Bu akşam saat 20.00’de dünya ile aynı günde yeşil belgesel “YUVA” (Home) NTV’nin “Yeşil Ekran”ında yayınlanacak.

İlişkili Haberler


Dünyanın en büyük yeşil etkinliği olarak kabul edilen ve yaklaşık 90 ülke ile birlikte aynı gün gösterilecek “Yuva” (Home) belgeselinin ardından, dünya kültür mirasının en önemli parçalarından biri olan Sultanahmet Meydanı’nda kurulan stüdyoda uzmanlar ve ünlü konuklar dünyanın geleceğini tartışacaklar... 19.30’da başlayacak ve belgeselin yayının ardından devam edecek “Yarın İçin Şimdi” özel programını Yekta Kopan sunacak.

“Yuva” belgeselinden önce oturuma; yönetmen Ömer Faruk Sorak ve akademisyen Miktad Kadıoğlu konuk olacak. Belgeselin ardından yayınlanacak “Yarın İçin Şimdi” programının ikinci bölümüne ise Akın Öngör, Harun Tekin, Selin Demiratar, Melike Demirağ, Murat Han, Begüm Birgören ile yeşile yatırım yapan, bütçelerinden önemli pay ayıran ve yeşil projelere destek veren şirket temsilcileri konuk olarak katılacak.

DÜNYA ÇEVRE GÜNÜ ETKİNLİKLERİ VE GENÇ ÇEVRECİLER
Ayrıca Türkiye ve Dünya genelinde Dünya Çevre Günü etkinlikleri, ödüllü çevre projelerine imza atan genç yetenekler ve çevre destekçisi şirketler de Arzu Zengin’in sunacağı “Yarın İçin Şimdi” saat 15.00'den itibaren NTV ekranında olacak.

NTV, ÇEVRE GÜNÜ’NDE DÜNYA İLE ORTAK YAYINDA
NTV, Dünya’nın en büyük yeşil etkinliğine, Yeşil Ekran’ında ev sahipliği yapıyor. 5 Haziran Dünya Çevre Günü’nde 90 ülkede aynı günde yayınlanacak “YUVA” (Home) belgeseli NTV’nin Yeşil Ekranı’nda saat 20.00’de ekrana gelecek.

Dünyanın bu en büyük yeşil etkinliğinine 100’den fazla ülke katılacak ve “Yuva” filmi 90 ülkede aynı gün gösterilecek.

Çekimleri 3 yıl süren “Yuva” belgelinde, gökyüzünde devri-i alemle dünyanın nasıl değiştiğine tanık olacaksınız. 54 ülkede, havadan çekilen görüntülerle inanılmaz bir görsel mesaj sunan belgeselin yönetmenliğini Yann Arthus-Berntrand üstlenirken dağıtımını Luc Besson sağlıyor.

90 ülkede, milyonlarca izleyiciyle buluşacak bu görsel şölenin anlatıcılığını ABD’li yıldız Glenn Close üstleniyor.

“KARAMSAR OLMAK İÇİN ARTIK ÇOK GEÇ!”
Gezegenimizin geleceğini kurtarmak için hala geç değil. Ancak YUVA’nın (Home) alanında birbirinden deneyimli isimlerden oluşan ekibinin de söylediği gibi, karamsar olmak için artık çok geç!

İnsanlık geçtiğimiz birkaç kısa on yılda, gezegenin yaklaşık dört milyon yıl süren evrimle kurulan dengesini altüst etti. Ödenecek bedel ağır ama artık karamsar olmak için çok geç: İnsanlığın bu gidişatı tersine çevirmesi, Dünya’nın zenginliklerini yağmaladığının farkına varması ve tüketim kalıplarını değiştirmesi için hemen hemen 10 yılı var.

HAVADAN ÇEKİLMİŞ EŞSİZ GÖRÜNTÜLER
Yann Arthus-Bertrand bu filmle, 54 ülkeden, hepsi havadan çekilmiş eşsiz görüntüleri bize sunarak, kendi şüphelerini ve endişelerini bizimle paylaşıp, hep birlikte yeniden inşa etmek zorunda olduğumuz büyük yapının temel taşını koyuyor.

Olağandışı zamanlar için olağandışı bir etkinlik. YUVA (Home), bir film olmanın ötesinde, tüm Dünya’da başlıca etkinlik olacak: İlk kez bir film, 50’den fazla ülkede aynı günde gösterilecek.

YUVA (HOME): NTV’DE, İNTERNETTE
Son derece sembolik bir tarih olan 5 Haziran 2009’da, Dünya Çevre Günü’nde, eş zamanlı olarak ve çoğunlukla hiçbir ücret ödenmeksizin izleyebileceğiniz her formatta yayınlanacak: Sinemalarda, televizyon kanallarında, DVD formatında ve internet üzerinden...

