BDP Eşbaşkanı Selahaattin Demirtaş, AK Parti Grup Başkanvekili Suat Kılıç, 21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Özcan Yeniçeri ve Diyarbakır Ticaret Odası Başkanı Galip Ensarioğlu, Demokratik Toplum Kongresi'nin ortaya attığı taslağı NTV canlı yayınında değerlendirdi.

'Özerk Kürdistan', iki dil ve ayrı bayrak gibi başlıkların yer aldığı taslakla ilgili BDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş, şunları söyledi:

"DTK adına konuşma yetkisine sahip değilim, her şöyden önce. Çalıştayda alınmış bir karar yok, çalıştayda yapılan tartışmalar ve sunulan taslaklar var.

Sadece düşünce ve çözüm önerileri açıklamasına bu kadar tahammülsüzlüğü anlamakta zorlanıyorum doğrusu. Sanki ortada gerçekleşmiş fiili bir durum var ve sanki insanlar gerçekten ülkeyi böldü bölecek, devlet Meclis'iyle, ordusuyla teyakkuza geçiyor. Ve bölünmeyi önleme adına milliyetçi bir paranoya yaratılıyor, bundan büyük rahatsızlık duyuyorum.

KÜRTLER TARİHİ KARARI ÇOKTAN VERMİŞTİR
Her şeyden önce, bu ülkede yaşayan Kürtler, şu tarihi kararı çoktan vermişlerdir. Biz bu ülkenin yurttaşıyız, bu ülkede beraber yaşayacağız. Bin yıldır beraber yaşadık, binlerce yıl daha birlikte yaşayacağız. Birlikte yaşamanın formüllerini, çözüm önerilerini hep birlikte konuşup tartışalım diye her yerde düşünce ve önerilerini ifade ediyorlar.

Barış ve Demokrasi Partisi olarak biz de bütün Türkiye için önerdiğimiz bir modeli, parti programımızın eki olarak tartışmaya açmaya çalışıyoruz. Ne diyoruz, Türkiye coğrafi olarak büyük bir ülke, nüfus olarak kalabalık bir ülke. Nüfusun kendi içindeki farklılıklar açısından çok kültürlü bir ülke. Bu nedenle böylesi bir ülkenin yerinden yönetim modeliyle, bütün bölgelerde oluşacak yerel yönetimlerle desteklenmesi ve idari olarak yeni bir yönetim tarzına geçilmesini savunuyoruz.

FARKLI MODELLERİ TARTIŞMAYA AÇIĞIZ
Böyle bir model içerisinde işçiler, kadınlar, öğrenciler, Kürtler, Aleviler, başörtülüler kendini çok daha rahat yönetime katabilir, taleplerini yönetime daha rahat iletebilir ve daha rahat denetleyebilir. Türkiye'de herkes yönetime katıldığı için demokrasi daha iyi işleyebilir ve herkes kendini daha özgür yurttaş hisseder. Bu birliğimizi güçlendirebilir, aidiyet bağlalarını güçlendirebilir. Türkiye'nin neresinde yaşıyor olursanız olun kendinizi o ülkenin özgür yurttaşı olarak hissedebilirsiniz diye bir projemiz var. Bunun içeriği itibariyle tartışılmaya muhtaç olduğunu da ifade ediyoruz. Bu bir model taslağıdır ve yapılacak her anlamlı eleştiri bizim için değerlidir. Ya da böyle bir model değil de şöyle bir model öneriyoruz diyenlerle de tartışmaya açığız.

MECLİS'TE BİR CÜMLE KÜRTÇE KONUŞULDU DİYE...
Fakat bütün bunlar bu kadar açıklıkla ifade ediliyor olmasına rağmen, sadece Meclis'te milletvekilleri kendi anadillerinden bir cümle, iki cümle konuşup bu soruna dikkat çekti diye parti kapatmayı, orduyu harekete geçirip darbe günlerini çağrıştıran refleksi ortaya koymak tahammülsüzlüğün kendisidir.

