Şoray: Elimi taşın altına koydum

İlk televizyon programı "Sinema Benim Aşkım" NTV'de yayınlanmaya başlayan Türkan Şoray, programın Türk sineması ve Yeşilçam hakkında bir belge olacağını, tecrübe ve birikimlerini gençlerle paylaşmak istediğini söylüyor...

Haberler 17.01.2010 - 09:41

Şoray: Elimi taşın altına koydum

Bazı isimler vardır ki onların halkta yarattığı tepkiler zamana karşı dayanıklıdır ve hep aynıdır. Bugün bile küfrün, kavgaların eksik olmadığı meyhanelerde adı geçtiği zaman saygılı bir sessizlik olur. Kadınların dedikodularına çay ile kurabiyelere eşlik ettiği günlerinde de onun kimi rolleri, oyunculuğu, hanım efendiliği konuşulur.

Uzunca bir süre kız çocukların adlarının Türkan olmasının sebebiydi o. Adıyla anılan kanunlar hâlâ bazı genç oyuncular tarafından uygulanıyor. Türk sinemasının Sultanı Türkan Şoray yıllar içinde hayatında nelerin değiştiğini anlatıyor.

Türkan Şoray kanunları nasıl çıktı?
Nasıl başladığını bilmiyorum. Bunu programımda da işleyeceğim, nedir bu kanunlar ben de bıktım diyeceğim. Aslında bu kanunlar yıllar önceki seyircinin beklentisine cevaptı. İlk filmlerimde değil ama zaman içinde seyircinin giderek benimsediği birkaç oyuncudan biri oldum. Özdeştirdiği, sevgilisi gibi, ablası gibi, annesi gibi gördüğü oyunculardandım, o zaman da ister istemez öpüştüğüm sahnelerde rahatsızlık duymaya, ardından bunu belli etmeye başladılar. Mesela biraz dekolte giydiğim sahnelerin ardından eve telefonlar, telgraflar yağar, seyirci rahatsız olurdu. Benim için seyircimin değer yargıları ve beklentileri her şeyden önemlidir. Belli kalıplar içinde böyle maddeler koymak zorunda kaldım.

Uzun süre ayrı kaldığınız aşkınıza birden kavuşuyor ama öpüşmüyorsunuz. İzleyince keşke öpüşme sahnesi olsaydı demiyor musunuz?
Şimdi ben de izleyince keşke öpüşseymişiz diyorum, ama bunları o dönemin koşulları içinde değerlendirmeliyiz. Seyirci o kadar değişti ki... Şimdi bir sürü televizyon dizisi var, inanılmaz sahneler izleniyor. Hayata bakış açıları değişti. Fakat o zaman öyle gerekiyordu.

Eski bir röportajınızda, “Samimi arkadaşım ve dostum yok” demişsiniz. Bu hâlâ geçerli mi? Mesela Filiz Akın... Onunla telefonda konuşup yeni projelerinizden bahsediyor, ama bir yandan da bu cümleyi kuruyordunuz.
Yok, ondan sonra buldum. Filiz’le giderek artan bir dostluğumuz oldu. 10 yıl önce şimdiki kadar görüşmezdik, ama son üç-beş yıldır birbirimize daha çok kenetlendik.

Arkadaşlığınız bu son dönemde arttı yani...
Belki o zamanlar vaktimiz olmuyordu. Daha yoğun çalışıyorduk. Şimdi artık kendimizi dinleme zamanı. Bir de giderek dostlukların önemini anlıyorsunuz. Gençlik yıllarınız daha havai yıllarınız oluyor. Bin tane arkadaşınız oluyor. Ancak giderek daha seçici oluyor, gerçek dostlarınızı anlıyorsunuz. Birtakım şeyler daha kalıcı oluyor.

Filmlerinizdeki Türkan Şoray ile gerçek hayattaki Türkan Şoray arasındaki fark nedir?
Aslında pek fark yok. Canlandırdığımız her karakterde mutlaka bizden bir şey var. Onu içimizden alıp, bütünleştirip ortaya çıkarıyoruz. Hep derim “Ayşe, Fatma hepsiyim ben” diye. Bütün oyuncular için aynıdır, canlandırdıkları karakterler içlerinde vardır, ama ancak zamanı geldiğinde ortaya çıkarlar.

