Beyazperdeye son 20 yılda damgasını vuran en önemli isim Quentin Tarantino, 'Reservoir Dogs/ Rezervuar Köpekleri' ile başladığı yönetmenlik serüvenini 'Inglourious Basterds/ Soysuzlar Çetesi'yle sürdürüyor. Cannes Film Festivali'nde Altın Palmiye kazandığı 'Pulp Fiction/ Ucuz Roman' onu efsane yapsa da her filmi sinefiller için ömür boyu oynanacak birer oyuncak aslında. Gençliğinde video film dükkanında çalışan ve ilerideki en büyük hayali sevdiği filmleri göstereceği bir sinema işletmek olan Tarantino'nun filmleri de ilham aldığı isimlere 'açık bir saygı duruşu' niteliğinde.

Tarantino'nun sinema tarihine yaptığı göndermelerle dolu bu yolculuğa burun kıvıranlar olsa da otoriteler onun günümüz sinemasındaki etkisinin inkar edilemeyeceğini düşünüyor.

Usta yönetmen son filmi 'Soysuzlar Çetesi'nde de önceki başyapıtlarında olduğu gibi klasikleşecek diyaloglara ve sahnelere imza atıyor. İşte Tarantino'nun filmografisinden akıllara kazınan sahneler:

Rezervuar Köpekleri
Filmin açılış sahnesindeki 'uzun geyik muhabbeti', özellikle 'Garsona bahşiş verilmeli mi verilmemeli mi?' tartışması ve Madonna'ya ilgili bölüm 'tarantinesk' filmlerin anahtarlarından biri olsa da Michael Madsen'in canlandırdığı Mr. Blonde'un polisin kulağını kestiği sahne filmin unutulmaz sahneleri arasında en öne çıkıyor.


Ucuz Roman
Bu modern klasik hakkında birçok şey yazılıp çizilse de uzun yıllar daha konuşulacağa benziyor. Hem içerik hem de biçim olarak 90'lar sinemasını derinden etkileyen 'Ucuz Roman'daki her öğe özenle yaratılmış bir dünyanın parçalarını oluşturuyor. Açılış jeneriği, müzikleri, Vincent ve Jules arasındaki 'Big Kahuna Burger' geyiği, Butch'ın kaybolan saati, Jules'un İncil'den pasajlar içeren monologları, eroin koması...

'Aralarında en çarpıcı olanı' diye bir ayrım yapılamasa da Jean-Luc Godard'ın dönemler üsütü filmi 'Bande a Part'a saygı duruşu niteliğindeki Mia ve Vincent'ın dansı ve finalde arızalı sevgililer Ringo ve Yolanda ile Jules arasında geçen diyaloglar bir hayli etkileyici.

Jackie Brown
Ucuz Roman'dan sonra 3 yıl film yönetmeyen (Sadece ortak bir proje olan 'Four Rooms'da bir bölümü yönetti) Tarantino, 'Jackie Brown' ile tekrar sinemaseverlerle buluştu. Yine sinema tarihine sayısız göndermeyle dolu olan film, bir anlamda 'ucuz film' olarak görülen 'black blaxploitation' yani siyah istismar filmlerine de bir saygı niteliğindeydi.

Robert De Niro gibi bir efsaneyi Tarantino'nun kamerasından izlemek fikri bile çoğu kişiyi heyacanlandırmaya yetmişti. Diğer filmlerinden daha 'düz bir anlatıma' sahip olan Jackie Brown'ın en unutulmaz sahnesi ise Louis Gara (Robert De Niro) ve Melanie Ralston (Bridget Fonda) arasındaki 'ilginç' kur yapma bölümleri.

Kill Bill: Volume 1-2
Tarantino'nun iki bölümden oluşan filmi 'Kill Bill', bütün Tarantino filmleri gibi popüler kültür tarihine sayısız göndermede bulunuyor. Bölüm 2'deki 'Superman - Spiderman kıyaslaması gibi antolojilere geçecek diyaloglar içeren bu destansı filmin onlarca akıldan çıkmayacak sahnesi arasından birini seçmek gerekirse Gelin ve O-Ren Ishi düellosu seçilebilir.

Santa Esmeralda imzalı 'Don't Let Me Be Misunderstood' eşliğindeki stilize düello, dövüş sanatları ve Sergio Leone külliyatına bir saygı duruşu adeta.

Ölüm Geçirmez
Herkes usta yönetmenden 20 yıldır aklında olan savaş filmini çekmesini beklerken o, Robert Rodriguez ile 'Grindhouse' projesini hayata geçirdi. Quentin Tarantino'nun yönettiği 'Ölüm Geçirmez'de öykü ikinci yarıda değişiyor ve iki farklı şiddet öyküsü yer almış oluyor.

Filmin ilk saatinde Kurt Russell'ın canlandırdığı Dublör Mike'ın sadistliklerini, ikinci yarıda 'kızlar'ın intikamını izliyor seyirci. Ayak fetişizmini sıkça gösterdiği sahneler dışında filmin favori sahnesi finalde 'kızlar'ın Mike'ı dövdükleri sahne.