Şükran Soner NTV'nni Yazı İşleri programında Mirgün Cabas ve Ruşen Çakır'ın sorularını yanıtladı. Soner şunları söyledi:

İlişkili Haberler


"Milli Görüş ve Fettullah Gülen ekolü ile ne ilgisi var, diyeceksiniz. Hemen söyleyeyim. Ağırlıklı olarak yurtdışında müritleri ve daha çok ticari ilişkilerde sağladıkları hizmetler karşılığı müthiş paralar toplarlar.

Yıllardan beri bu paralar ağılıklı olarak eğitimde İslamcı bir çizginin finansmanında kullanılır. Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği bunun bir refleksiydi ve herhangi bir ideoloji doğrultusunda değil, anayasal şemsiyede eğitim birliği içinde okuyamayan çocukları okutmak için müthiş bir burs sağlama seferberliği için çalıştı.

İdil örneğini hatırlayın. Zaman zaman bir çok televizyon kanalı ya da medya kuruluşu da destek olmaya çalıştı. Türkiye çapında kızların ve öncelikle okuyamayan yoksul aile çocuklarının normal okullarda okuyabilmesini sağlamaya hizmet veriyor.

Adana Şubesi için galiba 'kapıyı kilitleyin gidin' denmiş ÇYDD şubesindeki arkadaşlara. Şimdi bu çocuklar için burs veren bir iş adamısınız. Küçük çaplı veya büyük çaplı. Ve de bütün dosyalar bu vakıfta. Biliyorsunuz el konuldu dosyalara. Sizin çocukların eğitimi için para vermeniz sanki suçmuş gibi bir belge olarak duruyor dava iddianamesinde. Para vermeye devam edebilir misiniz? Bu çocuklar ne olacak?

Nasıl ideolojik bir sivil darbe girişimi olduğunu, Ergenekon’un nasıl derin devlet operasyonu derken nasıl bir başka amaca yönlendiğinin bundan daha çarpıcı kanıtı olabilir mi?

AKP iktidarına, türban olayında ve başka konularda, bugünkü YÖK yönetimine karşı durmuş kim varsa yine bu dava kapsamında toplanıyor. Yani ben 12 Mart, 12 Eylül yargılamalarını başından sonuna izlemiş ve bir sürü yakını mağdur olmuş birey olarak söylüyorum askeri darbelerin hukukundan çok daha ağır bir sivil darbe hukukuyla karşı karşıyayız.

Çünkü doğrudan doğruya suçtan, delilden yola çıkmıyor önce kendine göre bir suç biçime ve suçlu insanlar ve örgütler portresi çiziyor ve portre o kadar genişledi ki öyle bir derin devlet oluşturdular ki bütün geçmişteki siyasi iktidar dönemleri 12 Mart ve 12 Eylül’leri de kattı nasıl oluyorsa bu.

Mağdurlarla sanıklar içiçe girdi, kim kimle o karıştı. Amaç sonuca varmak değil, zaten sonuca varılmaz bu tür davalarda. Geçmişte bu davalar kapsamında yakınları olan biri olarak söylüyorum hepsi düştü ama hiç olmazsa oralarda bile daha kapsamlı bir mantık vardı.

Burada o kadar geniş kitle ki; cumhuriyet değerlerine sahip çıkan, laikliğe sahip çıkan, Atatürk devrimlerine sahip çıkan bütün kadroları ve örgütlenmeleri yıldırma dağıtmaya yönelik bir operasyona dönüştü. Bu hakikatten çok tehlikeli bir sivil darbe.

Ne kadar suçlu, ne kadar suç kanıtı ortaya çıkarsa çıksın fark etmez. Önceden kafanızda bir suç örgütü yaratıp bunları hepsini mağdur eden bir operasyonla sonradan delile varırsanız suçlu yakalasanız da arada bir sürü insanın insan haklarını gasp etmiş oluyorsunuz.

Türkan Saylan daha bir 5 yıl önce tedavisini yapan hocalardan biriyle kemoterapiye girmişti. Hocalardan birine 'Nasıl durumu?' dedim. 'Bize göre yaşamıyor, iradesiyle kafasıyla, beyniyle yaşıyor' dedi.