Uykusuz Anneler Kulübü

Sabah dört suları hava alacakaranlık. Emzirme koltuğunda oturuyorum, Lado kucağımda. Ağlamıyor, ağlayan annesine bakıyor.

Uykusuz Anneler Kulübü

Lado bu rol değişimi karşısında şaşkın. Annesi içli içli ağlayıp, sürekli ''çok uykum var, çok uykum var'' diyor. Kime dediği belli değil, kendisi de bilmiyor... Belki Lado'ya durumu anlatıyor.

Lado şimdi uyusa, altıda yine kalkacak. Bugün henüz bitmemişken, iki saat sonra yeni bir gün başlayacak. Günlerin sona erdiği, soluklandığı zamanlar, artık geride kalmış.

Uykusuz Anneler Kulübü'nde, günler hiç bitmiyor hep birbirine bağlanıyor.

Lado'nun doktoruna: ''Üç aydan sonra uykularının uzaması gerekmiyor muydu giderek kısalıyor'' diyorum.''Önce kısalır, sonra uzar'' diyerek geçiştiriyor.

Lado, 35 dakikada bir uyanıyor, ne daha uzun ne daha kısa. Uyumaya devam etmesini istiyorsanız, başında beklemeniz ve 35'nci dakika itibariyle; tekrar pış pışlamanız, sallamanız, memeye koymanız vesaire gerekiyor. Desteklenmeden uykuya geri dalamıyor, doğduğundan beri böyle.

Sütüm az, Lado tosun gibi. Ona süt yetiştirmek anormal bir gayret ve çift taraflı hastane tipi bir pompa gerektiriyor. Kafam sürekli dumanlı. Düşünemiyorum, konuşmaları takip edemiyorum. Tanımadığım alakasız insanlara, telefonda deli deli; çok uykum var diye anlatmaya başlıyorum. 

Uyusun da büyüsün diye başlayan uyutma girişimleri,'' uyusana beeeee'' diye bitmeye başlıyor. Lado'ya kızgınlığımı, korkunç bir suçluluk ve yılgınlık duygusu  takip ediyor. Üstelik o uyuduktan sonra da kafamı koyup hemen uyuyamıyorum. Artık uykusuzluktan uyunamayan o noktadayım.

Durumumu görenler yardım etmek istiyor. Babayı, babaanneyi 35 dakikada bir uyandığına başında beklemeleri gerektiğine ikna edemiyorum. ''Çok derin uyuyor, uyanmaz'' değip, Lado'yu uyuduğu yerde bırakıyorlar. Çok derin uyuyan Lado, 35 dakika sonra uyanıyor, geri uyumuyor. Kucağımda uykusunu alamamış, huysuz bir çocukla kala kalıyorum.

Gece teyze bakmaya kalkıyor, duymayayım diye gidip salonda yatıyorum ama ne çare! Sanki uykuyu alan doğa, kulaklarıma insan üstü işitme duyusu vererek arayı kapatıyor. Lado, daha ıggg bık ederken; teyze uyanıncaya kadar on kere uyanıyorum.

ZEYNEP'İN HİSAR'DAKİ MANDIRASI
İnsanlıktan çıktığım bir gece, pompamı koltuğumun altına alıp, Lado'yu teyze ve babaya bırakıp evi terk ediyorum! Kendimi, en yakın arkadaşlarımdan birinin, Zeynep'in, evine atıyorum, On beş dakika sonra, bambaşka bir hayatın yaşandığı bir evdeyim. Çocuksuz, kocasız, sessiz... Buzdolabında sadece soğuk biraların tembel tembel oturduğu, öğlene kadar uyunan bir ev. Gece burada kalmaya niyetliyim, ama yapabileceğimden emin değilim. Şimdiye kadar bir kere Lado'yu bırakıp evden çıkmışım, onda da bir iki saat sonra kalbim ağzımda geri dönmüşüm.

Gece, benim açımdan çok verimli, Zeynep açısından çok travmatik geçiyor. Zeynep'in tatlı sohbetiyle gevşerken, gözünün önünde 350 ml süt sağıyorum. Zeynep, meme uçları pompada gelip giderken uzakta bir yerlere bakmaya çalışıyor.

Sonunda, iki parmağıyla süt dolu biberonu mümkün olduğunca kendinden uzakta tutarak buzdolabına giderken; ''asla çocuk yapmayacağım'' dediği duyuluyor.

Biberonu, bira şişelerinin arasına yerleştiriyor.

Acaba eve dellenir döner miyim derken, işler korktuğum gibi olmuyor. Gece sadece bir kez uyanıyorum, o da memelerim süt dolduğu için, çabucak sağıp tekrar yatıyorum. Üç aydır ilk defa, bir gün başlamadan diğeri sona eriyor.

