Ergenekon davasındaki birçok sanık, tıpkı Tolon gibi ‘Ergenekon Lobi Belgesi’ nedeniyle tutuklanmıştı. Bu belgenin, Ergenekon davasındaki tutuklu 41 sanığın bir kısmı ile sadece bu belge nedeniyle tutuklu bulunan diğer sanıkların durumunu nasıl etkileyeceği merak konusu. NTVMSNBC’ye Hurşit Tolon’un tahliyesini değerlendiren Eski DGM Savcısı Mete Göktürk’ e göre; kamuoyu normal prosedürü çok iyi bilmediği için salıverilen kişinin asker konumu da dikkate alınarak, ‘acaba neler oluyor’ endişesinin doğmasına neden olabilir. Göktürk; “Böyle bir endişenin yanlış olduğunu düşünüyorum. Aynı durumda olanların durumlarının mutlaka gözden geçirilmesi gerekir. Bu yolu izlemek, toplum vicdanını rahatlatma açısından çok yarar sağlar” diyor. Gazeteci Ertuğrul Mavioğlu’na göre ise; Tolon’un tahliyesi ile soruşturmanın nereye kadar ‘uzanamayacağı’ görüldü; ikinci iddianamenin darbe eksenli olacağını düşünen herkes yanıldı. Tahliye kararını “İddianameye indirilmiş ağır bir darbe” olarak niteleyen Ceza Hukuku Doçenti Dr. Ümit Kocasakal da, kararın “Lobi belgesi”ne dayanarak tutuklanan diğer sanıklar için de geçerli olabileceğini söylüyor.

Mete Göktürk (Eski DGM Savcısı)

TUTUKLAMADA ÇOK DAHA ÖZENLİ DAVRANILMASI GEREKİR
Tutuklama bir ceza değildir, bir tedbirdir. Bunun baştan çok özenli kullanılması gerekir. Delillerde bir değişiklik olmuş; en azından beklenen bir yazı gelmiş. Büyük delil olarak gösterilen belgenin internette dolanan rastgele bir şey olduğu sonucuna varılmış, anlaşılmış. Yani bir durum değişikliği olmuş. Bir kişinin tutuklanması onun mutlaka mahkum olacağı anlamına gelmez. Kaldı ki tutuklamada çok daha özenli davranılması gerekir. Belki özenli davranılmadı, onu bilemem. Ben sürekli olarak şunu söylüyorum: Bu olumsuz bir gelişme değil, olumlu bir gelişmedir.

KAMUOYUNDA ACABA NELER OLUYOR ENDİŞESİ OLABİLİR
Tabii kamuoyu bu normal prosedürü çok iyi bilmediği için salıverilen kişinin konumu da, asker kişi olması da dikkate alınarak, ‘acaba neler oluyor’ endişesi doğabilir. Ben böyle bir endişenin yanlış olduğunu düşünüyorum. Yani ‘Askerdir’, ‘Asker olduğu için faklı muamele yapılmıştır’, ‘Askeri otorite bu konuda bazı baskılar ve telkinlerde bulunmuş olabilir’ gibi düşünceler kamuoyunda akla gelebilir. Ki bunu akla getirecek bir geçmişimiz de var.

DELİLLERİN NEDEN YETERSİZ OLDUĞU DA AÇIKLANIYOR
Ben mahkemenin gerekçeli kararını okudum. Diyor ki; ‘Mevcut deliller çok ağır ve somut kanıtlar niteliğinde değildir.’ Onun gerekçesi olarak da şunu söylüyor: “Hurşit Tolon’un oğlunun evinde yakalanan Ergenekon yapılanmasıyla ilgili şemanın gizli bir belge niteliğinde olmadığı, MİT’in yazılarından anlaşılmıştır. Bunun pek çok internet sayfasında yer aldığı, bu nedenle de gizli bir belge niteliğinde olmadığı... İkincisi de, diğer zanlılarla yapılan telefon görüşmeleri. Bu telefon görüşmelerinde örgütsel bir faaliyetle ilgili hiç bir konuşmaya rastlanmamıştır. Bu bakımdan mevcut kanıtların da çok güçlü olmadığı, ancak ileride çıkacak kanıtlar ve diğer ifadelerle doğrulandığı taktirde anlam taşıyacağı... Beraat etme olasılığının dikkate alınarak sanığın ileride mağdur olmaması için tahliyesine karar verilmiştir.” Yani sadece delil yetersizliği denilmiyor, delillerin neden yetersiz olduğu da açıklanıyor.

