Demokrat Parti genel başkanlığına seçilirken en önemli hedef olarak merkez sağda birleşmeyi işaret eden Hüsamettin Cindoruk ile Anavatan Partisi Genel Başkanı Salih Uzun, birleşme sürecini resmen başlattı. 

İlk görüşmede taraflar 3 nokta üzerinde mutabakata vardı.

Anavatan Partisi Genel Başkanı Salih Uzun "2009 sonuna kadar bütün süreci tamamlamayı öngörüyoruz. Bu süreci yönetecek yol haritasını çıkaracak bir bütünleşme komisyonu kuruyoruz. Bu komisyon, iki tarafın temsilcileri gibi davranmayacak, en sağlıklı önerileri hazırlayacak" diyor.

Demokrat Parti lideri Hüsamettin Cindoruk ise sağda birleşme çabalarını "Siyasi geleneklerden en eski ikisini birleştirmeye uğraşıyoruz. Böyle siyasi gelenekler unutulurlar, aşınırlar ama asla ölmezler" cümlesiyle özetliyor.

Sürecin bu kez iki önemli destekçisi var. 9. Cumhurbaşkanı Sülayman Demirel ve eski Anavatan Partisi Genel Başkanı Mesut Yılmaz.

Eski Anavatan Partisi lideri Mesut Yılmaz "Genel Başkanlık hedefim yok" diyor.

NTV canlı yayınına katılan Yılmaz şunları söyledi:

"Geçmişte bu birleşmenin en fazla olmasını arzulayan kişilerden birisi bendim. Elimden gelen her türlü katkıyı vermeye hazır olduğumu da dile getirdim. Genel Başkanlığa seçildikten sonra Sayın Hüsamettin Cindoruk’u ziyaret ettim. Birleşmede nasıl bir yol izlenebileceği konusunda fikir alışverişinde bulundum. Ondan aldığım mesajları, Anavatan Partisi’ndeki arkadaşlarıma ilettim. Bugün ortak bir toplantı yaptılar. Bu toplantıya beni de davet ettiler. Gördüm ki böyle bir bütünleşmenin sağlanabilmesi için siyasi irade mevcut ve her iki tarafın da iyiniyeti söz konusudur. Zannediyorum ki geçmişteki denemenin başarısızlığından da gerekli sonuçlar çıkartılmıştır. Bu süreç belli bir mekanizmaya bağlandı. Dolayısıyla şu anda iyimser olmamak için hiçbir sebep kalmadı.

"Prensip olarak başlayan sürece devam edilecek ama bu arada hiçbir yeni öneri dışlanmayacak. Her iki partiden 4’er kişinin katıldığı 8 kişilik bütünleşme komisyonu oluşturuldu. Bu arkadaşlarımız hem hukuki hem teknik açıdan değerlendirecek. Böyle bir bütünleşmenin prosedürünü birlikte tespit ederek, iki Genel Başkan'a sunacaklar. Yetkili organların da onayından sonra hayata geçirilecek.

"Bütünleşmeye katkı açısından ben görevimin bugün itibari ile bittiğini düşünüyorum. Benim amacım iki partiyi yapıcı, ortak bir zeminde bir araya getirmekti. Bundan sonraki süreçte katkıma ihtiyaç duyulan her safhada hazır olacağım.

"Bugün tek ve son defa ifade ettim, benim yeni oluşturulacak bu yapıda kesinlikle genel başkanlık arzum söz konusu değil. Genel başkanlığı 12 yıla yakın yaptım. Önümüzdeki dönemde kamuoyundaki beklenti ile paralel olarak, bunun daha genç arkadaşlar tarafından üstlenilmesinin doğru olacağını söyledim."

BİRLEŞME İÇİN AKILDAKİ İSİMLER

Yılmaz "Aklınızda bir isim var mı?" sorusuna şu yanıtı verdi: "Bir değil, birçok isim var. Bunların hepsi yeni oluşturulacak parti bünyesinde tartışılır. İsim vermek için şu anda erken. Amaca hizmet etmeyebilir, hatta zarar verebilir. Bu arkadaşlarımızdan biri genel başkanlığa seçilebilir. Bunu belirleyecek olan, yeni oluşturulacak partinin genel kongresidir. Biz de o konuda fikirlerimizi zamanı gelince söyleriz."