BU ORTAMDA NEYİ TARTIŞACAĞIZ
Ortada bir siyaset var, bir soruna siyaseten çözüm arama gayreti var. Bu öneriye karşı öneriler veya eleştiriler nelerdir, bunlar şüphesiz anlamlıdır. Yoksa bir Meclis Başkanı olarak çıkıp, parmağını sallayarak 'Haddini bildiririz, gereğini yaparız, sonuçlarına katlanırlar' demek veya Genelkurmay Başkanlığı acil olarak bildiri yayınlayacak, bakanlar sert açıklamalarla kapatma için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nı göreve çağıracak. Bu ortamda neyi nasıl tartışacağız, Kürt sorununu o halde nasıl çözeceksiniz? BDP'ye düşüncesini soran varsa açık açık anlatıyoruz. Biz Türkiye'de birlikte çözümden yanayız, başka türlü Kürt sorunu çözülmez. Türkiye'nin sınırları içerisinde çözülür, Türkiye'nin bayrağı hepimizin bayrağı, ülkeyi sembolize eder. 'Kürt'ü de 'Türk'ü de temsil eder.

HER BÖLGENİN FLAMASI VE BAYRAĞI OLSUN
Şu anda Türkiye 81 ile ayrılmış ve 81'e bölünmüş durumda. Diyoruz ki, birkaç ili bir araya getirelim ve bölge yönetimi kuralım. Türkiye'nin her tarafında kurulacak bölge meclisleri o bölgeyle kültür, sosyal, eğitim, trafik, sağlık, çevre, denizcilik, hayvancılık ve diğer tüm konularla ilgili karar alma yetkisine sahip olsun. Sorunları çözme yetkisine sahip olsun ve her meclisin o bölgeyi temsil eden bayrağı ve flaması da olsun.

SİİRT'TEKİ TECAVÜZDE DEVLET GÖREVLİLERİ VARDI
Savunma konusunu da daha önce açıkladık. Şu haliyle herhangi bir siyasi partinin veya oluşumun alternatif bir ordu veya polis gücü kurma olasılığı var mı? Bunu kurabileceğimizi düşünmek bile gayrı ciddi bir yaklaşımdır. Biz şunu kastediyoruz, toplum kültürel olarak bir saldırı altında. Uyuşturucu ilkokula indi, fuhuş çok yaygın, töre cinayetleri var, çeteler var. Bütün bu kapitalizmin doğurduğu saldırılara karşı toplum örgütlenmelidir. Örgütlenip ne yapmalıdır, bilinçlenmelidir. Buna nasıl karşı koyabiliriz diye mahallesinde köyünde komisyonlar oluşturmalıdır. Tedbirler alınırken alternatif projeler geliştirmelidir. Meşru komiteler oluşturmalıdır. Her türlü tehditten kastedilen budur. Deniyor ki devletin kolluk gücü yok mu? Örnek vereyim, Siirt'te çocuklara tecavüz gerçekleşti. Bir bakın kaç tane devlet yetkilisi var çetenin içinde? Devlet toplumu koruyamıyor, bu iş polisle askerle olacak iş değil. Bu sosyal korunma mekanizmasıdır. Bunlar gelişmediği müddetçe siz toplumu polisle uyuşturucuya karşı koruyamazsınız. Şimdi bir kurum çıkıyor, sivil bir meclis, herkes küçük birlikler oluştursun ve kendi içinde tartışsın. Birbiriyle diyaloga geçsin, meclisler arası diyaloglar olsun, hep birlikte toplum olarak tehlikelere karşı kendimizi nasıl savunabiliriz diye komiteler oluştursun. Bunu da Demokratik Toplum Kongresi öncülüğünde bir komisyon yürütsün.

GİZLİ VEYA AÇIK AJANDAMIZDA BÖLÜNME YOK
Şimdi bu tür tartışmalar ilerici tartışmalardır, anti-kapitalist bir duruştur, yozlaşmaya karşı bir duruştur. Devlet anlayışının toplum üzerinde oluşturduğu baskıya, otoriter rejime karşı bir duruştur. BDP'nin de DTK'nın da gizli ajandasında da açık ajandasında da bölünme yoktur. Herkesin net olarak bilmesi lazım ki Kürt halkı kararını çoktan vermiştir, Türkiye'de hep birlikte özgür ve eşit yaşamdır. Ortak vatanda birlikte kendi yönetimimizi, idari modelimizi nasıl geliştirebiliriz, bunu tartışıyoruz. Bunun ötesindeki yaklaşımların tamamı spekülatiftir. Asıl buna karşı açıklama yapan devlet yetkilileri, oluşturdukları otoriter zemin ayaklarının altından kayacak diye korktukları için habire bunu bölücü girişimler olarak gösteriyorlar."

