Kültür ve Turizm Bakanı Mahir Ünal, Anadolu Ajansı Editör Masası'na konuk oldu.

Mahir Ünal’ın açıklamalarından öne çıkanlar şöyle;

"PKK terör örgütü 2012'de, bugün yaptığı şeyi o gün yapmak istedi. 2012'de kendi ifadeleriyle bir devrimci halk savaşı başlatmak ve halkı bu terör sürecinin bir parçası haline getirmek istediler. O dönem Şemdinli, Beytüşşebap, Yüksekova'da Suriye'deki iç savaşın da Türkiye'ye bir şekilde yansıtılmasını hedefleyerek, oradaki enfeksiyonun bir şekilde bulaşmasını sağlayarak sonuç almak istediler. 2012'den sonra bu süreçte başarılı olamadıklarını görünce bizim, devletin bütün mekanizmaları ve argümanlarını kullanarak, silahların susması ve sonsuza kadar terk edilmesi üzerine kurduğumuz Çözüm Süreci başladı.

Tabii özellikle bölgede ortaya çıkan durum, yani İran'ın, Rusya'nın pozisyonu, Irak ve Suriye'deki yeni durum örgütü 'öz yönetimcilik' oynamaya adeta sevk etti. Hatırlayın 20 Temmuz'dan sonra örgüt bizim bu süreçte bugün geldiğimiz noktanın maalesef başlangıcını tetikledi.

(Çözüm Süreci) Biz iki şeyi gördük. Bir istismar, iki sabotaj. Yani bu süreç hem HDP tarafından istismar edildi hem terör örgütü tarafından sabote edildi.

Bölgedeki bütün sivil toplum örgütleri, kanaat önderleri, diğer siyasi unsurlar tabii ki bu sorunun paydaşlarıdır ve bu sorunun bundan sonraki süreçte siyasi anlamda çözülmesi de bu paydaşların bu sürece katılmasıyla gerçekleşecektir.

Şimdi Selahattin Demirtaş Rusya'ya gidiyor. Selahattin Demirtaş, Rusya'da herhangi bir sokakta bir hendek kazmayı denesin bakalım. Acaba Selahattin Demirtaş'a ne yapacaklar? Dünyada gelişmiş ülkelerin herhangi birisinde, herhangi bir sokakta vatandaşın güvenliğini, çocukların güvenliğini tehlikeye atacak herhangi bir eylemde bulunduğunuz takdirde kaçınılmaz olarak güvenlik güçleri harekete geçer.

Şimdi bunu başka bir konseptte tanımlamak, başka bir konsept içinde sunmak ki biz Kültür Bakanlığı olarak şu konuda son derece hassasız, mesela özellikle Diyarbakır'da, Sur'da tarihi Fatih Paşa Camii, diğer ifadeyle Kurşunlu Camii, işte Tahir Elçi'nin de hayatını kaybettiği ve dünyada tek örneği olan Dört Ayaklı Minare'nin zarar görmesi, bu kültürel mirasın zarar görmesi de bizim bir şekilde içimizi acıtıyor.

Diyarbakır'a, Kurşunlu Camiye, Dört Ayaklı Minare'ye gitmek istiyorum. Gideceğim de. Birileri orada mayınlar döşerken, birileri de orada ateş ederken bunun şu anda olması mümkün gözükmüyor. Biz tabii ki tarihi eserlerimizi koruyacağız. Dünyanın dört bir yanında tarihi eserlerimizi restore ediyoruz. Yeniden ayağa kaldırıyoruz ama orada vatandaşımız hayatını kaybediyor.

70 yaşında bir amcayı, evinin sığınak yapılmasına izin vermediği için katleden teröristler, yine bir kadını, aynı şekilde sivil vatandaşı katleden teröristler. Bunlara karşı herhangi bir şey söylenmiyor. Onların yerine, kaybolan canların yerine ne koyabiliriz.

Devletin hükümranlık hakkı vardır. Devlet bu hakkını kullanır. Bunu vatandaşın mağdur olmaması onun güvenliğini sağlamak için kullanır. Tabii ki sizin orada hendek kazmanıza, içini bombalarla doldurmanıza ve kamu güvenliğini tehdit edecek şekilde süreci terörize etmenize müsaade etmez.

Bu hendekler kalkana kadar, orada yaşayan vatandaşlarımızın güvenliği sağlanana kadar, kamu düzeni inşa edilene kadar, devlet tabii ki üzerine düşen sorumluluğu gerektiği gibi yerine getirecektir.

Bundan sonra öncelikle Türkiye'nin her kilometrekaresinde huzur olacak, güven olacak, vatandaşlarımız mağdur, tehdit edilmeyecek. Vatandaşlarımızdan 'vergi' adı altında haraç toplanmayacak. Vatandaşlarımız sözde mahkemelere birileri tarafından çağrılmayacak. Siyaset silahın vesayeti altında olmayacak.

Şimdi sizin elinizde vatandaşın oyuyla seçilmiş belediyeler var mı? Var. Milletvekilleri var mı? Var. Parlamentoda temsil ediliyor musunuz? Ediliyorsunuz. Peki bu sorunlara son derece hassas bir hükümet var mı? Var. Şimdi tüm bunlar varken, vatandaş şu soruyu soruyor? 'Neden şiddet, neden silah, neden hendek, neden mayın? Neden ben evimden çıkıp rahat bir şekilde iş yerime gidemiyorum? Çocuğum neden rahat bir şekilde okula gidemiyor, okullar neden yakılıyor, ambulanslar neden vuruluyor, hastaneler neden yakılıyor?' Her şey vatandaşın gözü önünde cereyan ediyor. Şu anda terör örgütü vatandaşın ve halkın desteğini kaybetmiş olmanın paniğini yaşıyor.

Selahattin Demirtaş'ın bir iradesi var mı? Selahattin Demirtaş'ın bir iradesi yok. KCK komiserlerinin adaylık sürecini belirlediği bir siyaset var. Bunu bölge insanımız da biliyor. Ama bölge insanımız da her şeye rağmen siyaset kurumu üzerinden Türkiye'ye tutunmaya çalışıyor, şiddete, teröre karşı da açık bir şekilde tavır sergiliyor.

Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı beni aradı. Aramızda öyle ifade edildiği gibi değil, son derece kibar bir şekilde bu durumdan duyduğu sıkıntıyı kendisi de dile getirdi. Bu durumdan belediye başkanı olarak muzdarip olduğunu ifade etti. Ben de kendisine 'Bu konuda inisiyatif kullanın.

O hendekleri açanlara, Diyarbakır'ı terörize edenlere, Diyarbakır'ı ve ülkeyi bir şiddet sarmalına sokmak isteyenlere karşı bir inisiyatif kullanın. Biz tabii ki oradaki vatandaşlarımızın güvenliğini sağlamak için gerekli tedbirleri alacağız' dedim.

(Yapısal tedbirler paketi) Önümüzdeki günlerde Sayın Başbakanımızla bir araya gelip, Ocak ayı içerisinde pakete son şeklini vereceğiz."