Gazeteci yazar Uğur Mumcu tam 19 yıl önce, 24 Ocak 1993’te bombalı bir saldırıda katledildi. Üzerine gittiği konular, kaleme aldığı yazılar, ortaya çıkardığı bağlantılar neden hedef seçildiği sorusuna yanıt veriyor.

İlişkili Haberler


Mumcu cinayetine ilişkin karanlık noktalar aradan bunca zaman geçmesine rağmen hala aydınlatılabilmiş değil. TBMM’de kurulan komisyonlar, dava süreci ve diğer soruşturmalar da olayın perde arkasına dair akıllardaki sorulara yanıt bulamadı.

Türk halkı, 19 yıl önce 24 Ocak’ta bir aydınını daha yitirdi. Karanlık güçler, istediklerini aldı, halkın sesine tercüman olan bir sesi daha susturdu.

Mumcu’nun öldürülmesinin ardından, araştırdığı, düşündüğü, onlarca kitabını ve 5 bin civarındaki yazısını kaleme aldığı; kimi zaman da misafirlerini ağırladığı çalışma odası da sessizliğe büründü.

O oda 19 yıl sonra ilk kez kapılarını açtı. Uğur Mumcu’nun eşi ve aynı zamanda CHP İzmir Milletvekili Güldal Mumcu ile bir gazeteci için pek çok anlam ifade eden Uğur Mumcu’nun çalışma odasında konuştuk.

BİR KESKİN KALEM, BİR KIRIK GÖZLÜK!
Şair, Uğur Mumcu’nun öldürülmesinden dolayı duyduğu acıyı, “Bir keskin kalem, bir kırık gözlük, yürekli yiğitlere hatıran olsun” dizeleriyle anlatmıştı yıllar önce.

Odada ilk dikkatimizi çeken de onlar oldu. Bir camekanın içinde o günü anlatırcasına korumaya alınmışlardı…

KARAR VİCDANLARI KANATTI
Uğur Mumcu’yu anlatırken, diğer cinayetlere de değiniyor Güldal Mumcu. Hrant Dink davasında verilen karara o da tepkili.

Mumcu, “Mahkemenin vermiş olduğu karar hepimizin vicdanını kanatmış ve yaralamıştır. Yakın tarihle yüzleşmek ve yakın tarihe hesap sorma arzusu var ise ilk önce en yakın tarihten başlamak gerekir. Bir 'derin devlet' var deniyorsa önce en yakın cinayette olan bağlantıları, o 'derinde' neler olduğunu, niye bir çok şeyin kapatılmaya çalışıldığını açığa çıkarmak gerekir…

KÜRT DOSYASI
Uğur Mumcu’nun son çalışması Kürt meselesi üzerineydi. Mumcu, bombalı saldırıda öldürülünce o çalışma da yarım kaldı. Güldal Mumcu, bu çalışmaya da dikkat çekiyor. Son dönemdeki tartışmalara ışık tutması bakımından, Uğur Mumcu’nun 1992’de kaleme aldığı, “Hizbulkontra” başlıklı yazısının, bugün bir kez daha okunmasını istiyor. Güldal Mumcu: "Hizbul Kontra yazısını tekrar herkesin dikkatle okumasını önemsiyorum. Çünkü hem “Kürt Dosyası” araştırmasında… hem Kürt İslam Ayaklanması araştırmasında dikkati çekmek istediği noktalar vardı… Uluslararası bağlantıları olduğunu ortaya çıkarmak için çok gayret sarf etti. Bütün belgeleri ve delileri ortaya koydu. 20 yıl önce yazılmış o yazının birçok şeyi aydınlatacağını düşünüyorum."

Gayet içten konuştu Mumcu. “Eşi olarak özlem duygusunu daha çok hissediyorum” dedi… Mumcu, özlem duygusunu, bir anısını anlatarak dile getirdi: "Ben, eşi olarak özlem duygusunu yoğun bir şekilde, daha çok hissediyorum. Olaylar olduktan sonra babam vefat etti. Bir gün sohbet ederken 'Ben çok özlüyorum' dedim. Babam şöyle bir laf söyledi; 'Kızım, ölüler özlenmez, sadece hatırlanır!..' Ben, ondan sonra Uğur’u çok iyi bir şekilde hatırlamaya çalıştım. Özlemenin, gelebilecek olan birisi için olabileceğini o zaman tam idrak ettim. Her ikisini de rahmetle anıyorum."

