Büyük Birlik Partisi, Yazıcıoğlu'nun öldüğü helikopter kazasının bir ‘suikast’ olabileceği iddiasıyla savcılığa başvurdu. Helikopterin yabancı uzmanlarca incelenmesini, pilota otopsi yapılmasını istediler. Bir süre önce Yazıcıoğlu'nun kişisel bilgisayarının çalındığı, içindeki bilgilerin kopyalandığı öne sürüldü. BBP liderinin Ergenekon Davası savcılarına bilgi aktardığı söylendi.

Kafaları bulandıran bir başka gelişme de, Kayseri Valisi'nin kaza duyulduktan hemen sonra yaptığı açıklamaydı. O gün, "Yazıcıoğlu yaralı olarak bulundu, şuuru açık, hastaneye götürülüyor" diyen Vali, ifadesini tam 8 gün sonra, bugün geri aldı. Anadolu Ajansı, Vali'nin açıklamasını ‘kaynağından doğrulatılamadı’ ifadesiyle geri çekti.

Canlı Gaste’nin özel haberi, Yazıcıoğlu'nun son dönem giriştiği temasları ortaya koydu. BBP lideri, ölümünden bir süre önce sürpriz iki isme haber göndererek görüşmek istemişti. Politik karşıtı sayılabilecek aydınlarla mayıs ayı başında Ege'de bir toplantıda buluşmak istiyordu.

Ayrıca, BBP lideri ölümünden dakikalar önce bir yakını aracılığıyla bir dini liderle görüşme talebini iletmişti. Buluşmak istediği isim, Fener Rum Patriği Barthelomeos'tu.

Toplantının davetli listesinde de şaşırtıcı isimler vardı. Bu toplantı için aracılığını istediği iki isimden biri Avukat Kezban Hatemi, diğeri de Prof. Baskın Oran'dı. Bu iki isimle birlikte, söz konusu toplantı için kurulan temaslarda kilit rol oynayan BBP Yüksek İstişare Kurulu Üyesi Dr.Selçuk Özdağ da Canlı Gaste’ye konuştu.

BASKIN ORAN / AÜ SBF Emekli Öğretim Üyesi
Can Dündar: Sayın Oran, Muhsin Yazıcıoğlu sizinle ne zaman temas kurdu?

Baskın Oran:
2006 yılıydı. Kendisi benimle birebir temas kurmadı. Yetkilendirdiğini öğrendiğim, parti üst düzey yetkilisi ile yüz yüze temasta bulundum. Bu şahıs, İzmir'de yanıma geldi ve Yazıcıoğlu'nun benimle görüşmek istediğini, farklı şeyler duymak istediğini söyledi. Herkesin görebileceği bir yerde değil benim evimde görüşmek istiyorlardı. ‘Memnun olurum’ dedim. Ama örneğin ben 3 aylığına İngiltere’ye gittim yani şartlar oluşmadı ve bu görüşme olmadı. Dediğim gibi bu gelişmeler 2006 yılında oldu.

10-12 gün önce de, aynı parti yetkilisi tekrar benimle temas kurdu. Bu kez sadece benimle değil; ‘Size gönderilen isimlerle birlikte İzmir’in Selçuk İlçesi’nin Şirince Köyü’nde; bir butik otelde toplanmak, farklı düşünceleri bir araya getirmek, Türkiye ve demokrasi için ne yapılabilir? bunları konuşmak ve de şimdiye kadar yapılan hatalar nasıl tekrar edilmez bu konuda fikir alışverişinde bulunmak istiyoruz’ dendi.

Ricası, benim 10 kadar isimle temas edip edemeyeceğim yönündeydi. Ben bu kişilerle diyaloğa girdim. Ahmet Altan, Rıza Türmen, Mümtaz'er Türköne, Fehmi Koru gibi isimler vardı. Sağ olarak nitelendirilebileceğimiz bir iki isim vardı ama genel olarak sol yelpazenin çeşitli kanatlarından Oral Çalışlar, Etyen Mahçupyan gibi kişiler ağırlıktaydı. Bana bu kişilerin cevapları ulaşmadan, kaza haberini aldık.


Sayın Yazıcıoğlu samimi miydi, değil miydi? bilemem ama kendisinin geçmişine baktığımızda; kendini Türk-İslam sentezi gettosuna kapatmış bir oluşum var. Aynı zamanda devlete hakim olan ‘vatan millet sakarya’ zihniyetinden çekmiş, cezaevlerinde işkence görmüş birinden bahsediyoruz. Yazcıoğlu kısır döngüden kurtulmak istedi, değişmek zorunda olduğumuzu gördü.