Sabah eve dönerken Hisar-Ortaköy arasında hiç unutmayacağım bir taksi seyahati... Dükkânlar kepenklerini açıyor, güneş tenimi ısıtıyor, taksinin camından giren rüzgar, serin serin yüzümü okşuyor. Boğaz mis gibi kokuyor. İnsanlar yeni bir güne uyanıyor. Her şey, her yer pırıl pırıl, tap taze. Hiçbir şeyden gözümü alamıyorum, her şeyin kokusunu içime çekmek istiyorum. Hayat ne güzel...

O günden sonra Zeynep'in Hisar'daki şahane evi, benim için Lado'yu deliksiz uyunan bir hayatla aldattığım garsoniyerim oluyor. Aklımı kaçırmaya yaklaştığım an, kolumun altına pompamı takıp kapağı Zeynep'e atıyorum. Zeynep'in daha önce mor çatı olan evinin adı, mandıra dönüyor.

UYKU EĞİTİMİ VE TRACY HOGG TEYZE
Tevekkül stratejisi bana uymuyor. Etraftan; ''geç uyut, gece uyanmasın'', ''gündüz az uyut, gece uyusun'', ''uyandıysa, uykusunu almıştır'','' gazı vardır'', ''acıkıyordur'' dışında pek bir bilgelik gelmiyor. Gücümü azıcık toplayınca, uyku eğitimi diye bir şeyi keşfetmem uzun sürmüyor.

Öncelikle 35 dakikada bir uyanmanın ve üçüncü aydan sonra daha kısa uyumasının sırrını çözüyorum. Bebekler üçüncü ayadan sonra uyku döngülerinde değişim oluyor. 45 dakikalık uyku döngüsüne geçiyorlar, ama adapte olamıyorlar.

İnsanların uykusu döngülerden oluşuyor. Bu döngüler; derin uyku ve REM denilen kısımlardan oluşuyor. Uykunun REM kısmı çok hafif bir uyku ve aslında o kısımda hepimiz hafifçe uyanıp tekrar geri dalıyoruz.

Bebeklerde ise durum farklı. Döngü 45 dakika, yani yetişkinlerden çok daha kısa. Döngülerin REM kısmı ise yetişkinlerden çok daha uzun. Yani uykularının çok büyük kısmı, çok hafif bir uykuda geçiyor. Hayatta kalmaları için bu çok önemli. Çünkü o hafif uykuda ihtiyaçlarını hissedip, ağlayarak bizimle iletişim kurmaları gerekiyor.

Sorun, ortada bir ihtiyaç olmadığı halde sadece döngülerin REM kısmını atlatamadıkları, tekrar uykuya dalmayı beceremedikleri için uyanmalarıyla başlıyor.

Bunları öğrendikten sonra Lado'yu uyurken seyrettiğimde artık ne zaman REM'e girdiğini açıkça görebiliyorum, tam 35'nci dakikada uykunun o kısmını hiçbir zaman atlatamıyor. Lado'ya kendi kendine uykuya dalmayı öğretmek gerekiyor. Ama nasıl?

Uyku eğitimi ekol ekol. Çok fazla irdeleyecek zaman yok, durum acil. Lado'yu yatağına bırakıp kapıyı çekip çıkmak, cry out (ağlatma), metodu en pratik en hızlı sonuç veren çözüm gibi gözüküyor. Birçok arkadaşım bir haftada sonuç aldığını söylüyor. Lado daha çok küçük benim içime sinmiyor. Dört ay önce bebeğiyle aynı yatağı paylaşmak isteyen, slingin içinde onu hep göğsünde taşımayı hayal eden Acemi Anne, zaten geldiği noktayla barışık değil, bir de cry out'a içi el vermiyor.

Sonunda Tracy Hogg adlı İngiliz bebek hemşiresinin kitabı ele geçiyor. Bir hafta boyunca Tracy Teyze'nin, evde kendisi artık böyle anılıyor, dedikleri yapılıyor. Bir haftanın sonunda bir mucize gerçekleşiyor ve 35 dakikada bir uyanan Lado artık kesintisiz 12 saat uyuyor!

Lado'yu ağlatmıyoruz ama yatakta mızırdanmasına izin veriyoruz. Bu ekole daha sonra Acemi anne ''mızırdan out'' adını takılıyor.

Acemi anne, pro aktif anneliğiyle gurur duyuyor. Sorunu dahice çözdüğüne inanıyor. Ta ki bir gün işe başlayıncaya kadar. İki aydır hemen hemen deliksiz uyuyan Lado, başlıyor uyanmaya. Tabi ki diş geliyor. Acemi anne sabah dört buçukta işe gidiyor. Ortalama dört saat uyunan günlere geri dönülüyor.

