Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve eşi Hayrünnisa Gül, Almanya Cumhurbaşkanı Christian Wulff ve eşi Bettina Wulff onuruna Dolmabahçe Sarayı'nda yemek verdi.

Gül, yemekte yaptığı konuşmada, dost ve müttefik iki ülke arasındaki diplomatik ilişkilerin, ilk Osmanlı elçisi Ahmet Resmi Efendi'nin 1763 yılında Berlin'e gönderilmesiyle başladığını söyledi.

Birinci Dünya Savaşı'nda ve soğuk savaş döneminde kader birliği yapan iki ülkenin, bugün medeni dünyanın önde gelen üyeleri olarak, uluslararası barış, güvenlik ve refaha önemli katkılar sağladığını ifade eden Cumhurbaşkanı Gül, 10 yıl aradan sonra cumhurbaşkanı seviyesinde Almanya'dan Türkiye'ye yapılan bu resmi ziyaretin, böylesine köklü bir tarihi geçmişe sahip olan işbirliğinin, yeni ufuklara yelken açılması bakımından önemli fırsatlar sunduğunu dile getirdi.

Cumhurbaşkanı Gül, sözlerini şöyle sürdürdü: ''Bu vesileyle yalnızca ülkelerimizi ilgilendiren çeşitli konular hakkında görüş alışverişinde bulunmakla kalmıyoruz, aynı zamanda Türk-Alman dostluğunun müşahhas nişanesini teşkil eden önemli projelerin de temellerini atıyoruz. Bundan büyük bir memnuniyet duyuyorum. Köklü tarihi geçmişe dayanan ilişkilerimizin bugün itici gücünü, ülkelerimiz ve halklarımız arasındaki güçlü bağlar teşkil etmektedir.

Bu çerçevede Almanya'da yaşayan ve yaklaşık 700 bini Alman vatandaşı olan 3 milyona yakın Türk, ülkelerimizi birbirine sımsıkı kenetlemektedir. Siyasetten spora, sanattan iş dünyasına kadar uzanan geniş bir yelpazede dünya çapında başarılara imza atan Almanya'daki Türkler, ülkelerimiz arasında sağlam bir bağ oluşturmaktadır. Bu etkileşimin diğer ayağında ise her yıl Türkiye'yi ziyaret eden 4.5 milyon Alman vatandaşı ile Antalya gibi sahil kentlerimize yerleşen on binlerce Alman hemşehrilerimiz yer almaktadır. Söz konusu münasebetler, halklarımızın birbirlerini daha iyi tanımalarını sağlamakta, karşılıklı şüphe ve ön yargıların bertaraf edilmesine yardımcı olmakta, Türkiye ile Almanya arasındaki dostluk ilişkilerini daha da güçlendirmektedir.''

Cumhurbaşkanı Gül, konuk Cumhurbaşkanı Wulff'a hitaben, ''Almanya'nın birleşmesinin 20. yıl dönümü vesilesiyle 3 Ekimde Bremen'de yaptığınız konuşmada dile getirdiğiniz hususlardan bu anlamda büyük memnuniyet duydum. Zira, Türk misafir işçilerin davet üzerine Almanya'ya gidişlerinin gelecek sene 50. yıl dönümünü idrak edeceğiz. Bu vatandaşlarımızın Almanya'nın ekonomik mucizesine katkıda bulunarak resme dahil olmalarıyla, ilişkilerimizin insani boyutu da güç kazanmıştır'' diye konuştu.

Türklerin çoğunluğunu oluşturduğu göçmenlerin bugün artık Alman toplumunun vazgeçilmez unsurları olduğunu belirten Cumhurbaşkanı Gül, ''Bu insanların mensubu olduğu İslam dini de diğer tüm semavi dinler gibi Almanya'nın ayrılmaz bir parçasıdır. Görüşleriniz, Türkiye olarak uzun süredir savunduğumuz 'karşılıklı hoşgörü ve uyum' anlayışıyla örtüşmektedir. Sizin de ifade ettiğiniz gibi, bizi 'ayıran değil birleştiren', 'farklılaştıran değil zenginleştiren' ve 'geçmişe değil geleceğe bakan' değerleri ön plana çıkarmalıyız'' dedi.

Demokrasi, çoğulculuk, hukukun üstünlüğü, insan hak ve özgürlükleri, eşitlik, adalet ve farklılıklara saygı gibi evrensel değerleri paylaşan Türkiye ile Almanya'nın, aynı idealler doğrultusunda müşterek çaba göstermeye devam eden iki müttefik olduğunu ifade eden Gül, ''Bu bağlamda, 1933-45 yıllarında Nazi rejiminin baskısından kaçarak Türkiye'ye sığınan ve genç Türkiye Cumhuriyeti'nin temellerinin atılmasında emeği geçen Alman sanatçıları ve bilim insanlarını da minnetle anıyorum. Onlar da Türkiye Cumhuriyeti'ne değerli katkılarda bulunmuşlardır'' şeklinde konuştu.