AYNI DURUMDA OLANLAR MUTLAKA GÖZDEN GEÇİRİLMELİ
Ama gönül ister ki bütün gözaltında, tutuklu olan, haklarında dava açılmayan, hatta dava açılan sanıkların durumları mahkemece yeniden gözden geçirilsin. Haklarında çok kesin kanıtlar bulunmayanlar için mümkün olduğu kadar tutuksuz yargılanma yoluna gidilmesi gerekir. Eğer mahkeme bunu yaparsa, toplumda bu konuda güven tazelenmiş olur. Benim bu konuda dileğim var. Aynı durumda olanların durumlarının mutlaka gözden geçirilmesinin ve salıverilmelerinin toplum vicdanını rahatlatma açısından çok yararı var.

DAVA AÇILMAYACAK KADAR DELİL YOKSA...
Bu bakımdan bu kararın hukuka uygun olduğunu düşünüyorum. Buna rağmen dava açıldıktan sonra bu kanıtların yeterli olduğu düşünülebilir ve mahkumiyet kararı da verilebilir. O zaman verilen mahkumiyet kararı neyse ona göre mahkum olur. Belki örgüt üyesi olmaktan değil de, örgüte yardımdan mahkum olabilir. Tutuklu kaldığı süre de dikkate alınarak bir insanın salıverilmesi kadar doğal bir şey yok.

Tutuklamanın bir tedbir olduğunu, bir ceza olmadığını unutmayalım. Bir insanın tutukluluk haline son verilmesi de ne masum olduğunu gösterir ne de aksi, suçlu olduğunu kanıtlar. Her iki ihtimal de vardır. Bundan sonraki süreçte tutuksuz yargılanacaktır, yargılama devam etmektedir. Tabii hakkında dava açılacaksa... Dava açılacaktır tahmin ediyorum. Çünkü bu kadar tutuklu kaldıktan sonra davanın açılmaması herhalde oradaki görevliler hakkında pek iyi bir şey olmaz. Olursa sorumlu olurlar. Devletin sorumluluğu söz konusu. Yani “Dava açılmayacak kadar bile delil yoksa, niye bu adamı tuttun?” demezler mi insana...

Doç. Dr. Ümit Kocasakal (Galatasaray Üni. Öğretim Üyesi)

BU KARAR İDDİANAMEYE İNDİRİLMİŞ AĞIR BİR DARBEDİR
Bu karar iddianameye indirilmiş ağır bir darbedir. Elbette ki asıl kararı mahkeme verecektir. Tahliye kararını veren mahkeme, asıl yargılamayı yapan mahkeme değil. Eğer bu kararı asıl yargılamayı yapan 13. Ağır Ceza Mahkemesi vermiş olsaydı, çok daha fazla bir anlam ifade edecekti tabii. Ama ne olursa olsun, sonuçta bir yargı kararı olması dolayısıyla büyük önem taşıyor.

DİĞER SANIKLAR İÇİN DE GEÇERLİ OLACAKTIR
Eğer diğer 41 sanık da sadece ve sadece bu “Lobi belgesi” denen, internette daha önce dolaştığı MİT tarafından belirtilen ve mahkemece de saptanan bu belgeye dayanıyorsa, aynı sonuç onlar için de söz konusu olabilecektir elbette. Bir mahkeme, “Bu belge zaten çoktan aleniyete kavuşmuş, kimin hazırladığı ya da menşei belli değil, dolayısıyla yeterli bir delil değil” diyorsa, aynı husus elbette diğer sanıklar için de geçerli olacaktır. Bu da tabii iddianamenin çok kuvvetli bir iddianame olmadığı konusunda yapılagelen eleştirileri de haklı kılar mahiyette.

