunu dile getirdi. Bu oranın 2016 yılında yüzde 1.56 olduğunu aktaran Soylu, bu konuyu sürekli takip ettiklerini, Göç Politikaları Kurulunun en önemli gündem maddelerinden birisinin de bu konu olduğunu söyledi.

Soylu, 2016 yılında 2 bin 758 kişiye 3 bin 375, 2017 yılında 3 bin 258 kişiye 4 bin 156 koruma verildiğini belirtti.

Soylu, özellikle hakim ve savcılar ile Güneydoğu'daki 93 kayyuma yönelik oluşturulan güvenlik konseptinin bu sayının yükselmesine neden olduğunu ifade etti.

Türkiye'de 280 kişiye bir özel güvenlik görevlisi düştüğünü, bu rakamın İngiltere'de 173 kişiye bir güvenlik görevlisi şeklinde olduğunu anlatan Soylu, Türkiye'de 283 bin, İngiltere'de ise 365 bin özel güvenlik görevlisinin görev yaptığını dile getirdi. 

ZIRHLI ARAÇ KAZALARI

Bu yıl polis sorumluluk bölgesinde 143 ölümlü ve yaralanmalı zırhlı araç kazası meydana geldiğini bildiren Soylu, kazalarda 1 personelin şehit olduğunu, 13 sivilin hayatını kaybettiğini, 55 vatandaşın da yaralandığını belirtti.

Bu yıl bin 637, son 5 yılda ise 30 bin 529 personele zırhlı araç eğitimi verildiğini aktaran Soylu, zırhlı araç kazalarından sonra gerekli araştırmayı yaptıklarını ve bütün kazalarla ilgili adli ve idari soruşturmaların devam ettiğini söyledi.

Soylu, kendisine yöneltilen eleştiriler ile "empati kurması" yönündeki telkinlere de yanıt vererek, şöyle devam etti:

"Bana ikide bir 'Empati kurun.' diyorsunuz. 1 Ocak 2017'den itibaren 46 sivil şehit var. Öğretmen, elektrikçi, orada beraber imeceye gitmiş adam. Hepimiz siyasetçiyiz. Hukuktan başka üstünlüğümüz yok. Empati bekliyorsunuz. Bir kez, 'Bu ölen Şenay Aybüke Yalçın, Necmettin öğretmen. Şunu da eleştirelim, çukur mücadelelerinden sonra bırakılan bombalarla... Bu çocuklar da bizim çocuklarımız deyin.

Silopi'de eve giren zırhlı hadiseden sonra eşimle birlikte sabaha kadar uyumadığımı bilirim. Bu tahmin edilebilir bir şey değil. Bir kaza bu. Netice itibarıyla 500 bin silahlı kolluk kuvvetimiz var. Ben bunun hepsinden sorumluyum. Ben böyle hissediyorum. 3 gün, 5 gün İçişleri Bakanlığı yaparım ama dibine kadar hatalarından, eksikliğinden, aksaklığından sorumluyum ama eğer bir empati kurulacaksa bütün yapılması gereken hadiselere doğru bakmak, insanlık, hakkaniyet, adalet, hukuk ve bizi yetiştiren temel değerler açısından bakmak. Siyasette tartışmalar olur. Her birimizin partilerinin pozisyonları, iddiaları ve öncelikleri farklı."

HDP'li belediyelerin yaptığı eylem ve etkinlik sayılarına ilişkin bilgi de veren Soylu, son 3 ayda 47 ilde 55 bin 103 kişinin katılımıyla 561 eylem ve etkinlik gerçekleştirildiğini kaydetti. Soylu, meşruiyet çizgisi içerisinde yapılan başvuruların değerlendirildiğini söyledi.

Bakan Soylu, Doğu ve Güneydoğu'daki vatandaşın devlet ile terör örgütü arasında sıkıştırılmaması gerektiğini belirterek, "Yapmamız gereken iş belli. Devlet terör örgütü ile uğraşacak, oradaki vatandaşımız hayatın olağan akışına göre iddialarına, hedeflerine, ihtiyaçlarına göre yaşayacak. Devletin görevi budur. Teröristle mücadele ayrı, bunu acımasız şekilde gerçekleştireceğiz. Bu süreci 21. yüzyıla taşımak istemiyoruz, terör örgütüne bir istismar alanı bırakmak istemiyoruz. Onlar bizim vatandaşımız" diye konuştu.

Dün, 19 yaşındaki bir kişinin teslim olduğunu ve teslim olmaya HDP binasından gittiğini söyleyen Soylu, "Siz kendi özelleştirinizi yapın, biz yapıyoruz" dedi.

Soylu, "Türkiye'de güvenlik politikaları hiçbir zaman terörü engelleyemeyeceği bir durumda olmamıştır. Sorun siyasettedir. Topu başka tarafa atmayın. Okumanız yanlış, sorun siyasettedir. Türkiye büyük bir devlettir, kendine asi olan herkese hak ettiğini verebilme kabiliyetine sahiptir" diye konuştu.