Türkiye-Suriye sınırındaki mayınlı arazinin, mayından temizlenmesinin ardından araziyi kimin kullanacağı konusunda tartışmalar devam ediyor.

Yapılacak ihaleyle mayınlı arazinin 5 yıl içinde temizlenmesi ve temizleyen firmaya 44 yıllığına verilmesi gündemde.

ntvmsnbc, sözkonusu arazinin mayınlardan temizlendikten sonra hangi şartlarda tarıma açılması gerektiğini uzmanlara sordu.

Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi Öğretim Üyesi Tayfun Özkaya, "Arazinin bir şirkete verilmesi durumunda, kendi topraklarında çalışacak 15 bin köylü yerine, düşük ücretle çalışacak 3-4 bin kişiye iş bulunmuş olacaktır. Yeni ağa çok uluslu bir şirket olacaktır" diyor.

Ziraat Mühendisleri Odası Başkanı Gökhan Günaydın da, 50 yıllığına 880 milyon dolar kazanmak için çok uluslu bir şirketin sırf tarım yapmaya gelmeyeceğini belirtiyor: "Nedeni su kaynaklarına yakınlık olabilir. Her ne kadar yasa tasarısı 'Petrol ve maden kanunu hükümleri saklıdır' diyorsa da yasa tasarısında yapılabilecek değişikliklerle petrol ve maden alanlarında tanınan ayrıcalıklardan yararlanmak olabilir. Yine hiç kuşku yok. Bu kadar stratejik bir alanda böyle bir koridora sahip olmak müthiş bir askeri üstünlük anlamına gelir."

Prof. Dr. Tayfun Özkaya
(Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi - Tarım Ekonomisi Bölümü)

Bu arazilerin 49 yıllığına uluslararası bir şirkete verilmesi ve organik tarım yapılması gündeme geldi ama burada mesele organik tarım yapıp yapmama meselesi değil. Amaç bu arazilerin yerli ya da yabancı bir şirkete verilmesidir. Bu uygulama da bir nevi özelleştirmedir.

ORGANİK TARIMA UYGUN OLMAYABİLİR
Ben organik tarıma karşı değilim; yapılsın ama “Burada organik tarım yapılsın” lafı da halkla ilişkiler olayı gibi geliyor bana. Bu alanda organik tarım yapılmasının sıkıntıları var. Mesela alanda genişlik bazı yerlerde 250 metre hatta daha da az. Arazilerin Suriye toprağı olan güneyindeki kısımda ve Türk toprağı olan kuzeyindeki bölgede kimyasal gübreli, ilaçlı tarım yapılıyor. Organik tarım yaptığınız alanda şeritli yerler ayrılması yani izolasyon mesafesi olması gerekir. Bu bazı yerlerde yetmeyebilir. Dolayısıyla birçok yer organik tarım yapmaya elverişli olmayabilir. Bunu da göz önünde bulundurmak lazım. Bir de benim çok hakim olmadığım bir tartışma var. Bu mayınlar bunca yıldır burada duruyor. Acaba toprağa bir sızma var mıdır? Bunu da araştırmak lazım.

Burada organik tarım yapılmasına dair yasal bir zorunluluk yok. Ama yıllardır orası kullanılmamış, dolayısıyla hiçbir ilaç da kullanılmamış, dolayısıyla organik tarıma uygundur, diye düşünülüyor ve bu fikir ortaya atılıyor.

YENİ AĞA ÇOK ULUSLU ŞİRKET OLACAK
Ekonomik-sosyal açıdan şunu düşünmek lazım: Bu kadar büyük bir alanda bir şirket organik tarım yaparsa bunu büyük ölçüde makine ile yapacaktır. Dolayısıyla iş gücünden tasarruf etmeye çalışacaktır. Ziraat Mühendisleri Odası, burada 2880 aileye toprak verilebileceğini, 14400 insanın istihdam edilebileceğini söylüyor. Kendi topraklarında çalışacak 15 bin köylü yerine, düşük ücretle çalışacak 3-4 bin kişiye iş bulunmuş olacaktır. Yani bölgenin yeni toprak ağası çok uluslu bir şirket olacaktır. Topraksız veya az topraklı 15 bin köylü bu alanda mutlaka organik olmasa da daha çok doğa dostu tarım yapacaktır.

Eğer arazi tek bir şirkete verilirse yoğun emek kullanmayacak ve monokültüre, yani tek ürüne dayalı üretim yapacaktır. Mesela sadece buğday yetiştirebilir. Ayrıca hayvancılık da yapmayacağı için gübre olarak da dışarıdan organik gübre denilen, ilaç olarak da yine organik ilaç denilen, ithal edilen ve konvensiyonel ilaçlardan daha da pahalı olan girdileri kullanacaktır. Kısacası bir şirkete verilmesi birincisi istihdamı düşürecek, ikincisi gübre ve ilaçta ithal girdiler kullanacak, bu da ithalat masraflarını artıracaktır.