GEZEGENİMİZE SORUMLULUKLARIMIZI HATIRLATMAK
Yönetmen YANN ARTHUS-BERTRAND’ın, dağıtımcı LUC BESSON’un, filmin resmi sponsoru PPR’ın icra ve yönetim kurulu başkanı FRANÇOIS-HENRI PINAULT’nun amacı, olası en geniş izleyici kitlesine ulaşmak ve hepimizi gezegenimize karşı bireysel ve müşterek sorumluluklarımız olduğuna ikna etmek.



ÇEKİMLERİN 217 GÜNÜ
Yapım Notları:
YANN ARTHUS-BERTRAND ve ekibinin 30 yıldan uzun yoğun çalışmalarının ve gezegene olan tam bağlılıklarının filmini çekmeleri yaklaşık olarak üç yıl sürdü.

Büyük Fikir: Yann Arthus-Bertrand böyle bir film yapma fikrinin aklına geldiği 2006’de, Elzévir Films’ten yapımcı Denis Carot ile görüştü. Carot, yönetmenin filmin ücretsiz gösterilmesi fikrine karşın hemen projeye katıldı. Bu klasik ticarileştirmeden kurtulmak ve filme yatırım yapabilecek bir sponsor bulmak anlamına geldiği için kritik bir karardı.

54 ÜLKEDE, 217 GÜNLÜK ÇEKİM VE 488 SAATLİK GÖRÜNTÜ
Aynı şekilde, filmin gerçekten küresel olabilmesi için uluslararası dağıtımı sağlayacak nitelikte bir dağıtımcı bulmayı da gerektiriyordu. Denis Carot bu süreci, “Sektör içindeki insanlar projeyi duydukça, pek çok dağıtımcı firmadan telefon aldık. Bunların arasında bizim gibi bağımsız bir yapım şirketiyle çok nadir ortak projeler yürüten Amerikan dağıtım firmalarının temsilcileri de vardı. Ancak hiçbiri filmi ücretsiz olarak gösterme fikrini kafalarında bir yere oturtamıyordu. Sonunda Luc Besson ve EuropaCorp gerçekten projeye inandı ve potansiyel bir destekçi olarak PPR’ın karşısına çıkardı” sözleriyle anlatıyor. Sonrasında çekim programı oluşturuldu. 54 ülke ve 217 günlük çekimin ardından 488 saatlik görüntü elde edildi.

Farklı mekanlarda araştırma yolculuklarına The Earth From The Air gibi çok satan kitaplarından ve Seen From The Air gibi televizyon programlarından deneyimli olan Yann Arthus-Bertrand eski teknik ve sanatsal danışmanlarından Isabelle Delannoy’ı anlatıcı metnini birlikte hazırlamak ve Seen From The Air’den gazeteci Dorothée Martin’i de birinci yönetmen asistanı olarak ekibine dahil etti. Yapım müdürü Jean de Trégomain ve çekim mekanlarını belirleyen Claude Canaple aynı anda Dünya’nın dörtbir yanında 21 ay boyunca çekim yapacak üç ayrı ekip için inanılmaz bir program hazırladı.

Dorothée Martin’in söylediği gibi, “Dünya’nın etrafında helikopterle dönmek kolay görünebilir, ama aslında her görev ve her çekim zorlu çalışmalarla gerçekleştirildi”.

Film Ekibi: Havadan fotoğraf çekme konusunda oldukça deneyimli olan Jean de Trégomain, her çekimi kafasında tasarladı. Trégomain çekimler için, “Film çekim yapılacak her yerde, doğru iletişimi kurmak, doğru helikopteri ve onun pilotunu bulmak gibi kendi içinde bir hazine avını barındırıyor” yorumunda bulunuyor.

Farklı bölgelerdeki çekimlerin yanı sıra ekip genellikle Paris’te çalıştı. Buradan yürütülen çalışmalar çekim planları, ekiplerle iletişim kurma gibi organizasyon işleriydi. Havadan çekim yapmak beraberinde pek çok teknik sorun da getiriyordu. Bunlardan biri oldukça belirli bir tipte kamera kullanılması zorunluluğuydu. Cineflex V14 TM – AXYS, yüksek çözünürlüklü çekim yapmasının yanı sıra uzak mesafelerden yakın plan çekim yapabilme ve filmlerinin helikopterde değiştirilebilmesi gibi özellikler taşıyordu. Ancak bu kamera için de helikopterin dar alanına 120 kilogram ekipman sığdırılması gerekiyordu.