Türkiye’de iki çıkmaz sokak var. Değişim istemeyenler bunlar. Birisi Hükümet Sözcsü Cemil Çiçek... Bir zamanlar Meral Akşener'in 'Ermeni dölü' diyerek hem Ermenilere hem de Kürtlere küfretmesini taklit etmek istercesine kalkıp, DTP için 'Ermenistan sınırına dayandılar' dedi. Bu tam anlamıyla soğuk savaşın içeriye tercümesi, herkesi düşman görmek demek. Çıkmaz sokağın bir kanadı bu.

İkinci kanat da, CHP'nin temsil ettiğini düşündüğüm, 1930 model Kemalistleri içinde barındıran, 'hiçbir şey değişmesin, her şey aynı kalsın' kanadı. Yazıcıoğlu ikisinden çok farklı gibi geldi bana.

KEZBAN HATEMİ / Avukat
Can Dündar: Sayın Hatemi sizinle ilk olarak ne zaman görüşmüştü? İlginç bir yemekte bir araya geldiniz galiba?

Kezban Hatemi: Benimle ilk kez, kendi talebiyle, Fener Rum Patriği Bartelamaus Hazretleri’nin evinde bir yemekte görüştü. Yemeğe katılmak ve Patrik Hazretleri'yle de görüşmek istedi. 2005 yılının eylül ayıydı ve anlamlı bir tarihti; 6 Eylül’dü.

Yazıcıoğlu o yemekte çok önemli şeyler söyledi. 'Yanlış tarihi birikim, önyargılar, maalesef birbirimizi tanımamızı engelliyor. Ben de aynı iradeden müzdaribim aynı irade bana da işkence yaptı' dedi. Çok entersan bir diyalog geçti Patrik Hazretleri’yle; kendisi çok şaşırdı ve 'Ya sizde mi? Siz nasıl işkence gördünüz?' dedi. Sayın Yazıcıoğlu hapishane yıllarını anlattı. Beni bu konuşmada etkileyen şey, ‘önyargılar ve yanlış tarihi birikim’ üzerinde durması oldu.

Yemeğin ilerleyen saatlerinde cemaatten önemli birisine telefon geldi. O kişi telefonu bana verdi; 6-7 Eylül olaylarının 50. yıl dönümüydü o gün. ‘Beyoğlu'ndaki sergi BBP ve Ülkü Ocakları tarafından basılıp resimler tahrip edildi, yumurta atıldı ve insanlar tartaklandı’ denildi telefonda. Ben hemen telefonu kesip masaya döndüm. ‘Büyük bir olay nasıl olur?’ dedim. Çok üzüldüğünü söyledi ‘olmaması gerekir’ dedi. Tasvip etmediğini söyledi ve daha sonra yemeği noktaladık.

O olaydan sonra birkaç kez yine aynı ortamlarda bulunduk. Daha sonra 18 Mart'ta; tıpkı Baskın Hoca gibi önemli bir yakını tarafından mail'le bilgi sahibi oldum. Ben ve eşim de Ege'deki toplantıya davet edildik. Benden temasa geçmemi istediği isimler: Ahmet Altan, Mehmet Altan, Eser Karakaş, Baskın Oran, Oral Çalışlar, Mümtaz'er Türköne, Fehmi Koru, Murat Belge, Ali Bayramoğlu, Rıza Türmen, Nuray Mert, Cengiz Çandar, Hasan Cemal, Etyen Mahçupyan, Fuat Keyman, Elçin Macar, Ali Bulaç, Şahin Alpay ve Nazlı Ilıcak’tı. Bu isimlerin toplantıya katılması için yardımcı olmamı rica ediyordu. Baskın Hoca ve Eser Karakaş’la temasa geçtiklerini ve bu toplantının yapılmasındaki amaçlarının da birarada olmak, farklılıklar üzerinde konuşmak, fikir alışverişinde bulunmak, birbirimizi daha iyi tanımak ve aydınlanmak gayesi taşıdığını belirttiler.

Belirtilen tarihin benim için uygun olmadığını söyledim ve ‘diğerleri ile görüşüp değiştirebiliriz’ yanıtını aldım. Çarşamba günü aldığım bir mail'di bu. 20-25 dakika sonra da kazayı öğrendik.

Enteresan olan şuydu: Dink davasının müdahil avukatı ve ailenin avukatıyım. Hemen Orhan Dink'i aradım. ‘Böyle bir toplantı var ben sizin avukatınızım. Bu konu mutlaka gündeme gelecek, ne diyorsunuz? dedim. ‘Hocam mutlaka katılmalısın’ dedi ve ekledi: Her zaman diyaloğun ve karşılıklı görüşmenin önemli olduğunu düşünüyorum. Ben bu toplantıya katılacaktım.