ÇİFTÇİ ORGANİK TARIMDAN KAZANMIYOR
Bir de “Organik üründe büyük ihracat pazarı var” düşüncesi var. Bu da gerçeklerle uyuşmuyor. Neden derseniz... Türkiye’de organik piyasada az sayıda işletme hakim. Yani büyük tekeller hakim piyasaya. Bunlar çiftçilere ürün fiyatı verirken endüstriyel ürüne çok yakın fiyat veriyorlar. Yüzde 5-10 fazlası, çoğu zaman da eşit fiyatlar veriyorlar. Tabii bunların ihracat fiyatları da çok yüksek olmuyor. Yani endüstriyel tarım ürünlerine verdikleri fiyatla, organik ürüne verdikleri aşağı yukarı aynı. Ama siz tüketici olarak marketten aldığınız zaman iki katı fark görüyorsunuz. Almanya’ya gittiğiniz zaman Türkiye’den gelmiş organik ürün 2 kat fazla ama tekelleşme yüzünden çiftçinin kazancı aynı değil.

TOPRAĞIN KÖYLÜYE VERİLMESİ EKOLOJİK, SOSYAL VE EKONOMİK
Ekolojik açıdan da eğer tek üründe üretim yaparsanız biyo çeşitlilik azalıyor. Makine çok kullanılıyor, dolayısıyla çevre dostu bir tarım değil. Hatta buna şimdi endüstriyel-organik tarım gibi bir isim veriliyor. Ama bu alanlar çiftçinin, köylünün elinde olsa burada hayvancılık da yapacak, ürün çeşitliliği olacak. Dolayısıyla çok daha ekolojik, sosyal ve ekonomik olacaktır. Buradaki arazilerin topraksız ya da az topraklı çiftçilere verilmesi daha doğrudur.

BAKANLIK KÖYLÜYE DESTEK OLMALI
Tarım Bakanlığı burada organik ya da sürdürülebilir tarım konusunda köylüye destek olabilir. Köylüye kooperatif kurmak konusunda destek olabilir. Koorperatifler kurulursa buradaki verimlilik şirketlerden kesinlikle yüksek olacaktır. Emek yoğun ürünler seçecek. Toprak Reformu Müsteşarlığımız devreye girebilir ve köylüye yardımcı olabilir.

Organik tarım dışında düşük dış girdili 'sürdürülebilir tarım' denilen seçenekler de var. Organik tarımı çok hızlı bir şekilde yayamıyorsunuz. Sertifikalar gerekiyor ve sertifikasyon kurulları çok yüksek ücretler alıyor. Organik üreticiler diğer üreticilerden daha fazla kazanmıyor. Bu alanda çok uzun süredir tarım yapılmamış, tabii ki organik tarım yapılmasını tercih ederiz. Ama organik tarım yapılamayacak yerlerde 'kimyasal ilaçları minimum düzeyde' kullanan ya da hiç kullanmayan 'sürdürülebilir tarım' sistemi de yapılabilir. Bence Tarım Bakanlığı sadece burada değil Türkiye’nin tamamında organik tarımı veya sürdürülebilir tarımı desteklemeli.

Gökhan Günaydın
(Ziraat Mühendisleri Odası Başkanı)
Araziye bakacak olursak arazi 216 bin dekar ancak bu arazinin 170 bin dekarı tarıma elverişli geriye kalan alan mera ve bozuk orman niteliğinde ayrıca volkanik kayalıklar var. Bu alan 510 kilometrelik bir hat boyunca uzanıyor, genişliği 300-700 metre arasında değişiyor. Dolayısıyla bütüncül bir tarım işletmesine tahsis edilmesi çok kolay görünmüyor.

Daha önemlisi bu bölgede tarım yapılacaksa ne yapılabilir? Bunun iyi araştırılması lazım. Biz bu araştırmayı yaptık. Şu anda 'Türkiye tarafında, Suriye tarafında tarım adına ne yapılıyor, ekolojik koşulları nasıl, su kaynaklarına yakınlığı nasıl, toprak yapısı nasıl?' diye baktık. Bu alanda buğday, arpa, mısır, pamuk, mercimek, bunların yanında özellikle Gaziantep civarında Antep fıstığı ve zeytin yetiştirilebilir. Bir miktar meyve sebze ve bostan yapılabilir. Hayvancılık ve organik tarım içinde uygun özellikler sağlıyor.

ŞİRKETLER SIRF TARIM YAPMAK İÇİN GELMEZLER
Peki 'biz bu tarımsal faaliyeti yaparsak yıllık ne kadarlık bir tarımsal gelir elde edebiliriz'in hesabını yaptık. 36 milyon TL, başka bir deyişle 20 milyon dolar bu araziden yıllık net tarımsal gelir elde edilebilir. Bu araziyi eğer mayınları temizleyecek şirkete "5 yıl içerisinde temizle, arkasından 44 yıl araziyi kullan" dersek 2009 yılında ihale edileceğini varsayarsak 2014’te mayınların temizlenmesi ve 2059 yılının başına kadar da buranın yabancı bir firma tarafından kullanılması durumu var.