TÜRK-ALMAN ÜNİVERSİTESİ
Gül, yarın, ünlü Alman Generali Helmuth von Moltke'nin ''kelimelerle anlatılması güç bir büyük şehir'' olarak nitelediği, Avrupa'yı Asya'dan ayıran değil, birbirine bağlayan bir kent olarak gördüğü İstanbul'un diğer yakasında, Türk-Alman Üniversitesinin temelini birlikte atacaklarını söyledi.

Her iki ülkenin de göz bebeği olacağına inandığı bu güzide eğitim kurumunun faaliyete geçmesiyle, Türkiye ve Almanya arasındaki ilişkilere yeni ve çok değerli bir boyut katmış olacaklarını dile getiren Gül, bunun haklı gururunu taşıdıklarını kaydetti.

Cumhurbaşkanı Gül, bu müstesna kurumun yalnızca Türk-Alman dostluğunu pekiştirmekle kalmayacağına, iki ülke arasında bilimsel ve teknolojik işbirliğinin geliştirilmesi bakımından da önemli bir ''mükemmeliyet merkezi'' işlevi göreceğine inandığını ifade etti.

TÜRKİYE'NİN AB ÜYELİĞİ
Gül, ziyaretleri sırasında konuk Cumhurbaşkanı ile eşinin Türkiye'nin değişik şehirlerini görme ve daha yakından tanıma imkanı bulduğunu, bu sayede Türkiye'nin son dönemde yakaladığı dinamizmi yerinde müşahede ettiklerini söyledi.

''Şüphesiz, bu dinamik sürecin yakın bir gelecekte Türkiye'yi nerelere taşıyacağını düşünme fırsatını da buldunuz. Türkiye olarak, yakaladığımız bu ivme ve canlılığı, ait olduğumuz geniş Avrasya coğrafyasında barış, huzur, istikrar ve refahın artırılması için kullanmak temel önceliğimizdir'' diyen Cumhurbaşkanı Gül, şöyle devam etti:

''Öte yandan, Türkiye'nin AB'ye tam üyelik vizyonu da köklü tarihi geçmişe dayanan stratejik bir tercihtir. Bu, sadece şimdiki neslin tercihi değil, milletimizin yüzyıllara dayanan yöneliminin bir tezahürüdür. Önümüze ne kadar yapay engel çıkartılırsa çıkartılsın, vazgeçmemiz söz konusu değildir.

AB'ye üyelik sürecini başarıyla tamamlamaya kararlıyız. Bu bakımdan, Almanya'dan en fazla dayanışma ve işbirliği beklediğimiz alanların başında AB üyelik sürecimiz gelmektedir. 'Kendini yok eden' değil, bilakis, küresel düzeyde uluslararası yükümlülüklerinin bilincinde bir aktör olarak 'kendini yeniden tanımlayan' Almanya, bu stratejik tercihin getireceği katma değeri en iyi takdir edecek devletlerden biridir.

Avrupa'daki bazı dostlarımızın, ülkemizin üyeliğinin AB'nin kendi içindeki uyum ve insicamını zayıflatacağı endişesini taşımaları tamamen yersizdir. Türkiye, iç dayanışması, işbirliği ve entegrasyonu en üst seviyeye ulaşmış bir AB'ye üye olmayı hedeflemektedir. Küresel ölçekte gelişmelere yön verebilecek bir AB'ye üye olmayı arzulamaktadır. Türkiye'nin üyesi olacağı AB daha zayıf değil, daha güçlü bir siyasi ve iktisadi birlik olacaktır. Zira, uluslararası güç dengelerinin Doğu'ya ve Asya'ya doğru kaydığı bir konjonktürde, Türkiye'nin AB'ye üyeliği esasen stratejik bir zaruret teşkil etmektedir.

Avrupa'daki barış ve istikrarın, çoğulcu, demokratik ve müreffeh toplum modelinin dünyaya örnek teşkil etmesi açısından da Türkiye'nin üyeliği ayrı bir öneme sahiptir. Netice olarak Türkiye'nin AB'ye üyeliği her bakımından tarihi bir fırsat oluşturacaktır. AB üyelik sürecimizin, Zat-ı Devletleri'nin 3 Ekim 2010 tarihinde verdiği bir mülakatta da ifade ettiği gibi, adil bir şekilde ele alınması gerekir. Bu, her şeyden evvel 'ahde vefa'nın bir gereğidir.''