SUAT KILIÇ: BDP'LİLER HADLERİNİ AŞIYOR

AK Parti Grup Başkanvekili Suat Kılıç, tartışmaya NTV ekranında katıldı:

"Türkiye yaklaşık iki yıldır demokratik açılım sürecini konuşuyor ve tartışıyor. Bu süre içinde demokrasinin eksiliğinden kaynaklanan sorunlarımızı çözüme kavuşturmayı hedefliyoruz. Bu sürecin başında biliyorsunuz sayın başbakanımızın dört temel vurgusu var; “Biz tek vatan tek devletiz, tek bayrak tek milletiz” Biz bu vurgularımız terk etmiş değiliz.

Türkiye’nin bir tek meclisi var o da Türkiye Büyük Millet Meclisi… Resmi dilimiz Türkçe’dir ama Anadolu’da konuşulan birden fazla dil vardır. Eğitim dili Türkçe’dir. Bunu tartışmaya açmak, ikinci bir resmi dil ihdas etmek ya da eğitimde Türkçe’nin yanında bir başka dili eğitim dili olarak benimsemek ve benimsertmeye kalkmak, gerçektene de gerçekleşmesi imkansız yaklaşımlardır.

BİR TANE SİLAHLI KUVVETLERİMİZ VAR
Türkiye’nin bir tane silahlı kuvvetleri var, bir tane polis teşkilatı var. Bunlar, Türk’ün de, Arap’ın da, Arnavut’un da 73 milyon vatandaşımızın güvenliğini, huzurunu, asayişini temin etmekten sorumlu olan ulusal güvenlik güçlerimzidir. Türk ve Kürt çocuklarının birlikte görev yaptıkları Türk Silahlı Kuvvetleri’dir. Polisin yanına ayrı bir kolluk kuvveti, askerin yanına ayrı bir savunma kuvveti ihdas etmek gibi bir yaklaşım kesinlikle varolan sorunları çözmekten yana gibi bir yakalaşım değildir. Çözüm üretmekten değil sorun üretmekten yana bir yaklaşımdır.

İKİNCİ BAYRAK KABUL EDİLEMEZ
“Bölümek gayemiz değil” deseler de bu inandırıcı gelse ya da gelmese de netice itibariyle sorunları değil olmayan konu başlıklarını sorun haline getirip tartışmayı tercih ediyorlar. Bunlar kesinlikle kabul edilebilir yaklaşımlar değil. Kırmızı albayrak sadece Türk’ün bayrağı değil, Türk’ün, Kürt’ün, Arap’ın, Çanakkale’de, Dumlupınar’da, Anadolu’nun dört bir yanında savunma cephelerinde birlikte özgür kıldıkları bir bayraktır. O bayrak hepimizin özgürlük kıldıkları bir bayraktır ve o bayrak hepimizin özgürlüğünü, bağımsızlığını, hür yaşama iradesini temsi etmektedir. Dolayısıyla bayrağın yanına ikinci bir sembol getirme çabası kabul edilebilir yaklaşımlar da değil, iyi niyetli yakalaşımlar da değil.

BDP'DE TAŞKINLIK EMARESİ VAR
Zaman içerisinde konu tartışıldıkça ümit ediyorum BDP yöneticileri de mantıktan, sağduyudan, akl-ı selimden tavır alma ihtiyacı duyacaklardır. Çünkü BDP yöneticilerinde de bu dönemde bir taşkınlık emaresi var. Kendilerini Kürt olan bütün vatandaşlarımızın temsilcisi olma gibi garip bir davranış içindeler. Aldıkları oy bellidir. Milletvekili ve yerel seçimlerde bölgede birinci olan parti AK Parti’dir. Yani BDP’nin “ biz Kürtler’in temsilcisiyiz” gibi taşkın yaklaşımlarla hareket etmeleri hadlerini aşmak olacaktır. Çünkü bir etnik grubun temsilcisi hiç bir siyasal parti değildir. Bu Kürt vatandaşlarımız için de, Türk vatandaşlarımız için de geçerlidir. Dolayısyla ‘Kürtler böyle istiyor” gibi bir dayatma içerisine girmek Kürt vatandaşlarımzı da tedirgin edecek, huzurlarını bozacak taşkın bir yaklaşımdır.