Yann Arthus-Bertrand ile daha önce pek çok çekime çıkmış, 20 yıllık hava fotoğrafçılığı deneyimi olan Tanguy Thuaud ekibe katılan kameramanlardan biriydi. Thuaud yaşadığı deneyimi, “Her zaman helikopterimizi ya da pilotumuzu seçemiyorduk ve hava fotoğrafçılığının sonuçlarının yüzde 60’ı helikopterin gücü ve pilotun onu nasıl kontrol ettiğine bağlıdır. Hava, ekipman ve iletişim problemlerinden hiç bahsetmiyorum. Yann ilk çekimlere başladığımız zaman nasıl görüntüler istediğini bize anlatabilmek için fotoğraf çekip, kendi fotoğraf makinasından bize gösteriyordu” sözleriyle ifade ediyor.

Her görevde kameramanlar, görüntü teknisyenleriyle birlikte ekip olarak çalıştılar. Bu teknisyenler, kameramanlara asistanlık yapmanın yanı sıra, kameraların filmlerinin koyulması, taşınması gibi konularla ilgileniyorlardı. Filmler renk düzeltmeliyse ekip çekimi ‘ham / raw’ modda çekerek en yüksek töleransı elde etmeye çalışıyordu. Görüntü teknisyenlerinden biri olan Stéphane Azouze, “Bu çekim biraz gri, düz ve pek de etkileyici olmadığı anlamına gelir, ki istenmeyen bir sonuçtur. Ama bir süre sonra bunun bir geçiş süreci olduğuna dair gözlerinizi eğitirsiniz” sözleriyle süreci anlatıyor.

Bir başka sorun da helikopterlerden kısıtlı sürede çekim yapılabilmesiydi. Dorothée Martin bu sorunu, “Kısıtlı miktarda yakıt alınabiliyor ve motor bunu kısa sürede yakıyor. Havada geçen her dakika pahalı. Ortalama bir helikopter havada 2 ya da 2.5 saat kalabiliyor ve biz genellikle yakıt dolum alanlarından uzak yerlerde çekim yapıyorduk. Bu nedenle istediğimiz görüntüleri alabilmek için 30 dakika gibi bir süremiz kalıyordu. İşte bu nedenle olabildiğince odaklanmış ve verimli bir şekilde çalıştık” şeklinde anlatıyor.

Bürokrasi: Teknik sorunlar ekibin karşılaşacağı bürokratik sorunların yanında önemsiz kalıyordu. Jean de Trégomain çalışma yapılan her ülkede, “Bizim yerel kültürü, onun işleyişini anlamamız gerekiyor ve ona uyum sağlamalıyız” açıklamasını yapması gerekti. Her ülkenin güvenlik gereksinimleri uyarınca farklı yerlerden izinler alınması gerekti.

Dorothée Martin, “Bir ülkenin isteği gereği Savunma Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı, Konsolosluk, Ordu ve havacılık Kuvvetleri’nin hepsine aynı anda izin için başvurmamız gerekti” sözleriyle yaşadıkları zorlukları anlatıyor.

Bütün bu işler Paris’ten yerine getirildikten sonra keşif gezisine giden ekip, çekmek istedikleri bölgelerin kesin GPS kodlarını bildirdikten sonra beklemeye başladı. Filmde 2 ya da 3 dakika görünecek bir sahnenin hazırlığı bir yıl sürüyordu.

Martin, “Ekip havalanınca, yanımızda bir de güvenlik görevlisi oluyordu. Bu görevli, uçuş planını kontrol ediyor, verdiğimiz GPS kodlarına sadık kalıp kalmadığımıza bakıyor ve neleri çektiğimizi inceliyordu. Akşam da görüntüleri bizimle birlikte izliyordu. Kasetleri yurt dışına çıkarmama izin vermediler. Sansür nedeniyle onları bırakmam gerekti. 15 kasetten iki ve birinin yarısı silinmiş olarak geldi” sözleriyle devam ediyor. Bu önlemler havadan çekim yapmanın sorunlarından ileri geliyor. Bazı ülkeler bizim kullandığımız cayro –denge sağlayıcı kameraları zum objektifleri nedeniyle yasaklıyorlar.