Ertuğrul Mavioğlu (Radikal Gazetesi Haber Koordinatörü)

İKİNCİ İDDİANAMENİN DARBE EKSENLİ OLACAĞINI DÜŞÜNENLER YANILMIŞ OLDU
Ergenekon’un 2. iddianamesinin darbe eksenli olacağını düşünen herkes, bir anlamda yanılmış oldu. Hurşit Tolon’un, bu generallerin ziyaretinden ve en son Başbuğ-Erdoğan buluşmasından sonra tahliye ihtimalinin yükseldiği gibi bir inanç belirmişti içinde. Bunu somut bir şeye dayandıramam ama, içimde şu ana kadarki gidişatın ortaya çıkartmış olduğu ‘bakış birikimi’ diyelim. Yani bu işler Türkiye’de biraz böyle yürüyor gibi bir hisse kapıldım. “Yargı bağımsızdır” filan gibi cümlelerin hiçbirine inanmadığım için böyle durumla karşı karşıya kalınca da bu tahliyenin gerçek olabileceğini düşünmüştüm.

SORUŞTURMANIN NEREYE UZANAMAYACAĞI GÖRÜLDÜ
Ama bu ‘Tolon kriteri’ ve benzeri şeylerin bütün tanıklara teşmili gibi bir şeyin söz konusu olabileceğini düşünmüyorum. Çünkü ortalıkta üzerine pazarlık yapıldığını düşündüğüm birkaç kişi var. Bunlar da zaten Genelkurmay’ın doğrudan doğruya ziyaretçi gönderdikleri, ailelerini ziyarete eşlerini gönderdikleri kişiler.

Ben öyle tahmin ediyorum artık. Ergenekon soruşturması denen soruşturmanın artık iyice, ciddi anlamda cılkı çıkmış durumda. Bağımsız soruşturma şeklinde, ‘nereye uzanırsa uzansın’ şeklinde başlayan bu soruşturmanın nereye uzanamayacağı en azından aşağı yukarı görülmüş oldu.

ORTADA KUYU VAR YANDAN GEÇ
Hurşit Tolon’un tutuklu kalmasına neden olduğu öne sürülen belge meselesine gelince... Bu belgenin internette dolanan bir belge olduğunu herkes biliyor. Buna rağmen tutuklu olması tabii enteresan. Özellikle Şener Eruygur ve Hurşit Tolon’un... Darbe günlükleri döneminde biri ordu komutanıydı. Sarıkız, Ayışığı gibi darbe planlarından bahsedilen süre içinde Hurşit Tolon’un, Şener Eruygur’un en önemli destekçilerinden biri olduğu düşünülüyordu ve bu çerçevede bir yargılamanın gerçekleşeceğine inanıyordu herkes. Tabii çıkmamış iddianame üzerinde yapılmış olan yorumlardı bunlar; tabii bir hayal kırıklığı daha çıktı Ergenekon açısından. Danıştay saldırısı ne kadar güçlü bir delillendirme ile yargılama sürecine dahil edilecek bilmiyorum ama diğer açılardan, başta belki büyük bir heyecanla başlayan ama şimdi şimdi, yavaş yavaş o darbe süreçlerini, darbe planlarını falan kendi dışına atmaya başlayan, önemli yerlere uzandıkça ‘ortada kuyu var yandan geç’ pozisyonuna düşen bir soruşturma haline dönüşmeye başlamış durumda.

EĞER TÜRKİYE’DE HUKUK TARTIŞILACAKSA...
Ben hukukçu değilim ama sonuç olarak bu ülkede hukukun nasıl işlediği konusunda fazlasıyla fikir sahibiyim. Hurşit Tolon üzerinden hukuka uygunluk tartışmasına asla girmem. Şundan ötürü girmem: Zaten hukuku eğip bükenler, Hurşit Tolon’un arkasında çok ciddi destekler oluşturdular. Eğer 220 günlük değil, 3-4-5 yıllık tutukluluk süresinin gayri adil olduğunu düşünüyorsa kamuoyu, F tipi cezaevlerinde yatan binlerce gencin içinde bulundukları yargı koşullarına şöyle bir göz atsınlar. Ben sadece bunu söylüyorum. Eğer Türkiye’de hukuk tartışılacaksa ve ben de bu tartışmaya dahil olacaksam, ben bu tartışmayı Türkiye’de haksız yere, sadece ‘bildiriyle yakalandı’ diye, ‘duvara yazı yazdı’ diye gözaltına atılan, tutuklanan, yıllarca mahkeme karşısına dahi çıkartılmadan, neyle suçlandığını dahi bilmeden cezavelerinde yatan 18-20 yaşındaki genç çocuklar için yaparım. Başka türlü, arkası zaten çok sağlam olan Genelkurmay’ın ziyaretçi gönderdiği adamlar için bu tartışmaya girmem.