'Yere Düşen Dualar' romanı Almanca ve Fransızca'dan sonra İsveççe'de yayınlanacak olan Sema Kaygusuz, başka dil ve kültürlerde okunmanın yazar üzerine etkilerini anlattı.

Romanını "bıçaksırtı bir metin" olarak tanımlayan Kaygusuz, kitabına Türkiye'deki eleştirmenlerin de sahip çıktığını söyledi. Ancak, "Benim hayattaki payım dışarıda daha hakkaniyetli" dedi.

LE MONDE'UN YAZISI
Le Monde’un kitap ekinde 6 Mart'ta yayımlanan yazıda eleştirmen Nils Ahl, 'Yere Düşen Dualar' için şunları söylüyor:

"Sema Kaygusuz’dan hem alabildiğine yüklü hem de kar tanesi gibi hafif bir ilk roman. Yazar büyük bir anlatı yeteneğiyle miti şiirsellikle harmanlıyor. Bir ilk roman olan Yere Düşen Dualar’ın ilk sayfalarından itibaren, kendini edebiyat ve düşlerin arasında hazla kaybeden Leylan’ın güçlü sesi sarar okuru. Hem yoğun hem de kırılgan bu roman kahramanı o kadar olağanüstüdür ki, bu noktada insan Türkçe bilmediği için üzüntü duyar.

Leylan, Sema Kaygusuz’un asli yeteneğinin bir göstergesi değilse eğer, bir ilk roman için büyük bir şans ve hatta bir lütuftur. Ancak biz kesinlikle bunun Sema Kaygusuz’un yeteneği olduğunu düşünüyoruz, çünkü romanın ikinci bölümü gerek enerjisiyle gerekse tutkusuyla bunu kanıtlar.

İkinci bölümde anlatı bir masala bürünerek daha mesafeli bir hal alır. Bu bölüm, birinci bölümün mitsel ve şiirsel araçlarla yeniden yazımıdır. Romanın en büyüleyici güzelliği, başka bir yerdeki hakikâti arayan dairesel izlektir. Ve bu dairesel izlek ilerleyen sayfalarla birlikte romanın her iki bölümünü sıkı sıkıya birbirine örer.

Duaların düşüşünü kuru bir yaprak, bir kar tanesi gibi tahayyül etmek gerek. Daha iyi bir başlık düşünülemezdi. Sema Kaygusuz’un romanı tam da böyle işte: Hem alabildiğine yüklü hem de bir kar tanesi gibi hafif."

BAŞKA BİR KÜLTÜRÜN EVRENSELE DEĞEN SÖYLEMİ VAR
Yere Düşen Dualar'ın Fransızca'da okunduğunda da bu kadar etkiliyor olması sizi nasıl etkiliyor? Farklı dil ve kültürlerdeki insanların kitaplarınızı okuması farklı bir heyecan yaratıyor mu?

Nils Ahl'ın söylediği, “Türkçe bilmediğime üzülüyorum” sözünün bendeki tınısı şöyle: Bir metin yazdığınızda bu bir çeviri olarak okunmuş olsa da okuyan şunun farkında; Türkçe bir imgelem okuyor. Çünkü orada “gönül”, “aşk”, “alem” gibi başka bir kültürün evrensele değen söylemi var. Bu söylemin de Türkçe olduğunun farkında. Dolayısıyla da ben bunu ötekine iletmekten, kendi dilimle başka bir dile iletmiş olduğumdan emin oluyorum. Elindeki metnin çeviri metin olmasına rağmen anladığı duyduğu şey, Türkçe aleme ait olduğunu biliyorlar. Bu da çok mutluluk verici.

Bunu Almanya’da da, Fransa’da da fark ettim. Yapıta daha çözümleyici yaklaşıyorlar. Bir kere herkes kitabı okuyarak geliyor. Çünkü zaman ayırıyorlar; orada uzmanlaşılmış artık. Kültür sanatta, edebiyatta yazı yazacak olan kişinin işi zaten kitap okumak. Onun üzerine başka işler yığmıyorlar. Dolayısıyla herkes konuşacağı konuda çalışmış ve bundan zevk alıyor şekilde geliyor ve çözümleyici bir bakışla geliyor. Benim görüştüğüm kişi Le Monde’un içinde çalışan bir eleştirmen; gazeteci değil. Dolayısıyla kitaba ayrılan zaman daha fazla, yazarın hayattaki payı da bu yüzden daha hakkaniyetli.