BBP Yüksek İştişare Kurulu Üyesi Dr. Selçuk Özdağ (Muğla Üniversitesi Öğretim Üyesi)
Not: BBP Eski Genel Başkan Yardımcısı olan Özdağ, Yazıcıoğlu'nun talebi doğrultusunda kişilerle temas kuran, görüşen kişiydi. Toplantıyı örgütlemeye çalışan isimler arasındaydı.

Selçuk Özdağ: BBP'nin Genel Başkanı şliddete karşı olan bir insandı. Devletinden yanaydı ama devletin de insanından yana olmasını istiyordu. Devletin, milletin ve inançların barışmasını istiyordu. Ve buna ‘Büyük Barış Projesi’ ismini veriyordu. Yazcıoğlu, Türk milletini bir bütün olarak değerlendiriyor, bu topraklarda yaşayan herkesi bir emanet olarak kabul ediyordu.

Parti bünyesinde Türkiye'nin sorunlarını masaya yatırdığımız zaman, Türkiye'nin bir azınlık sorunu olduğunu; Ermeni, Yahudi, Musevi, Rum, Süryani vatandaşların olduğunu konuşuyoruz ve arayış içine giriyorduk. ‘Bir komisyon kuralım ve dosya hazırlayalım’ dedik. Merhum Yazıcıoğlu, bununla ilgili MKYK Üyesi ve Ziraat Yüksel Mühendisi Cihangir Ekici ile beni görevlendirdi.

Cemaatler ile görüşmek istedi. Ekici bu cemaatlerin programlarına, etkinlik faaliyetlerine katılmaya başladı. BBP’yi tanısınlar, fikirlerimizi bilsinler, duysunlar; biz de onların problemlerini duyalım istedik. Hrant Dink ile de görüşmüştük o zamanlar. Ben demiştim ki; bizim iftarımıza katılın. Bizi tanıyın biz de sizin bir dini etkinliğinize katılalım. Ama olmadı, mazereti olduğu için katılamadı.

Başkanımız, Fener Rum Patriği Bartelamaus ve Ermeni Patriği Mutafyan ile görüştü. Samimiyetimizi gösteriyordu bunlar. Bulgaristan'a, Yunanistan'a gitmek, oradaki Türk azınlıklarla, Yunanistan eski Başbakanı Simitis ile görüşmek için çalışmalarımız oldu.

Bunları herkesle paylaşmıyorduk ama görüşmeler takip edilebilirdi tabiki. İnternet sitelerimiz çökertiliyor, müdahaleler yapılıyordu. Ulusalcı, ırkçı söylemler ekleniyordu. Başkanımız, bu konuda beni görevlendirdi. Teşkilatlarımıza gerekli uyarıları yapıyordum. Müslüman hoşgörüsünün olması gerektiğini söylüyor, müdahale ediyordum. Tabi ki 1 milyonluk bir kitleyi kontrol etmek kolay değildi.

Can Dündar: Dink davasında adı geçen bir partinin, bir yandan da bu temaslarda bulunması... Öne çıkan bir parti durumu söz konusu...

Selçuk Özdağ: Bu hareket, Yazıcıoğlu’nun şahsı adına ve de BBP’nin geleceği noktasında bir başarı sağlayacaksa, birlik ve beraberliği temin edecekse, huzuru oluşturacaksa, adaleti sağlayacaksa birilerini elbette ki rahatsız eder. Bize tehditler geliyordu. Yakın korumaya alınıyorduk ki bunu devletimiz de biliyor.

Yetkililerden bu tehditlerin çeşitli örgütlerden geldiği yönünde bilgiler alıyorduk. Hareketin demokrat ve insani kimliğinden rahatsız olan kişilerden geliyordu. Hareketimizi ırkçı yapıya çekmek, demokrat kimliğinden uzaklaştırmak isteyen ve bu söylemi benimseyen kişilerden geliyordu.

Ergenekon'la da biraz ilişklendiyorduk. Tam olarak o çevrelerden geldiğini söyleyemem ama demokrasiden yana olan, darbelere kafa tutan biriydi Yazıcıoğlu. 28 Şubat'taki tutumu, 27 Nisan'a en sert çıkışı yapan kişiydi. Demokrasiden, hukukun üstünlüğünden yanaydı. Bu ülkenin huzurundan ve barış içinde olmasından yana katkıda bulunmaya çalışan bir insandı...



Can Dündar: 15 gün önce suikast ihbarı aldığınız doğru mu?

Selçuk Özdağ: Bu konuda emin olmadığımız için konuşmak çok zor. Bu ihtimali de masanın üzerinde tutmamız lazım.

BASKIN ORAN
Can Dündar: Gerçekçi bir şey söylemek zor ama toplantı gerçekleşseydi yeni bir açlım bekler miydiniz? Ve de suikast ihtimali konusunda ne düşünüyorsunuz?

