ABD ve Avrupa’da bazı davalarda beyin taramalarının yalan söylenip söylenmediğine ilişkin kanıt olarak kullanılması uluslararası konferansta eleştirildi. Uzmanlar sözkonusu taramaların yanlış yorumlanabileceğini söyleyerek uygulamayı insan haklarına aykırı olarak nitelendirdi.

Glasgow İleri Araştırmalar Enstitüsü’ndeki uluslararası konferansta konuşan Edinburgh Üniversitesi öğretim görevlisi Burkhard Schafer, sanık veya tanıkların yalan söyleyip söylemediğini anlamk üzere beyin taramasına dayalı yalan makinelerinin kullanılmasının hem kişi mahremiyeti hem de teknolojinin güvenirliği açısından sorunlu olduğunu söyledi.

Sözkonusu manyetik rezonans görüntüleme sistemleri, kişi yalan söylediğinde beynin belirli bölgelerindeki ‘parlaklaşmayı’ ölçüyor. ABD’de bu sistemin kanıt olarak kullanılması mahkeme kararıyla reddedilmiş durumda. Ancak ABD, Avrupa ve Asya’da, özellikle idam cezasının istendiği bazı davalarda, tanık veya sanığın ‘ruh halini’ göstermeye yönelik olarak zaman zaman kullanıldığı oluyor ve elde ediken sonuçlar resmi kanıt sayılmasa bile mahkeme heyeti üzerinde etkili oluyor.

Bu sistemlere ilişkin mahremiyet tartışmalarının yakında patlayabileceği uyarısı yapan Schafer, “şimdiden bu tartışmaları sonuçlandırıp hazırlıklı olmazsak ileride iş görüşmesine gelen adayların dürüstlüğünü ölçmek isteyen işverenler veya beyanları doğrulamak isteyen sigorta firmaları da bu sistemleri kullanmak isteyecektir” dedi.