Ümit ve temelli ediyorum ki terk ettikleri akla, yitirdikleri sağduğuya en kısa zaman içinde dönerek akl- selim içinde siyaset yapmaya başlarlar."



PROF. YENİÇERİ: BÜYÜKLERE MASALLAR...

Prof. Özcan Yeniçeri'nin görüşleri şöyle:

"Sayın Demirtaş, açıkça söylemek gerekir ki bütün bu gelişmelere eğer 'Bölünme yok, biz birleşmek istiyoruz, daha güzel şartlarda biraraya gelmek istiyoruz' diyorsa ya büyüklere masallar söylüyor ya da siyasi literatüre bizim bilmediğimiz yeni katkılarda bulunuyor.

Başından beri hep aynı şeyi söyledik, ilk önce bu hareketler yokken bile bir kültürel haklardan söz ediyorlardı, bir kimlikten bahsediyorlardı. Demokratikleşmeden ve demokratikleşmenin meydana getireceği olumlu barış ortamından söz ediyorlardı. Ve biz onların bu söylemlerde bulunurken süreç içerisinde yavaş yavaş demokratik özerklik, ardından özerk Kürdistan, onun peşinden de zamanı ve zemini gelince diğer adımların geleceğini açık ve net bir şekilde ifade etmiştik.

BU DTK DA NEYSE, ENTERESAN BİR KURULUŞ
Şimdi gelinen aşama, iki dil olacak, o dili de bir noktada mümkün olabildiği kadarıyla resmi bir hüviyete taşıma gibi bir tavır da var, bunu da ileride söyleyecekleri belli oluyor. İki de bayraktan söz ediyorlar, kolluk gücünden ve özsavunma gücünden bahsediyorlar. Özsavunma gücünün gerekçesini ifade ederken DTK (Bu DTK da neyse, enteresan da bir kuruluş. Hangi amaca hizmet için örgütlenmiş, bu da ayrı bir şey) diyor ki, 'Devletin fiziki ve kültürel soykırımı süreci devam ettiği sürece, bu halkın özsavunma gücü de olması gerekir.' Dolayısıyla devlete yönelik fiziki ve kültürel soykırım ithamı da var.

SANKİ HİÇ DEVLET YOKMUŞ GİBİ HAREKET EDİYORLAR
Yani bir ülkenin bir anayasası var, hukuk düzeni var, yasalar var. Sanki hiç devlet yokmuş gibi, sanki devlet değil de suç örgütüymüş gibi hareket edilerek yeniden kendilerine göre kısa, orta ve uzun vadede aşama aşama giden ve kelimenin tam anlamıyla hiç kimseye faydası olmayacak, tam aksine bir çatışmayı, ötekileştirmeyi ve insanların birbirlerine karşı bakışlarında sertleşmeyi meydana getirecek, kuşkuyu meydana getirecek bir aşamaya doğru Türkiye'yi sürüklüyorlar.

DTK, TÜRKİYE'YE KARŞI KURULMUŞ BİR KOMPLODUR
Çok açık olarak görülüyor ki bu DTK, Türkiye'nin birliği ve bütünlüğüne karşı kurulmuş bir komplodur. DTK'nın özellikle üçüncü maddesini hatırlatmak istiyorum, bu madde, yani Türkiye'nin ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütün olduğu, resmi dilinin Türkçe ve başkentinin Ankara olduğu ifade ediliyor, bu ifadenin olduğu yerde, işte biz bunu henüz tartışmaya açmadık, konuşuyoruz, bundan bir takım olumlu şeyler çıkabilir ve bundan da demokrasi faydalanır. Bu anlayış yutturmaca bir anlayış, bizim zekamızla kimse dalga geçmesin. Bu gayet açık ve nereye gittiği görülen bir yaklaşım biçimi.