İlk romanınızın yankılarının bu kadar uzağa düşeceğini öngörmüş müydünüz bilmiyorum ama, bundan sonraki çalışmalarınızda kitaplarınızın başka dillerde okunuyor olmasının üzerinizde bir etkisi olacak mı?
Yazarken hep şöyle bir motivasyonum vardır: Ben bu yazıyı yazıyorum, bir Portekiz’li, bir Arjantinli bir Almanın da okuması için. Yazıyı dünyaya yazılan bir şey olarak algılamış ve her zaman o motivasyonla yazmışımdır. Ama romanım çevrilir, yayınlanır diye bir öngörüm yoktu.

AFALLAMA VE SEVİNÇ YAŞADIM
Bir karşılaştırma yapmanız gerekse, Yere Düşen Dualar ‘ın Türkiye’deki yansımalarını nasıl buldunuz?
Doğrusu çok iyimser değerlendirdim. Çünkü Yere Düşen Dualar, çok bıçaksırtı bir metin. Klasik roman anlayışının dışında, belirli bir kurala yaslanıyor sonra o kuralı yıkıyor. Bir hikayenin iki kez anlatıldığı bir roman. Birinci bölümü lineer bir zamanda geçiyor, ikinci bölümü hiç zamanda geçiyor. Zorlayıcı bir metindi, bıçak sırtıydı. Ama Türkiye’de belirli kanaat önderleri ve eleştirmenler bu kitaba sahip çıktı. Ve bu kitabı işaret ettiler. Dolayısıyla ben Türkiye’den almış olduğum destekten hoşnutum. Çünkü kitap Fransa’da da tanıtılırken “Türkiye’deki eleştirmenler tarafından beğenilen”, “Son dönemin işaret edilen parlak yazarlarından” gibi cümlelerle tanıttılar beni. Ama sonuçta burada beni tanıtanlar edebiyatçı ve akademisyenlerdi, eleştirmenlerdi. Ama ben bu ilgiyi orada (Fransa) gazete düzeyinde görünce bir afallama ve sevinç yaşadım. “A ne kadar hoş, ne kadar güzel “ diye düşündüm.

“Yere Düşen Dualar”ınız kabul oldu yani.
Evet öyle...

Kendinizi değerbilirlik anlamında şanslı buluyor olmalısınız. Bu cesaretlendirici bir şey herhalde..
Evet, cesaretlendirici. Bir de ben hiç yakınmamayı, şikayet etmemeyi tercih ederim. Çünkü herkesin hayatta bir payı vardır, herkesin dünyada bir payı vardır. Ben bana düşen payın bana hakkaniyetle verildiğine inanıyorum.

İYİMSERLER CEHENNEMİNDE YAŞAYAN BİRİ OLARAK...
Genelde yazarlar, sanatçılar öyle düşünmüyorlar. Bu konuda çok kadir bilir toplum olmadığımız için...
Ben arlara artık razıyım, hak aramıyorum ki zaten. Açıkça söylüyorum: Ben bir okur için değil, okura yazıyorum. O bağlantı zaman içinde kurulacaktır. Zaman uzun ve derinlikli bir şey, şimdiden onu değerlendiremeyiz. İyimserler cehenneminde yaşayan biri olarak hiç özgüveni yitirmeden, kendi okuruma, bağlı olduğum sülaleye, içinde bulunduğum kabileye yazmaya devam ediyorum.

KAYGUSUZ'UN 37 YILLIK ÖYKÜSÜ
Sema Kaygusuz, 1972 Samsun doğumlu. Gazi Üniversitesi İletişim Bilimleri Fakültesi, Halkla İlişkiler ve Tanıtım Bölümü’nü 1994 yılında bitirdi. Öğrencilik yıllarında radyo oyunu, koreografi, tiyatro sanatıyla ilgilendi. İlk öyküleri “Kitaplık”, “Adam Öykü”, “Varlık”, “Düşler Öyküler” dergilerinde yayımlandı. Hazırladığı ilk dosyayla, Varlık Dergisi Yaşar Nabi Nayır Gençlik Ödülü (1995), ikinci dosyayla 1996 Gençlik Kitabevi İkincilik Ödülü aldı. Ödül alan bu iki dosya kitap olarak yayımlanmadı. “Ortadan Yarısından” (1997), “Sandık Lekesi” (2000), “Doyma Noktası” (2002) adlı öykü kitapları yayımlandı. “Sandık Lekesi” adlı kitabıyla 2000 yılında Cevdet Kudret Edebiyat Ödülü’ne layık görüldü. Zaman zaman “Atlas” dergisinde coğrafya yazıları yazan yazar, "yaratıcı okuma" üzerine atölye çalışmalarını sürdürüyor.