20 veya 21 Ağustos 2007 tarihinde, Türkiye’ye sığınmış bulunan Nijeryalı mülteci Festus Okey, üzerinde uyuşturucu bulunduğu gerekçesiyle gözaltına alınarak Beyoğlu polis karakoluna götürüldü ve orada bir polisin tabancasından çıkan mermiyle öldü. Olayla ilgili resmi açıklamada (polis tutanağında) mealen şöyle denildi: Üzerinde uyuşturucu bulunan kişi, detaylı araması bittikten sonra odadaki polisin silahına hamle etti. Polis memuru ile arasındaki boğuşmada silah ateş alınca, maktul hayatını kaybetti. 

Festus Okey ülkesinden ayrılmak zorunda kalan, başka bir ülkede, başka bir kıtada, açıkçası başka bir dünyada yeni bir yaşama tırnaklarını geçirme ihtiyacı hisseden on milyonlarca Afrikalı, Ortadoğulu ve Asyalıdan biriydi. Bu devasa insan kitlelerinin şanslı mensupları, bir şekilde kapağı atmayı başardıkları “beyaz” ülkelerin hepsinde olduğu gibi, Türkiye’de de istenmeyenlerin en istenmeyeni…

Anadolu, Kuzey Mezopotamya ve Doğu Trakya’yı kapsayan bu ulus-devletin sınırları içindeki tüm legal-illegal, yerli-yabancı sakinleri toplasanız, Afrikalı bir sığınmacı, toplumsal statüsü itibariyle herhalde en altta yer alan bir insan evladıdır.

Festus Okey her ne kadar bu ülkenin toprakları üzerinde yer alan insanlar hiyerarşisinde en altta yer alsa da, öyle kayıtsız kuyutsuz, kaçak bir göçmen de değildi. Üzerinden BM Mülteciler Yüksek Komiserliği tarafından düzenlenmiş bir kimlik çıktı. Karakoldaki, Okey’in öldüğü geceye ait kamera görüntüleri ise mevcut değil. Evet bunun sebebini doğru tahmin ettiniz: Teknik arıza.

Okey’in, polis tutanağında savunulduğu gibi boğuşma esnasında polis memurunun tabancasının ateş alması sonucu mu, yoksa kasten mi vurulduğunu anlamak için kanlı gömleğinin Adli Tıp uzmanlarınca incelenmesi ihtiyacı hâsıl oldu. Ancak bu da mümkün olmadı çünkü gömlek kayıp. Kaybolmuş işte afacan gömlek. 

Festus Okey’i öldüren tabancanın sahibi polis hakkında kasten adam öldürmekten dava açıldı. Ancak 4 yılda bu davada bir milim ilerlenmiş değil çünkü sanık avukatının, Okey’in kimliğinin tespit edilmesini talep etmesi üzerine, davaya bakan mahkeme, maktulün kimlik bilgilerinin edinilmesine karar verdi. Özgür Mumcu’nun 28 Nisan tarihli yazısından (Radikal) devam edelim:

“Mahkeme 13 Mayıs 2008 tarihindeki duruşmada Okey’in kimlik bilgilerinin Nijerya’dan sorulması için Adalet Bakanlığı Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü’ne bir yazı yazdı. Daha sonraki duruşmaların neredeyse hepsi bu yazıya cevap bekleyerek geçti. Son duruşma bu salı gerçekleşti. Festus Okey’in kimliği yine tespit edilemedi. Nijerya ile Türkiye arasındaki yazışmalar neredeyse üç buçuk yıldır sürüyor. Maktulün kaybolan gömleği hakkında ise yargı daha hızlı davrandı. Soruşturma hakkında takipsizlik kararı verildi”

MAHKEME HEYETİ ALINGAN ÇIKTI


Savunma hakkı kutsaldır öyle değil mi? Bu davada sanık, avukatı tarafından savunuluyor. Ama bu memlekette kimsesi olmayan Festus Okey’in hakkını hukuki planda savunan yoktu, ta ki kısa süre öncesine kadar. Kimsesizlerin kimsesi olma özverisine soyunan, Göçmen Dayanışma Ağı (GDA) üyesi bir grup davaya müdahil olma talebiyle mahkemeye dilekçeyle başvurdu. Ancak mahkeme heyeti, kendilerine sunulan dilekçelerde hakaretamiz ifadeler yer aldığı gerekçesiyle, dilekçelerde imzası bulunan 70 kişi hakkında oybirliğiyle suç duyurusunda bulundu. 