ADIM ADIM UYGULAMAYA KOYUYORLAR
Evet tabi ki herkes görüşlerini söyleyebilir, insanların hata yapma hakları da demokrasilerin içerisinde vardır. Fakat bu öyle bir şey değil. Burada ortaya atılanlar, kesinlikle çok iyi düşünülmüş, içeriden ve dışarıdan ileri seviyede Türkiye Cumhuriyeti devletinin varlığını tabir yerindeyse ıskalayan anlayış içerisinde ele alındığını ve bunu adım adım uygulamaya koyduklarını görüyoruz.

ÖCALAN SON GÖRÜŞMEDE SÖYLEDİ, ÜZERİNDE DURULMUYOR
Bir şey var, hiç üzerinde durulmuyor. Öcalan son görüşmelerinden birinde söyledi, 'Batı'daki Kürtler Doğu'ya gitsin'. Bu hemen DTK, BDP veya adı her neyse hemen uygulamaya geçirildi. Bu ne anlama geliyor, bir tane anlamı var: Kürtler Güneydoğu'ya gitsinler, orada etnik yoğunluk olarak daha çok artsınlar, bizim talimatlarımız doğrultusunda hareket etsinler.

NİHAİ HEDEFLERİ DEVLETTİR
Yeni bir hazırlık içerisindeler. Özsavunma gücünden meclislere, oradan komitelere kadar kendi kendilerini idare edebilir ve kendi varlıklarını tabir yerindeyse devlete ihtiyaç duymadan ortaya koyabilecek bir sistemi ifade ediyorlar. Bu sistemin adı devlettir. Devlet örgütlenmiş otoritedir. Devleti mümkün olduğu kadar dışlayan, etkisizleştiren ve yok sayan bir anlayış içerisinde ifade ediliyor. Yarın diyecekler ki, tamam biz kağıt üzerinde Ankara'ya bağlı olalım ama fiilen Erbil'e bağlı olalım, veya fiilen kendi işlerimize kendimiz karar verelim, kendi kaynaklarımızı kendimiz kullanalım.

PAN-KÜRDİST BİR MANTIĞA GİDİYOR
Bunlar çok masum görülebilir ama çok açık görmek lazım ki, bu gide gide çok net bir biçim de -DTK zaten çatı yapılanması olarak ifade ediyor- Pan-Kürdist bir mantığa gidiyor. Başka gideceği bir yer yok. İki kere iki dört ediyor burada, beş değil. Deniliyor ki 'Biz sizi öldürmüyoruz ama başınızı gövdenizden ayırıyoruz.' Bir de hem dövüyorlar hem de yandım anam diye bağırıyorlar. Bu işler elbette tartışılır ama keşke o tartışma Diyarbakır'da değil de Ankara'da yapılsa ve biz de çağrılsak buraya. Bu ülkede kendilerinin dışında da insanlar var, onlar bu konuda ne düşünüyor ona bir bakmak lazım. Şimdi Lazlar da özsavunma gücü üretsin, Gürcüler de özsavunma gücü üretsin. Meclislerini kursunlar, doğudaki iyiyse batıya gelsinler. Bunun nereye gittiğini görmek için çok da zeki ve akıllı olmaya gerek yok."



GALİP ENSARİOĞLU: KÜRTLERİN BÖLÜNME TALEPLERİ YOK


Diyarbakır Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Galip Ensarioğlu ise şu görüşleri dile getirdi:

"Hiçbir zaman Kürtlerin bölünmek gibi bir talepleri olmadı, olmayacak da. Türkler ve Kürtler ortak tarihi, ortak geleceği paylaşmış, birbirini beslemiş iki ulus. Kader birliği yapmıştır iki ulus. Bölünmenin ne Kürtlere ne de Türkiye'de yaşayan hiçbir insana faydası olmaz, bunu Kürtler de çok iyi biliyor.