Lado şu anda on sekiz aylık, bu yazıyı yazarken uykusuzluktan başım ağrıyor. Bayram tatili için anneanneye gitmişiz. Lado tabi ki yerini yadırgamış, gece kalkmaya başlamış. Gece üçte: ''Aneeeee yel!'' diye bana seslenmiş, yanına gidince de yattığı odadaki koltuğu gösterip, ''otur'' demiş. Gecenin yarısı olduğunu herkesin uyuduğunu anlatıp odadan çıkmışım. Ne çare, bir saat boyunca, ''aneeee yel, lado yat!!!'' 

İki hafta tatil yapmışız. Lado,  zamanlı zamansız öten tüm horozlara, kapımıza dayanan tüm kedilere, otlamaya giden tüm ineklere uyanmış. Onlarla birlikte ötmüş, miyavlamış, mööölemiş. Üçümüzün tatilde çekilmiş bir fotoğrafımız var. Muhteşem bir dağın tepesindeyiz, kocamla kendimizi o dağdan aşağı atacak gibi bir halimiz var. Fotoğrafı çeken belli ki gülümse demiş. Elimizden geleni yapmışız gülümsemek için, ama yüz kaslarımız acınası bir girişimden öteye geçememiş.

Kimi zaman birileri, geceleri uyanıyor mu diye soruyor. Derin bir nefes alıp ne diyeceğime karar vermeye çalışıyorum. Sonra şöyle diyorum: diş çıkarmıyorsa, nezle değilse, grip değilse, seyahat etmiyorsak, kötü rüya görmediyse,  yukarıda saydıklarım yaşanırken gece süt içmek gibi dönemsel kötü bir alışkanlık edinmediyse uyuyor. Tüm bunları çıkardığında geriye ayda acaba kaç gün kalıyor?

Arkadaşlarım uykusuz halimi görünce, ''Tracy Teyze noldu?'' diyerek dalga geçiyor. Uyumanın çocuklara öğretilebileceği, insanlara ters geliyor. Halbuki biz Tracy Teyze'ye teşekkür borçluyuz. Lado eğer yukarıda saydıklarımdan biri olmadıysa, bize 11 saatlik delisiz uykular, gerçek tatiller, hediye ediyor. Bir hafta sonra tabi ki yukarıdakilerden bir oluyor ve kaçan uykunun geri gelmesi bazen haftalar alıyor.

Lado her yoldan saptığında, her geçiş döneminde (iki uykudan tek uykuya), biraz daha büyüdüğünde hep yeni bir şeyler yapmak gerekiyor. En çok da uyku aralarında ne kadar uyanık kaldığı, uyku süresini ve kalitesini belirliyor. Bulmaca çözer gibi, puzzle'da eksik parçayı arar gibi, ne olduğunu anlamaya ve uyku düzenini yönetmeye çalışıyoruz. Her sorun genelde Lado'nun günlük rutiniyle ilgili bir aksaklıktan ya da kendi kendine uykuya dalmasını engelleyen bir alışkanlıktan kaynaklanıyor. Çözüm bulunca geçiyor.

Bazı çocukların, tıpkı bazı insanlar gibi uykuyla araları çok daha iyi. Kimisi de Lado gibi. Her an uyku düzeni bozulabiliyor.  Çocuk büyütürken, hele ki uyuturken kontrol edemediğimiz şeylerin listesi çok uzun.  İşte onlar ne yaparsam yapayım beni zaman zaman uykusuz bırakmaya devam ediyor. Gece deliksiz de uyusa, sabahın köründe uykumun en tatlı yerinde ''an neeeeeeeee süüüüüüüüüt'' diye bir çığlıkla uyanacağımı biliyorum ne de olsa Uykusuz Anneler Kulübü üyesiyim.

Uykusuz Anneler Kulübü üyelerini siz de nerede görseniz tanırsınız. Parkta çocuğunu salıncakta sallayan gözlerinin altı çökmüş o anne; toplantının ortasında öğle vakti esneyen çalışma arkadaşınız; sinemaya pijamadan bozma bir kıyafetle gelmiş, saçı başı bir yerde o tuhaf kadın; dışarıda yemek yerken 10'da huzursuz huzursuz saatine bakmaya başlayan dostunuz...

Her yerdeler... Sekiz saat deliksiz uyacakları, sabah 7.30'da kalkmanın geç saatlere kadar uyumak anlamına gelmediği günleri bekliyorlar.

Uykunun gücü karşısında saygıyla eğiliyorum.

Facebook: Uykusuz Anneler Kulübü Sayfası
Twitter: #uykusuzannelerkulubu

  • Etiketler :

Sayfa Yükleniyor...