UĞUR MUMCU ARAŞTIRMACI GAZETECİLİK VAKFI
Uğur Mumcu’nun ortaya koyduğu birikimler kaderine terk edilmedi. Mumcu ailesi, 1994 yılında Uğur Mumcu Araştırmacı Gazetecilik Vakfını kurdu. Vakıf, Uğur Mumcu’nun yazıları ve kitaplarını yeniden yayımladı. Vakfın, işlevi bununla da sınırlı kalmadı. 17 yıldır, Uğur Mumcu’nun ilkelerini benimsemiş araştırmacı gazeteciler yetiştiriyor.

Vakfın kuruluş amacını Güldal Mumcu şöyle anlatıyor:

"Amacımız, öldürmenin bir işe yaramayacağını anlatabilecek bir şey yapmaktı; onun için bu vakfı oluşturduk. Temellerini, burada Uğur’un çalışma odasında attık. Bu vakıf, ana amaç olarak onun ilkesinden yürüyebilecek gazeteciler yetiştirmeyi benimsedi. Uğur’un bütün kitaplarını tekrar yayınlamaktı. Bütün hepsini gerçekleştirdik ve 30’a yakın çocuğumuz şu anda basında görev yapıyor. Bu benim için büyük bir kıvanç. Ayrıca öldürmekle bir yere varılamayacağını da böylece herkese anlatmayı istedik. Biz öfkemizi sorgulamaya, isyanımızı dirence dönüştürmeye çalıştık ve onun için böyle bir vakıf oluşturduk. Acıyla yok olmamızı isteyenlere karşı acımızı bal eyledik ve sorgu ve suale çevirip direncimizi de böyle bir vakıfla sergiledik…."

BİNLERCE KİTAP… RESİMLER… FOTOĞRAFLAR…
Uğur Mumcu’nun çalışma odası adeta bir araştırma üssü gibi. Hemen hemen her konuda bir kitap bulmak mümkün…

Mumcu, kendisine bir mini dünya yaratmış. Odadaki hiçbir şeyin yeri değiştirilmemiş. Mumcu’nun bıraktığı gibi duruyor.

Fotoğraflar… Babası Hakkı Şinasi Beyle bir masada yan yana… Güldal Mumcu ile bir yemekte… Annesi Nadire Hanım ve eşi Güldal Hanım’la birlikte… Mustafa Ekmekçi ile birlikte Başbakan Ecevit’le sohbet ederken… Cumhuriyet gazetesi yazarı Ali Sirmen’in 12 Mart döneminde hapisten çıkışından sonra, gazetenin sahibi Yunus Nadi ve Genel Yayın Yönetmeni Hasan Cemal’le birlikte…

Hemen girişte solda çerçevelenmiş bir “Sakıncalı Piyade”…

Sağda, 12 Eylül dönemi DİSK davası haber fotoğraflarının neredeyse tamamını kapladığı, çerçevelenmiş Cumhuriyet gazetesi birinci sayfası…

Sağda, en sonunda ve en üstteki rafta, öldürülmesinden önce yayınlanmış, ilk kitabı “Suçlular Ve Güçlüler” dahil kitapları… Ve onların önünde, babası Hakkı Şinasi Bey’in bir Sinop ziyaretinde aldığı bir gemi maketi…

Karşıda, komşu apartmana bakan pencerenin önünde, Uğur Mumcu Vakfının kurulmasından sonra um:ag yayınevince yayınlanan, öldürülmesinden önce yayınlanmış olanlar da dahil tüm yazılarının yayınlandığı kırmızı kapaklı kitaplar..

Özel eşyaları da itinayla korunuyor. Patlama sırasında üzerinde bulunan kalemi, gözlüğü ve saati camekan içerisinde muhafaza ediliyor. En çok da onlar taşıyor 24 Ocak’ın izlerini…

Mumcu’nun az bilinen bir özelliği de bilgisayarı kullanan ilk gazeteci olması.

Mumcu’nun çalışma masası da bilinenlerden çok farklı. Mumcu, özellikle her tarafını kullanabilmek için kare masayı tercih etmiş.