20 milyon dolardan, aşağı yukarı 44 yıl tarım yaptığınızda elde edeceğiniz gelir 880 milyon dolar. Dolayısıyla çok uluslu bir şirketin 50 yıllık bir yatırımı karşılığında 880 milyon dolar para kazanmak için bu işe gireceğini düşünmemek lazım. Çok daha yüksek getiriye sahip iş var. Yarım yüzyıl için 880 milyon dolar kazanmak için sırf tarım yapmak için gelmezler. Peki bunun nedeni ne olabilir? Su kaynaklarına yakınlık olabilir. Her ne kadar yasa tasarısı 'Petrol ve maden kanunu hükümleri saklıdır' diyorsa da yasa tasarısında yapılabilecek değişikliklerle petrol ve maden alanlarında tanınan ayrıcalıklardan yararlanmak olabilir. Yine hiç kuşku yok. Bu kadar stratejik bir alanda böyle bir koridora sahip olmak müthiş bir askeri üstünlük anlamına gelir.

15 BİN İNSANA İŞ SAĞLANABİLİR
Peki bizim önerimiz ne? Önerimiz şudur: Türkiye’de tarım arazilerinin ortalama işletme genişliği 6 hektar, tam söylemek gerekirse 59 dekar... Biz burayı 59 dekarlık işletmelere bölersek bu alandan tam 2881 adet tarım işletmesi çıkıyor. Bu tarım işletmelerinin yıllık geliri 11 bin TL düzeyinde oluyor. Yani 20 milyon doları 2881 işletmeye bölerseniz. Aşağı yukarı yılda 11 bin lira geliri olan tarım işletmeleri elde ediyorsunuz. Bir tarım işletmesinde 15 yaşın üzerinde yani tarımda iş gücü olarak tanımlanan en az 5 insanın çalışacağını öngördüğünüzde 15 bine yakın insana iş anlamına geliyor.

Bu arazilarin kaça temizleneceği hakkında spekülasyonlar yapılıyor ki; '1.5 milyar dolar tutar' diyenler var. 50 yıllık getirisi 880 milyon dolar olan bir yere kim 1.5 milyar dolar para harcar. Daha önceki ihalelere gelen tekliflerden biliyoruz ki burası maksimum 100-150 milyona temizlenecek bir alan. 20 milyon dolar net getirisi olan bir alan yani 5 yıllık kazancı ile oradaki mayını temizlenecek alan. O zaman biz 5 yıllık kazancıyla temizlenecek bir alanı neden yabancılara veriyoruz? Buranın tarımdan daha çok konuşulması gereken stratejik konumu ve bunun doğurduğu özellikler.

KÖYLÜYE BİLGİ,TEKNOLOJİ, PAZARLAMA DESTEĞİ SAĞLANMALI
Güneydoğu Anadolu bölgesinde su götürmemiz gereken 1.7 milyon hektar alan var. Bizim üzerine konuştuğumuz alan 21 bin hektar yani arazinin sanıldığı kadar büyük bir arazi olmadığını görelim. Kıbrıs adasının iki katı büyüklüğünde olduğunu söylüyorlar. Bunlar hesap bilmiyorlar burası Kıbrıs adasının onda biri kadar. Bu alandan biz 100 bin ton buğday üretebiliriz. Küçük bir alan ama üretme kapasitesi açısından çok da küçümsenecek bir alan değil. 200 bin tonun üzerinde pamuk üretebiliriz.

Hepsinden önemlisi bu arazide geçiş dönemi açısından bir sorun yoksa doğrudan organik tarıma başlayabiliriz. Buradaki topraksız köylü tarım işini alıp yapabilecek durumda mı? Hayır değil. Bunu neyle desteklemek lazım? Öncelikle bilgiyle, teknolojiyle, pazarlama olanaklarıyla desteklemek lazım. Eğer bunları yapmazsanız toprağı dağıtacağınız köylünün elinden o toprakların çok kısa sürede birileri tarafından toplanacağını görürsünüz. Bu saydıklarımızı yapmanın yolu da köylüleri doğru dürüst bir kooperatif yapı altında birleştirmekten geçer. Bu kooperatif yapıda her işletmeden sorumlu olacak teknik elemanlarla çalışmaktan geçer. Organik tarımı bir köylü 'hadi ben başlayayım' deyip yapamaz.

MAYINLARIN TOPRAĞA KALINTISI VARSA ORGANİK TARIM YAPAMAZSINIZ
Bir alanda organik tarım yapmak istiyorsanız. O alanın kimyasallarla yani zirai mücadele ilaçlarıyla, gübrelerle kirlenmemiş olması gerekiyor. Bu alan 1954’ten beri mayınlı ve dolayısıyla kimyasallarla kirlenmemiş bir alan dolayısıyla bu insanlara öncelikle organik tarımı çağrıştırıyor. Daha evvel konvensiyonel tarım yaptığınız bir bölgede organik tarıma geçebilmeniz için sertifikasyon kuruluşlarının eşliğinde 2 ya da 3 yıl geçiş süreleri uygulamanız lazım. Burada böyle bir sorun olmadan doğrudan organik tarıma başlayabilirsiniz. Ancak eğer oradaki mayınların toprağa yönelik herhangi bir kalıntı etkisi varsa bunu tamamen bir varsayım olarak söylüyorum. O zaman organik tarım yapmanız mümkün değil.