1975’lerde film çekmediğiniz ve Rüçhan Adlı ile Sümbül Sokak’ta yaşadığınız dönem hangi karakterdiniz?
Toplumun içindeki geleneksel Türk kadınıydım.

Lütfi Akad ile yaptığınız üçleme öncesinde filmleriniz melodram ağırlıklı, zengin ve yoksul âşıkların kavuşmaya çalışma hikâyeleriydi. Daha sonra Anadolu’da film çekmeye başladınız. Aradaki farklar neydi?
1960’lardan itibaren toplumsal içerikli filmler yapılmaya başlanmış, benimle başlayan bir şey değil. “Yılanların Öcü”, “Otobüs Yolcuları”, “Kızgın Delikanlı”. 1960-1970 arası çok önemli Türk filmleri çekilmiş ama akılda hep melodramlar kalmış. Yapılmış çok güzel filmler var. Ben ilk yıllarda fiziğimden, genç oluşumdan dolayı melodramlarda oynatılmışım. İster istemez aynı rollerde oynayarak klasikleşmeye başlıyorsunuz. “Ben neden böyle filmlerde oynamıyorum” diyerek Lütfi Akad’ı aradım ve “Ana” filmini talep ettim. İlk kez kırsal kesimdeki kadını canlandırdım, ama ondan önce de böyle çok film vardı.

NTV'de yayınlanacak ilk programınız “Sinema Benim Aşkım”ın konsepti nedir? Fikir nereden çıktı?
Programda 45-50 yıllık Türk sineması tarihi o döneme tanıklık eden kişilerle birlikte, yarı belgesel olarak anlatılacak. Ayrıca yaptığım 220 filmden bende anıları, özel yerleri, meslek hayatımda önemli olanları anlatacağım. Kısaca yıllardır seyircimle kurduğum bağlantıyı, birlikte duyduğumuz heyecanları televizyonda yeniden yaşamaya çalışacağız. Tabii bunun dışında genç sinemacılara, sinemaseverlere bir şeyler bırakmak istiyorum. Aslında bir kitap yazıp sinema deneyimlerimi paylaşmak istiyordum. Sonuçta ömrüm sinemada geçti ve Türkiye’de böyle bir kitap yazacak birkaç oyuncudan biriyim. Tecrübe ve birikimlerimi gençlerle paylaşmak istiyorum. Bu program Türk sineması ve Yeşilçam hakkında bir belge olacak. Zira Yeşilçam bir dönem halkın tek eğlencesiydi, halkın sinemasıydı. Sonra devir değişti ve televizyon geldi. Televizyon sinemanın yerini almaya başladı. Yeni bir sinema anlayışı doğdu ama bu yeni doğan Türk sineması aslında yıllar önce yapılan Türk sinemasının devamı. Bir köprüdür o yıllar önceki Türk sineması. Bunların bilinmesini istiyorum, bunu kendime görev edindim, çünkü değerlerimizi yavaş yavaş kaybediyoruz. Bu program beş sene önce yapılsaydı, o sevgili karakter oyuncularımız da burada olacaktı. Türk sineması üzerine bir belgesel yapım kalması için elimi taşın altına koydum.

Genç sinemacılar için yapıyorum dediniz. Beğendiğiniz genç sinemacılar, oyuncular ve yönetmenler kimler?
Hepsini çok beğeniyorum ve destekliyorum. Türk sinemasındaki genç arkadaşlarımız çok başarılı işlere imza atıyorlar.

İnternet ile aranız nasıl?
Teknolojiye biraz yabancıyım ama hayatımızdaki yerini, önemini biliyorum. Kızım o açığımı kapatıyor.

Kızınız Yağmur ile ilişkiniz nasıl? Programda birlikte mi çalışıyorsunuz?
Yağmur programın montajına geliyor. Hayatta en güvendiğim insan kızım. Bir kere genç ve her şeye çok farklı bakıyor. Onun dünya görüşünden istifade etmek istiyorum. Yakınımdaki en objektif kişi o olduğu için çok yardımı dokunuyor. Şimdi de vakit ayırıp çekime ve montaja geliyor benimle.

Sayfa Yükleniyor...