Senaryonun yazımı: Projenin bir diğer orijinal yönü de çekimlerin senaryo yazılmadan başlaması. Çekimlerin başlamasından bir yıl sonra Yann Arthus-Bertrand gazeteci Isabelle Delannoy’a senaryoyu birlikte yazmalarını teklif etti. Delannoy, “Sonunda, bunun iyi bir fikir olduğunu düşünüyorum. Çünkü her çekim kendi hikayesini, kendi hızında anlatıyor. Gökyüzü, su ve Dünya’nın birleştiği bir çekimi izlerken yaşadığım şoku hatırlıyorum. Yann ile birlikte, insanların ve Dünya’nın, tüm elementlerin arasında sarsılmaz bir bağ olduğunu anladık. Bu bizi çok etkiledi.” diye ekliyor.

Bir başka ön koşulları da tahrik edici bir özellik olan hüzün tacirliğinin tuzağına asla düşmemek. Isabelle Delannoy, “Seçtiğimiz yoldan dramatik bir şekilde çıktık ve bunu şimdi değiştirmek zorundayız. Bunun hayati olduğunun farkına varır ve anlarsak bunu değiştirebiliriz. Havadan çektiğimiz görüntüler konular üzerine düşünecek bir perspektif verirken, bu gerçeği gözler önüne seriyor” sözleriyle yazıdan çok görüntülerin tanımlayıcı olduğunu vurguluyor.

Isabelle Delannoy'un eğitici yaklaşımı, Tewfik Fares ile yazdığı metinde kendini açığa çıkarıyor, “Hikayemize devam etmek artık bize kalmış. Hepimize.”

Müzik, kendi başına bir karakter: Önce görüntüler, sonra metin ve sonra da müzik. Yann Arthus-Bertrand’ın dokunaklı filmine eşlik eden, duyguları açığa çıkaran, asla yersiz olmayan ve asla basit olanı aşırı duygusal hale getirmeyen bir müzik.

Onun deneyimi, dünyevilik ve birleştirme, projesine eşsiz şiirsel bir dinamik kazandırdı. Armand Amar, Budapeşte Senfoni Orkestrası ve Şangay Perküsyon Topluluğu’yla kayıtlar yapmak için pek çok yolculuk yaptı. Başarılı müzik çalışmasında farklı kıtalardan ilahiler ve enstrümanlar kullandı.

MÜZİK AYNI ZAMANDA GÖRÜNTÜLERE HAREKET VE DUYGU VERİR
Filmin müziklerini hazırlayan Armand Amar YUVA’nın (Home) müzikal yolculuğunun hikayesini anlatırken, “Bir film için müzik yaparken sayısız zorunluluğun merhametine kalırsınız. Her şey bir sahneye, niyete hizmet etmelidir. Film müziği yapmanın temel fikri, yönetmenin ne hissettiğini bilmek ama mesajı aşırı vurgulamadan film hakkındaki kendi vizyonunu da oluşturmaktır. Notalar hikayenin bir kısmını anlatır, görüntüler diğer bir kısmını, dış ses ile başka bir dilden konuşur ama hepsinin bir senfoni, bir harmoni içinde birleşmesi gerekir. Görüntü ve metin olmadan müzik yapmak benim için önemli bir deneyim oldu. Müzik aynı zamanda görüntülere hareket ve duygu verir. Filmin ritmi uzun düşüncelere dalmaya olanak veren bir ritim, ama ben bu kısıtlamaların akıntısına kapılmaya izin vermedim.

Görüntülerin nefes almasına izin vermek önemlidir. Onlar oldukça sessiz görüntüler. Yerkürenin üzerinde uçuyoruz, bu nedenle sessizliğe ihtiyacımız var. Orkestranın bölümlerinden yalnızca piyano ve kemanları elimde tuttum. Fazla senfonik bir etki kullanmak istemedim. Geleneksel müzikte olduğu gibi, yatay yazıyı, dikey yazıya tercih ettim” diyor.

Kurgu: Projenin çapı göz önünde tutulunca ve Yann Arthus-Bertrand her yerde bulunamadığından, yapılan çekim aynı gün izleniyordu. Daha sonra her işin derlemesi, diğer yerlerle ilgili isteklerini böylelikle belirleyebilecek olan Yann Arthus-Bertrand’a gönderiliyordu.

Bu ön-eleme, filmin editörünün de işini kolaylaştırıyordu. Yine de editörün önünde izlenecek 488 saatlik çekim vardı! Projeye Eylül 2007’de katılan Yen Le Van, ekip çekimlere koyulduktan beş ay sonra çalışmaya başladı. Halihazırda çekilmiş olan bölümü izledi ve “efektler yerine karşıtlıkların üzerinde durmayı seçerek” bir ilk genel bakış fırsatı sunmak için bunu montajladı.

Yayın Günü : 5 Haziran Cuma
Yayın Saati : 15:00, 19:30 ve 22:00
5 Haziran’da Dünya ile Randevunuz Var