Dilek Kurban bu enteresan durumu 4 Mayıs tarihli Radikal’deki köşesinde, “Mahkeme, adaleti yerine getirme görevini, yani işini yapmayarak davayı sürekli ertelediği gibi, müdahillik talebinde bulunanlar hakkında suç duyurusunda bulunarak anayasayı da ihlal ediyor. Müdahillik talebi anayasal bir hak ve mahkemenin yapabileceği tek şey talebi reddetmek olabilir” diye yorumlayıp ekliyor: 

“Ailesi Nijerya’da, kendisi mezarda olan kimsesiz ve avukatsız bir mülteci adına müdahil olmayı talep eden hak savunucuları aleyhinde, hâkimin aynı gün yaptığı suç duyurusuna savcılar hemen yanıt vererek soruşturma açıyor (…) Okey’i öldüren polis memuru sanıklar yasal haklarını kullanarak avukatla temsil ediliyorken, hâkimin Okey’i ve ailesini temsil edecek bir avukata izin vermemesi adil mi? Üstelik yüzlerce insan bunu ücretsiz yapmaya gönüllüyken?”

“NİJERYA SES VER, ALOOO…”
Ölen kişinin gerçekten Festus Okey olup olmadığının tespiti için 4 yıldır havanda su dövülüyor. Herhangi bir ülkedeki herhangi bir bakanlığın telefon numarasına veya e-posta adresine ulaşmak internette birkaç tıkla mümkünken, Adalet Bakanlığı’nın ilgili birimi 46 aydır Nijerya’dan bilgi gelmesini bekliyor. Sanık, avukatı tarafından savunulurken maktulün hakkını arayan bir avukat yok. Buna gönüllü olan, davaya müdahil olmak isteyen pek çok insan var, ancak onlara da izin verilmesi şöyle dursun, haklarında “mahkemeye hakaret”ten suç duyurusunda bulunuluyor.

Anadolu’da bir tabir vardır bilirsiniz -teşbihte hata olmaz- “taşları bağlamışlar, köpekleri salmışlar” diye. Festus Okey’in polis kurşunuyla ölmesiyle ilgili davada taşlar bağlı. Bir kere 4 yıldır daha yargılama başlayamadı. Kurbanın “kimliğinin tespiti” aşamasında çakılıp kaldı mahkeme. Birileri Okey’in lehine davaya müdahil olmak istiyor, lakin onlar da bir kontratağa uğrayarak “mahkemeye hakaret”ten soruşturmaya hedef oluyor.

Ancak GDA üyelerinin pes etmeye hiç niyeti yok. Son 3 duruşmada artan sayıda kişi müdahillik dilekçesi verdi. Son duruşma itibariyle müdahillik başvurusunda bulunan kişi sayısı 70’i buldu. GDA’dan Ayşe Akalın “Bizim şu anda yeni müdahillik başvurularına ihtiyacımız var. Bugüne kadarki 3 oturumda 9+30+70 gibi bir sayı ile gittik” deyip ekliyor: “Her seferinde bu sayıyı yukarı taşımamız gerekiyor. O yüzden de ulaşabildiğimiz insan sayısını arttırmaya çalışıyoruz” 

YENİ DURUŞMA YARIN
Davanın bir sonraki duruşması yarın. Yer, Halıcıoğlu’ndaki Beyoğlu 4. Ağır Ceza Mahkemesi. Dileyen yurttaşlar müdahillik dilekçeleriyle duruşma salonuna gidebilir. Dilekçe örneğine http://gocmendayanisma.org adresinden ulaşmak mümkün. GDA yarın saat 13’te bir basın açıklamasında bulunarak yeni müdahillik dilekçelerini mahkemeye sunacak.

Siz de bir dilekçe verirseniz, başınıza gelebilecek en kötü şey bağlı bulunduğunuz karakola ya da savcılığa ifade vermek üzere çağrılmak olabilir. Bu da kimsesizlerin kimsesi olmanın bedeli olsun.