Yılmaz, diğer partilerle birleşime yönelik; Salih Uzun'un, "Ben bunu iki partinin birleşmesi olarak görmüyorum" sözlerinin hatırlatılması üzerine sorulan "Abdüllatif Şener’le bir temasınız olacak mı? Sayın Cindoruk’un DSP’ye yönelik bir çağrısı olmuştu, yeni süreç bunları da kapsamalı mı?" sorusunu da şu şekilde yanıtladı:

"Tabii ama ondan önemlisi; ben bugün Türkiye'de özellikle parlamentoda temsil edilen partiler açısından siyasi merkezin ciddi bir boşlukla karşı karşıya olduğunu düşünüyorum. Bugün merkezin sağında veya solunda kendisini konumlandıran bütün partiler, maalesef belli bir ölçüde kimlik politikası yapıyorlar. Ya dini kimlik ağır basıyor, ya ulusal kimlik, ya da etnik kimlik... Halbuki siyasi partiler meslek kuruluşlarından veya derneklerden farklı olarak, belli bir grubun temsilcisi değil, toplumdaki bütün grupların hepsine hitap etmesi gereken kuruluşlardır.

"Bundan iki yıl önce Türkiye'de farklı bir konjonktür vardı. O zaman AK Parti kendisini bir merkez partisi olarak konumlandırıyordu ve bildiğiniz gibi çok yüksek bir oy oranıyla seçimlerden çıkmıştı. Ama aradan geçen iki sene zarfında AK Parti’nin büyük ölçüde erozyona uğradığını ve bunun bugün de devam etmekte olduğunu düşünüyorum.

"Bunun neticesi olarak iktidar partisi olarak girdikleri ve Türkiye'de şimdiye kadar hiç görülmedik şekilde, valilerin nezaretinde seçim rüşveti dağıtılan bir yerel seçimden, oylarının beşte birini kaybederek çıktılar. Seçimden sonra da bu süreç bana göre artarak devam ediyor. Birçok konuyu topluma anlatmakta zorluk çekiyorlar. Ne Deniz Feneri'ni anlatabildiler, ne kara mayınlarını anlatabildiler. Dolayısıyla bugün Türkiye bana göre dönüm noktasındadır. Ya bu siyasi merkez boşluğunu, merkez partisi boşluğunu doldurarak siyaseti yeniden sağlıklı bir zemine oturtacaktır ya da bu kimlik politikalarına teslim olacaktır. Türkiye'de demokratik rejimin iki önemli güvencesi var. Bunların ikisinin de tehdit altında olduğunu düşünüyorum. Biri basın özgürlüğüdür biri de yargının bağımsızlığıdır."

MAYINLI ARAZİLER MESELESİ

Yılmaz, mayınlı arazilerin temizlenmesine ilişkin tasarı üzerine yürütülen görüşmelerle ilgili de şu değerlendirmelerde bulundu:

"Ben 20 günden beri bu tartışmaları Meclis'te takip ediyorum. Bu güne kadar hala iktidar partisinin niçin bu konuda ısrarlı olduğunu, niye böyle bir kanunu Meclis'e getirdiğini anlayabilmiş değilim. Yapılan açıklamaların hiçbirinde de buna açıklık getirilemedi.

"Türkiye'de 'yap-işlet' formülünü ilk defa hayata geçiren siyasi kadro biziz ama biz bunu hayata geçirirken hiçbir zaman bunun ulusal sınırlar için kullanılabileceğini düşünmedik. Bana göre eğer bu Hükümet hakikaten mayınların temizlenmesini amaçlıyorsa, yapması gereken basittir:

"Bu iş için Savunma Sanayi Müsteşarlığı vardır. Görev olarak onlara verirler... Orada bir icra kurulu kararı alırlar. Genelkurmay Başkanı da üyedir, kuvvet komutanları da üyedir, Başbakan da üyedir. Üstelik Savunma Sanayi Müsteşarlığı'nda bu iş için kullanılacak kaynak da mevcuttur. Dolayısıyla kaynak yetersizliği diye bir sorun söz konusu değildir. Bu iş için talip olan firmalar da vardır. Ama zannediyorum bu işin altında izah edemedikleri başka bir takım amaçlar söz konusudur.

"Bu Meclis'teki olaylı oturumlar da bu şüphelerin haklılığını ortaya koyuyor. Korkarım ki bu yanlışta ısrar ederlerse Türkiye'ye de büyük kötülük yapmış olurlar."