Yahudi soykırımı artık çok sıktı!

Yahudi soykırımının üzerinden henüz bir asır geçmedi, dünya hala soykırım, ırkçılık, ayrımcılık hikayelerine uyanıyor ama Naziler artık sıradan bir konu haline geldi.

23.09.2010 - 12:45

Yahudi soykırımı artık çok sıktı!

En son izlediğim Yahudi soykırımı filmi Roman Polanski’nin beyazperdeye aktardığı 'Piyanist' idi. Filmi izlerken kendimi, hayatta kalmak için Nazi zulmüne direnen Piyanist’e ‘hadi öl artık’ derken yakaladığımda, bir daha bu konuda başka bir film izlememe sözü vermiştim ama maalesef sözümde duramadım. İnsan onuru ile hayatta kalma direnci arasındaki o sıkışmışlık duyusunu daha sonra iki kez daha yaşadım. Biri Varşova’da 'Piyanist' filminin çekildigi sokaklarda dolaşırken, diğeri Auschwitz toplama kampının müzesini gezerken. Nazi zulmünün büyüklüğü kadar Alman halkının duyarsızlığı da her seferinde tüylerimi diken diken ediyor. Yahudi soykırımının üzerinden henüz bir asır geçmedi, dünya hala soykırım, ırkçılık, ayrımcılık hikayelerine uyanıyor ama ben yine de Nazileri konu alan bu filmlerden bıkıldığı kanaatindeyim. Hakkında komedi filmleri bile çekilen Nazi mezalimi artık sıradan bir konu haline geldi.

Bu hafta Almanya‘da vizyona giren 'Jud Süss: Rise and Fall/ Jud Süss: Vicdanı Olmayan Film' adlı film hakkında çıkan eleştiriler de özetle bu sıradanlığa dikkat çekiyor. Oskar Roehler’in yönettiği film 1940 yılında çekilen ilk Nazi propaganda filmi Jud Süss'ün hikayesini anlatıyor. Kısacası film içinde başka bir film var.

Bu yılki Uluslararası Berlin Film Festivali’nde de yarışan filmde, Ferdinand Marian, ne pahasına olursa olsun çekilen ilk propaganda filminde başrol oynamak istiyor. Bu nedenle dönemin Propaganda Bakanı Joseph Goebbels’in bütün baskılarına boyun eğiyor. Sonunda oyuncu Marian’ın yarı Yahudi olan karısı Anna toplama kampına gönderilip öldürülüyor. Marian da savaştan sonra vicdan azabına dayanamayarak arabasını bir ağaca doğru sürerek intihar ediyor. Moritz Bleibtreu, Martina Gedeck gibi Alman starların rol aldığı filmde Nasyonal Sosyalistler’in özellikle sanatçıları nasıl kandırıp avucunun içine aldığı gösterilmeye çalışılıyor. Cinsel öğeleri bolca kullanan yönetmen Oskar Roehler, bu amaçla hikayeyi biraz değiştirmekte bir sakınca görmemiş.

Veit Harlan‘ın 1940 da çektiği propaganda filmi 'Jud Süss'de başrolü oynayan Ferdinand Marian’ın karısı Yahudi değil. Anna Marian’ın sadece kızının babası olan ilk eşi Yahudi. Dolayısıyla hikaye yeni filmdeki gibi bir acı sonla bitmiyor.

Oyuncu Marian büyük bir olasılıkla alkollü olduğu için arabasıyla bir araca çarparak ölüyor. Yaşasaydı propaganda filminin rejisörü Veit Harlan ve Nazi film endüstrisine hizmet etmiş pek çok sanatçı gibi, o da iki duruşmadan sonra beraat etmiş olacaktı. Halkı Yahudilere karşi kışkırtmak amacıyla ustalıkla çekilmis propaganda gibi görünmeyen asıl propaganda filmi Jud Süss’ün Almanya’da gösterimi yasak. Sadece eğitim amaçlı seminerlerde izlenmesine izin veriliyor.

Yeni Film 'Jud Süss’ün Berlinale’deki gösteriminden sonra Alman Yahudi cemaati bu filmin de yasaklanmasını istedi ancak başaramadı. Yahudi cemaatinin bugünlerde uyanık olması gerekiyor, zira yakında yeni bir film daha geliyor; ’Sanık’. Bu filmde de yine Hitler’in propaganda filmlerinin en ünlü yönetmenlerinden Leni Riefenstahl’ın hayat hikayesi anlatılacak. Bakalım bu film sıradan olmamayı başarabilecek mi?

  • Etiketler :

Sayfa Yükleniyor...