Abdullah Gül, Türkiye'nin en büyük ticaret ortağı olan Almanya ile ilişkilerinin her alanda geliştiğini, iki ülkenin güncel uluslararası meselelere yaklaşımlarının da büyük ölçüde örtüştüğünü söyledi.

Tüm bu alanları kapsayan stratejik işbirliğinin, örnek bir nitelik taşıdığını vurgulayan Gül, ''Bu bağlamda, Balkanlar'dan Afganistan'a kadar uzanan geniş bir coğrafyada uluslararası barış, huzur, istikrar ve refaha katkıda bulunmak için yürüttüğümüz ortak çalışmaları iftiharla vurgulamak isterim'' dedi.

Cumhurbaşkanı Gül, Türkiye ile Almanya arasındaki ilişkileri asıl güçlü kılanın, geleceğe dönük işbirliği iradesi ve kararlılıkla paylaşılan çağdaş değerler olduğunu kaydetti.

İKİNCİ MAHMUT’TAN ALINTI
Almanya Cumhurbaşkanı Wulff, yemekte yaptığı konuşmada, şunları söyledi: ''Türkiye'de beni en çok etkileyen husus ülkenizin, geleceğini şekillendirirken gösterdiği olumlu dinamizmdir. Türkiye, Almanya için kendine güvenen önemli bir partnerdir. Ancak elbette karşılıklı anlayışı geliştirmek için daha yapabileceğimiz ve yapmamız gereken çok şey var. Ernst Reuter Girişimi kapsamındaki projelerde birlikte amaçladığımız şekilde köprüler oluşturmak ve diyaloğu teşvik etmek benim şahsi arzum ve ortak görevimizdir.

Avrupa'nın Türkiye'ye ihtiyacı olduğu gibi Türkiye'nin de Avrupa'ya ihtiyacı vardır. Ben inanıyorum ki ekonomik açıdan etkileyici bir hızla gelişen, aktif bir şekilde komşularına yaklaşan ve bölgesel politikalarda girişimlerde bulunan bir Türkiye, Avrupa için, bölgedeki istikrar için bir kazanımdır. Birbirimizi birçok alanda tamamlayabilir ve Ortadoğu, Kafkaslar ve Balkanlar'daki sorunların çözümü için el birliğiyle çalışabiliriz.''

Hızla değişen dünyada artık hiçbir devletin geleceğin acil sorunlarını tek başına çözemeyeceğini ifade eden Wulff, ''Türkiye, dünyadaki artan ağırlığıyla iklim politikalarında, terörle mücadele veya mali piyasaların düzenlenmesinde olsun, birçok alanda bizim için son derece önemli bir partnerdir. Bu nedenle Alman-Türk partnerliği ve dostluğunun gittikçe daha fazla derinleşmesi için tüm gücümle çaba sarf edeceğim'' dedi.

''Tüm AB üye devletleri arasında Türkiye ile en yakın ve en yoğun ilişkilere sahip ülkenin Almanya olduğunu söylersek abartmış olmayacağımızdan eminim. Bunu zor konularda da olmak üzere açık ve dostane bir diyalog sürdürerek dikkate almalıyız'' diyen Wulff, şunları kaydetti:

''Ziyaretimin bana bu fırsatı vermesinden mutluyum ve son günlere geri baktığımda memnuniyet duymaktayım. Güzel ülkenizde geçirdiğim bu sürede, işbirliği içinde olursak daha ne kadar çok şeyi başarabileceğimizi belirgin bir şekilde görmüş bulunuyorum.

Ancak bu akşam büyük konukseverliğiniz için özellikle teşekkürlerimi sunmak istiyorum. Bunun için Osmanlı Padişahı 2. Mahmut'un 1837 yılında askeri danışmanı Helmuth von Moltke'yi huzuruna kabul ettiği sırada ona söylediği sözleri aktarmak istiyorum; 'Siz Rumlar, Ermeniler, Museviler hepiniz Tanrı'nın hizmetkarlarısınız ve Müslümanlar gibi benim kullarımsınız. İnançlarınız farklı ancak benim kanunum ve hükümranlık iradem hepinizi korumaktadır'. Çoğulculuk ve hoşgörüye inancın ifadesi olan bu sözlerin, günümüzün Cumhuriyetine aktarılarak halklarımıza yön göstermesini dilerim.''

MÖNÜDE NELER VARDI?
Yemeğe, Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış, İstanbul Valisi Hüseyin Avni Mutlu, Bursa Valisi Şahabettin Harput ile iş dünyasından davetliler katıldı.

Yemekte davetlilere mini enginar dolması, su böreği ile içli köfte, ızgara deniz levrek, roka ve domates salatası, tel kadayıf ikram edildi.

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, yemeğin düzenlendiği Dolmabahçe Sarayı'na deniz yoluyla geldi.