Ahmet Ümit, Selçuk Üniversitesi Mevlana Araştırma ve Uygulama Merkezi (SÜMAM) tarafından 736. Vuslat Yıl dönümü etkinlikleri kapsamında, Süleyman Demirel Kültür Merkezi'nde düzenlenen programa katıldı.

''Bab-ı Esrar'' isimli kitabını yazmadan önce Almanya'da düzenlenen üç günlük bir sempozyuma katıldığını ifade eden Ahmet Ümit, kitabı yazma hikayesini şöyle anlattı:

BATILILARIN HAKKIMZDA HİÇBİR FİKİRLERİ YOK
''Yurt dışında Batılıların bize karşı küçümseyen bir bakış açısı vardır. Bizim de onlara karşı bir ön yargımız var. Ben Alman edebiyatının bütün büyük yazarlarını biliyorum ve bilmem gerekir. Çünkü, kültür evrenseldir. Kültür çok büyük bir okyanustur. Batılıların bizim hakkımızda hiçbir fikirleri yok. Mevlana'yı anlatmaya başladım. Ama baktım Mevlana'yı bilmiyorum. Turistik laflarla durumu kurtarmaya çalıştım. Döndükten sonra bunu mutlaka öğrenmem gerektiğini düşündüm. Konya'ya geldim, okudum, öğrenmeye başladım. (Bu konu tam da benim yazmam gereken bir konu) diye düşündüm. Çünkü çok büyük bir sırrı barındırıyor. Aslında en önemlisi edebiyatın konusu olan sırrı barındırıyor. Edebiyatın sırrı insan ruhunu anlatmaktır.''

Şems-i Tebrizi'nin ölümüyle ilgili farklı teoriler olduğunu belirten Ümit, kendisine yakın bir teoriyi seçip kitabına aktırdığını dile getirdi.

Marx VE MEVLANA
Kitapta kendi doğrularını anlatmadığını ifade eden Ahmet Ümit, ''Benim doğrum yok. Mevlana ile Marx arasında çok büyük fark olduğunu düşünmüyorum. Biri mistik düşüncenin doruğudur, zirvesidir. Biri de dünyayı bambaşka bir şekilde algılamış ve anlatmıştır. Büyük kültürü parçalara ayıramayız. O ancak bizim kafamızdaki ayrımdır. Eğer bu insanlar olmasaydı bugün o büyük insanlığı oluşturamazdık'' dedi.