Baskın Oran: İki soruyu birbirinden ayırmak gerekir. Ben şuna inanırım; düşman olan taraflar birbirinin gözüne bakarak konuşabiliyorsa, düşmanlık azalır. Düşmanlık birbirini tanımamaktan gelen bir şeydir. Ben yüzyüze görüşmeye çok iyi bakan biriyim.Yazıcıoğlu Türkiye’de hiç değişmeyen iki kanattan farklı olarak, değişimi savunuyordu ve bunu istiyordu. Siyasi, ideolojik, insan olarak bilemem ama ne amaçla olursa olsun, değişmek istiyordu. Farklı fikirleri duymak istiyordu ve benim için de önemli olan bu.

Suikaste gelince. Bütün olanları düşününce; 5 kez trafik kazası geçirmesi, 12 Eylül'de ciddi işkence görmesi, farklı insanlarla temas etmek istemesi ve netice almaya yönelik girişimler yapması... Evet, bu konu mutlaka araştırılmalıdır.

KEZBAN HATEMİ
Ben de aynı fikirdeyim. 5 değil 18 trafik kazası söz konusu ve bunlar tesadüf olamaz. Çok ciddi araştırılmalı diye düşünüyorum. Türkiye’nin kırmızı çizgileri var. İç ve dış düşmanlar var, ‘cambaza bak cambaza’ diyen, bizi oyalayan zihniyet, aynı şekilde Yazıcıoğlu'na da işkence yapmıştır. Ama o değişim süreci içinde olduğunu hissettirmeye çalışıyordu. Tabi parti için kolay bir şey değildi.

Hrant olayının ve varsa bu olaydaki suikast iddialarının aydınlatılmasını, esas azmettiricilerin ortaya çıkartılmasını isteriz. Şefaffaflaşmak, demokratikleşmek bunu icap ettirir.

SELÇUK ÖZDAĞ
Can Dündar:
Kazalar konusunda soru işlaretleriniz var. Daha önceki kazalar neydi araştırdınız mı?

Selçuk Özdağ:
Benim kendisiyle birlikte geçirdiğim bir kaza var. Süleyman Demirel’in Cumhurbaşkanı oylamasının olduğu gün. Bizim düşüncelerimiz belliydi ve ‘hayır’ diyerek başka adayı destekleyecektik. Tokat’tan Ankara'ya giderken; Ankara girişinde, bir kamyon önümüze çıktı. Ciddi bir kaza yaptık ama sağ çıktık. Rahmetli ‘oylamaya yetişmem gerekir’ dedi ve 'siz ilgilenin' diyerek oradan ayrıldı. Oylamaya son dakikada yetişti ve milletvekili arkadaşlarımızla birlikte ret oyu verdi.

Şüphelenmiştik. Ciddi bir yaralanma geçirseydi ya da vefat etseydi oylamaya katılamayacaktı, tabi milletveki arkadaşlarımız da katılmayacaktı. Bugün de helikopter kazasının masanın üzerinde tutulması gerektiğini inanıyorum.

Ayrıca, Kayseri Valisi hakkında da son gelişmeler ilginç. Vali ile bizzat kaza günü ben görüştüm ve o açıklamaları bana da yaptı. Askeri kaynaktan aldığını söyledi. Daha sonra ise resmi bir verinin olmadığını ve o kaynaktan aldığı bilgiyi aktardığını dile getirdi.

Vali’yi töhmet altında bırakmak istemem ama Meclis’in o kaynağın kim olduğunu araştırması gerekir diye düşünüyorm.

Cuntalara direnen, sivilleşmeye çalışan bir hareketten bahsediyoruz. Birey merkezli bir yapıya gidiyor ve ‘önce insan’ diyorduk. Türkiye’de yaşayan her insanı değerli kabul ediyorduk. O yüzden sözü geçen toplantıları düzenlemek istiyorduk. Çok şeyin bedelini ödedik Türkiye'de.

KEZBAN HATENİ
Rahmetli Hrant’ın ölümünden sonra biz de tehditler almaya başlamıştık; özellikke Türk İntikam Tugayı denen yapıdan geliyordu bu tehditler. BBP sitesi üzerinden tehditler yapılıyordu.

Ben pertiyi aradım ve ‘Sayın Yazıcıoğlu’nun haberi var mı?’ diye sordum. 'Bana dönünüz' dedim. 15 dakiaka sonra geri aradılar ve 'Sitelerin kendi kontrolleri dışında olduğunu' söylediler. Selçuk Bey o gün bana ‘Başkan yapılması gerekenler yapılsın talimatı verdi’ dedi. Bence Ergenekon denilen olgu ya da adı her neyse, bu sitelerle ilgili araştırma yapılarak çok kısa sürede bulanabilir. Aslında hukuk devletinin de görevi budur.