Teröre karşı Diyanet formülü

ABD Dışişleri Bakanlığı 2010 yılı Terör Raporu'na göre, Türkiye radikal ve aşırı uç hareketlerle mücadeleyi Emniyet ve Diyanet tarafından uygulanan iki ayrı program temelinde yürütüyor.

19.08.2011 - 12:48

Raporda, Emniyet tarafından yürütülen bu programlardan ilkinin geniş tabanlı bir açılım programı olduğu ifade edildi. Bölgeye yönelik sosyal projeler yürüten polisin ayrıca bu yerleşim yerlerinde çalışan görevli ve öğretmenlere özel hizmet içi eğitim verdiği belirtildi.

Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından yürütülen diğer programın ise Hanefi Sünni Müslümanlığı teşvik ettiği, ayrıca şiddet içeren ve radikal mesajların yayılmasını engellemeyi amaçladığı ifade edildi.

Diyanet tarafından Türkiye genelinde görevlendirilen 66 bin imamın bireysel olarak cemaatlerine geleneksel dini değerleri kazandırmaya çalıştığı bildirildi.

Raporda, "Diyanet benzer şekilde yurt dışındaki Türklerin kurduğu dini derneklerle de çalışarak, bunların şemsiye dernekler kurmalarına yardımcı oldu, temel Hanefi Sünni İslami öğretimden faydalanmalarına olanak sağladı" ifadesi kullanıldı.

Raporda, yerel ve çok uluslu terör örgütlerinin, Türkiye'de 40 yılı aşkın süredir,  bazen Amerikan hükümeti personelini de dâhil olmak üzere Türk vatandaşlarını ve yabancıları hedef aldığı belirtilen raporda, Türkiye'de faaliyet gösteren terör örgütlerinin, Kürt gruplar, El Kaide, Marksist-Leninist ve Çeçen yanlısı grupları içerdiği kaydedildi.

ÜÇ TERÖRİST SALDIRIYA DİKKAT
Raporun Türkiye bölümünde de, geçen yılki PKK saldırılarının, bir kez daha ülke geneline uzanan gruplarında ortaya çıktığı ifade edilerek, kırsalda Türk askerlerini pusuya düşürme, asker ve polis rotası olarak bilinen yollara IED döşenmesi ve kırsal alanlarda güvenlik güçleri ve sivilleri hedef alan bombaların atılması gibi karakteristik taktik, teknik ve prosedürlerin kullanıldığı belirtildi.

Raporda, özellikle, geçen yıl Temmuz ayında İstanbul'da otobüsün bombalanması, Eylül ayında minibüse saldırı düzenlenmesi ve Kasım ayında Taksim Meydanı'nda intihar bombacısının eylemde bulunmasının özel dikkat ve kınamayla karşılandığını belirtildi.

Raporda, Türkiye'deki terör yasalarının, terörizmi, “Türk vatandaşlarına ve Türk devletine saldırılar” olarak tanımladığına işaret edilerek, bu tanımın,  Türkiye'nin, ülke dışında ya da Türkiye içindeki Türk olmayanlara karşı terör eylemleri planlayan ve bunlara yardımcı olanların engellenmesi, tutuklanması ya da soruşturulması yeteneğini aksatabildiği ve bu noktada ortak ve yasal işbirliğine yönelik kaygılar yarattığı ifade edildi.

ÖCALAN ‘SEMBOLİK LİDER’
Raporun, “Yabancı Terörist Örgütler” bölümündeki PKK/Kongra-Gel bölümünde de “PKK'nın Türkiye'nin güneydoğusunda bağımsız bir Kürt devleti kurmayı arzuladığı, ancak son yıllarda daha çok Kürt kültürel ve dilsel hakları teminat altına alan Türk devleti içinde bir özerklikten bahsettiği” belirtildi.

Hapisteki Abdullah Öcalan'ın hala örgütün “sembolik lideri” olmayı sürdürdüğü ifade edilen raporda, PKK'lıların toplam sayısının 4 bin ile 5 bin arasında olduğu, bunların 3 bin ila 3 bin 500'ünün kuzey Irak'ta bulunduğu kaydedildi.

Raporda, 2006, 2007 ve 2008 yıllarında PKK şiddetinin yüzlerce Türkün hayatına mal olduğu, örgütün faaliyetinin 2009'da azaldığı ama yine de yıl boyunca süreklilik gösterdiği kaydedildi.

PKK'nın öncelikle Türkiye, Irak, Avrupa ve Ortadoğu'da faaliyet gösterdiğine işaret edilen raporda, geçmişte PKK'nın Suriye, Irak ve İran'dan barınma olanakları ve yardım aldığı, ancak 1999'dan itibaren Suriye'nin ve sınırlı da olsa İran'ın, PKK'ya karşı Türkiye ile işbirliği yaptığına değinildi.

Raporda, Türkiye ve Irak'ın da PKK ile mücadelede işbirliği yapmaya başladığı, PKK'nın, Avrupa'daki Kürt diasporasından önemli mali destek almaya devam ettiği ifade edildi.

Raporda, DHKP-C'nin de operasyonlar ve tutuklamalarla birlikte kapasitesinin azaldığı, 2008 yılı Ağustos ayında örgütün başı Dursun Karataş'ın Hollanda'da ölmesiyle örgütün büyük bir ideolojik darbe yediği bildirildi.

  • Etiketler :

Sayfa Yükleniyor...