TÜRKİYE'DE HER ŞEY İYİ GİTMİYOR
Birlikte daha iyi yaşamanın koşullarını aramamız lazım belki de. Belki Türkiye'nin demokrasisinden kaynaklı bir takım eksiklikler varsa, bu eksiklikleri birlikte nasıl giderebiliriz, özgür eşit yurttaşlığı nasıl tesis edebiliriz, bu soruların yanıtını aramalıyız. Türkiye'de her şey iyi gitmiyor, aksak giden şeyler de var. Demokrasimiz tekamül etmiş bir demokrasi değil, birçok sıkıntımız var. Zaten Türkiye bu değişim dönüşüm sürecini yaşıyor şu anda, bugün geldiğimiz nokta da küçümsenecek bir nokta değildir, bunu da herkesin görmesi gerekiyor. Ancak demokrasi sürekli kendini geliştiren bir yönetimdir, insanların ihtiyaçlarına göre sürekli kendisini geliştiren bir olgudur.

KAPALI KAPILAR ARDINDA OLANLARDAN KORKMALIYIZ
DTK'nın bu toplantısı kimine göre olumludur, kimine göre de olumsuzdur. Türkiye'de özgür tartışmadan korkmamak lazım. Kapalı kapılar ardında olup bitenlerden korkmalıyız. Siyaset üretenler, siyasiler veya Türkiye'deki düşünce insanları her şeyi konuşabilmeli, yanlış da konuşabilmeli. Yanlış ve doğrunun hakemi millettir, milletin izin vermediği hiçbir şey olmaz bu memlekette. Veya milletin temsilcisi olan Meclis'in onay vermediği hiçbir yasa gerçekleşmez, kimse kendi kendine de bunu yapamaz.

BİR SİYASİ PARTİ BİR ŞEY ORTAYA ATABİLİR
Türkiye'de yürüyen bir tartışma var, yerinden yönetimin güçlendirilmesiyle ilgili. Gerek Avrupa Birliği yerel yönetimler özerklik şartının veya hükümetin çeşitli defalar hazırladığı yerel yönetim reform tasarıları var. Bugün kalkınma ajansları, genel sekreterlikler vb. konularda birçok düzenleme yapıldı zaten. Bir siyasi parti de Türkiye'nin mevcut idari yapısıyla ilgili bir şey ortaya atabilir.

TOPLANTIYA BEN DE KATILDIM VE İTİRAZ DA ETTİM
DTK'nın toplantısına ben de katıldım, davet etmişlerdi ve gittik. Dinledik ve orada bizlerin de itiraz ettiği birçok konu vardı. Başka itiraz edenler de vardı. Bunlar demokrasinin gereği zaten, bunları tartışamazsak doğruyu yanlışı nasıl buluruz. Birbirimizi nasıl ikna ederiz? Toplumun her kesimi birbiriyle konuşabilmeli, birbirini ikna edebilmeli. Herkes bulunduğu konumdan bir adım geri gidip, daha müreffeh bir Türkiye'yi nasıl varedebiliriz diye tartışabilmeli. Bizim de birçok itiraz ettiğimiz şey vardı ancak bu tartışmalar yapılmalı.

MECLİS'TEN İZİNSİZ BİR ŞEY KURULAMAZ
Devlet otoritesini yok sayan bir anlayışın yaşaması da mümkün değil, burada eğer Türkiye'nin genel yapısının değiştirilmesiyle ilgili bir model tartışılacaksa bunun Meclis'te ve tüm Türkiye kamuoyu tarafından kabul edilmesi gerekir. Meclis'in kabul etmediği bir otoriteyi siz kendi başınıza bir bölgede kuramazsınız, zaten kurarsanız da adı bölünme olur. Böyle bir şey yok. Bu tür şeyleri tartışmaktan da çekinmemiz lazım. Önümüze olgunlaşmış bir şey gelmedi tabi ki çalıştayda, herkes kendince bir tartışma yürüttü. Kimi üslubuna, kimi diline, kimi taleplere itiraz etti. Basına kapalı bir toplantıda dile getirilen itirazları benim söylemem doğru olmaz ancak birçok noktaya itiraz edildi, farklı kişiler tarafından. Herkes çok özgür bir şekilde fikrini beyan etti.

BİR KÖY BİLE ERBİL'E BAĞLANAMAZ
Türkiye'nin Erbil'e bağlanması gibi bir niyet yok, bir köyü bile Erbil'e bağlanamaz. Türkiye büyük ve çağdaş bir devlettir. Tüm çevresi Türkiye'ye bağlanmak ister. Güneydoğu'da veya başka bir yerde bir grup bir sıkıntı hissedebilir. Bu tartışmaların önünü açmak lazım."